Related Posts with Thumbnails

Teknik Direktörümüz: Abdullah Avcı

18 Kasım 2011 Cuma

Hiddink için her şey belki de Olic, İstanbul'da 2.dakikada ağlarımızı sarstığında  bitmişti. Zoraki bir evlilik gibi geldi bize Hiddink-Türkiye ilişkisi. ''Fenerbahçe'den ayrıldığımda gazete arasına sarıp vermişlerdi paramı'' beyanatı var Hollandalının. Yıllar sonra çuvalla gidiyor olsa gerek ülkesine. Yolu açık olsun ama ben Hiddink'in bize ihanet ettiğini düşünüyorum zira bizler milli ruha en çok ihtiyaç duyduğumuz bir anda Avrupa'ya veda ettik ve Avrupalının tokadını yedik. Yücel İldiz'in ''Kan uyuşmazlığı oldu ne kadar yetenekli olursa olsun bizim oyuncularımız sırtını sıvazlamadan oynayamıyor bazen'' görüşüne de tamamen katılıyorum. Bugün bu sayfa kapandı ve Abdullah Avcı resmen Türk milli takımının teknik direktörü oldu. Kamuoyu görüşü ise beni umutlandırdı. Çünkü hemen herkes; ''başarılı olur ama biz değerini bilemeyiz'' görüşü vardı. Taraftar en azından şunu kabul etmiş; evet hocamız doğru. Federasyon başkanının da dediği gibi bu görevi hak ederek alan adam Abdullah Avcı ile ilgili 26 Eylül 2010 yılında bir yazı yazmış ve Goal.com'un kendisi ile yaptığı röportajı yayınlamıştım. Bu röportajı tekrar okuyanlar bu beyefendi insanın bu ulusa ne kadar yakıştığını daha iyi anlayacaktır. Almanya'nın geçtiği yollardan geçmek ümidiyle ülkemize hayırlı olsun...

Abdullah Avcı röportajı


Read more...

Nereye Gidiyoruz

14 Kasım 2011 Pazartesi


Futbol tarihimizin ilk yıllarını çok hızlı akan siyah-beyaz videolar ve fotoğraflarla hatırlarız. Bugün geriye doğru baktığımızda çok fazla yol aldığımızı söylemeliyiz. Ancak yine de EURO 2012 Play-off maçında Hırvatların bozgununa uğramamızı unutamayacağız. Aslında Türk futbolu için her şey 20 Haziran 1984’te Paris’te oynanan Batı Almanya-İspanya maçının 90.dakikasında İspanyol savunmacı Antonio Maceda’nın 90.dakikada attığı kafa golü ile başladı. Bu golle Almanlar Avrupa Şampiyonası dışında kalmış ve Jupp Derwall işsiz kalmış Türkiye’nin yolunu tutmuştu. Hikayenin devamı malum; çim sahalar, gurbetçi futbolcular, evrim geçiren Türk futbolcular (çalışma şekillerinin değişmesi), yeni antrenman programları… Özgüven kazanan Türk futbolu bugün ulusal takımı ve kulüp takımlarıyla Avrupa’nın çantada keklik görmediği ve Onlardan kupalar, dereceler alan bir güç. Hikayemiz her zaman iş yapacak türden ancak bugün geldiğimiz noktada futbolda tam anlamıyla bir çöküntü yaşıyoruz. Jose Mourinho İngiltere’ye geldiğinde ben 10 milyon teknik direktör olan bir ülkeden geldim demişti. Bizim de 73 milyon teknik direktörümüz var malum. Mesele Hiddink, Fatih Terim, Ersun Yanal ya da Abdullah Avcı’dan daha geniş kanımca. Dizilişler, alınan ve alınmayan oyuncular, primler, statlar kendimize çok malzeme çıkarırız. Türk futbolu için asıl tehlike EURO 2012’ye gidememek değil 4 yıldır kabus gösterttiği Hırvatistan’a kendi topraklarında karşılık bile verememesidir. Futbol ruhumuz çalındı. Sancağı alınan ordu gibiyiz. Dünyanın en iyi savunmacısı ya da golcüsünü yetiştiremediğimize ve bugüne kadar yaptıklarımızı da bilinen kadrolarımızla yaptığımıza göre ihtiyacımız olan şey ortaya çıkıyor. Bugün dünya üzerinde Hollanda – Almanya, Arjantin-İngiltere, Rangers-Celtic  gibi maçlar kesinlikle sadece saha içinde oynanmıyor. Bu maçlar bir protesto, bir başkaldırı, bir isyan. Şanlı bir tarihe sahip bir ulusun böyle hikayeler çıkarması zor olmasa gerek. Sahaya çıkan Türk mevkisini, formunu değil karşısındaki rakibi nasıl görmesi gerektiğiyle mücadele ederse 73 milyon taraftara sahip olur. Gascoigne gibi bir futbolcunun bir İngiliz halk kahramanı olmasının ardında, sarı kart görüp final maçında ülkesini yalnız bıraktıktan sonraki gözyaşları yatar. Evet Hırvat topları ile yıkılmıştı Mostar köprüsü, İzmir’de Yunanlılar denize döküldü. Tenha dağlarda şehit edilenlere yardım edenler malum. O halde bundan sonra yapacaklarımız da malum. Yoksa bir 60-70 yıl daha nereye gidiyoruz diye sorarız kendimize. 


Read more...

Manchester kaybetmez

16 Ekim 2011 Pazar

Liverpool-Manchester United maçlarından 2005 yılından bu yana ilk kez bir beraberlik çıktı ve bugün seri bozuldu. Manchester United sezona fırtına gibi girdi ve zorlanacakları fikstür zaten ilk 8-9 haftaya aitti. Liverpool maçları sezonun en zor maçı olacak diyen Ferguson'un bugün çekindiği de belliydi. Rooney ve Nani'siz 11 bunu gösteriyordu. Uyku veren ilk yarının ardından muhteşem bir ikinci 45 dakika izledik. Liverpool maçı domine etti ve bu sezon ilk 90 dakikasını oynayan Gerrard, Giggs'in baraj hatası ile golünü attı. Maçtan sonra 'barajın üstünden vurmayı düşünüyordum ama bu tip bir gol atmıştım Manchester'a tekrar denedim' diyen Gerrard maçın adamı ödülünü Ferdinand'dan alırken daha fazla şans bulduklarını söylüyordu. Kaptan sonuna kadar haklı ama İngiltere'de bir Manchester United gerçeği var. Futbolla az bir ilgisi olan birine kağıt kalem verin, en iyi orta sahalardan on kişilik bir liste yap dediğinizde bu kişinin aklına gelecek ilk seçeneklerden biri Gerrard olacak ve Manchester United orta sahasından birini yazması da zor. Futbolun sadece futbol olmadığına bir örnek bu durum. Zira bir takıma kısa sürede iyi oyuncular kazandırabilirsiniz ama Ferguson'un kazandırdığı gibi bir kazanma, büyük takım olma ruhunu kazandırmanız yıllarınızı alır. Belki de Ferguson'un yaptığı tek şey bu değil. Zaten Onun sırrı coca-cola'nın şifresi gibi. Birisi çözse O da emekli olacaktır.

Read more...

Real Madrid kaybediyor....

18 Ağustos 2011 Perşembe

Süper kelimesinin dilimizdeki anlamı; Nitelik, nicelik ve derece bakımından üstün olan. Barcelona Süper kupayı tam da bu anlama layık şekilde kazandı. Skor 3-2 olarak tarih kitaplarına geçse de Barcelona sahada nitelik, nicelik ve derece bakımından üstündü. Iniesta'nın ayağından gelen ilk gole mi bakmak gerek ? Messi'nin bilgisayarla animasyon çizer gibi attığı ara pasa mı ? Pique'nin altı Real Madrid'liyi oyundan düşüren topuk pası mı, Messi'nin saliseler süren bitirişi mi sizi hayran bıraktı ? Sahanın sağ tarafına örgü örer gibi paslaşmalar sonrası atılan 3.gol en çok Messi'ye mi yakıştı ? Arsenal'de 6 sezonda göremediğini Barcelona'da 20 dakikada gören Fabegas, Tüm enerji ve gayretiyle Pedro, Xavi... Real Madrid cephesinde ise nerdeyse karambol ile bulunan iki gol... Orta sahası yine ağır, forveti yine beceriksiz, Ronaldo'su yine en etkili ismi.. İspanyolca bilmiyorum ama 2-1 biten devre sonrası Real Madrid sahaya çıkarken Casillas soyunma odası önünde arkadaşlarına hiç de hoş şeyler söylemiyordu! Barcelona futbolun başka bir boyutunu oynuyor. Bu futbolun teknik taktik analizini yapacak yeterlilik çok az insan da vardır zira bu yeterlilik tek bir insandan değil bir camiadan oluşuyor. Hani takımım kaybetsin ama böyle oynasın diyeceğiniz türden bir oyun bu. Real Madrid sınırlı kadrosu yetenekli hocası ve isimleri ile yine sonuca gidemedi. Barcelona ilk kez üç yıl arka arkaya Süper kupayı alıyor bu rekor daha önce Real Madrid'e aitti. Real Madrid'de kaleler bir bir yıkılıyor. Dahası ne Barcelona ilk kez kazanıyor, ne Real Madrid ilk defa kaybediyor ancak maç içinde Pepe ve Marcelo ağırlıklı terör saldırıları güzel futbola vurulan bir darbedir. Dün gece maçı izleyip ortamı geren oyuncularının yarattığı kargaşada rakip takım yardımcı antrenörünün kulağını çeken, gözüne parmak sokan adam Jose Mourinho kaybediyor... Maç sonunda Jose Mourinho, Pepe ve Marcelo'ya övgüler yağdırıp hakemi hedef adam yapıyor.. Real Madrid kaybediyor... Maç kaybetmek, kupa kaybetmek telafi edilebilir ama Jose Mourinho ve Real Madrid'in kaybettikleri kolay kolay telafi edilemez Hele de milyonlarca insanın aklında Messi'nin Battalgazi gibi destan yazdığı bir akşam sonrası... 

Read more...

Romelu Lukaku'nun rüyası


Üstad Necip Fazıl ''Gördüğüm, değildi bildiğim dünya'' diye yorumlamış rüyayı. Uykunun kimi zaman en tatlı kimi zaman en korkunç anıları. Romelu Lukaku henüz 18 yaşında ve Chelsea'ye transfer oldu. Babası eski adıyla Zaire yeni adıyla Demokrotik Kongo Cumhuriyeti'nin milli oyuncusu apoletli. Lukaku, Anderlecht forması giyerken daha 16 yaşında okul gezisi ile Stamford Bridge'e gelir. Hatta futbolla da ilgisinden ötürü bu ziyaret okul yönetimi tarafından video'ya da alınır. Kayıtlarda Lukaku tribünleden Stamford Bridge'i izlerken '' bana bir top verin burada 5 saat hiç yorulmadan oynarım'' diyor. '' Eğer bir gün bu sahada top oynarsam eminim ki annem babam tribünde ağlıyor olacak çünkü bunu yapmaları için sadece buraya gelmem gerek'' diye rüyalara dalıyor. Bu kısa ziyaretin sonunda Lukaku tüm okul çıkmasına rağmen tribünden boş sahayı izlemeyi sürdürürken gözüküyor.Hocası geliyor ve ''Lukaku hadi uyan rüyadan'' diyor. Lukaku son sözü söylüyor... '' Bir gün Chelsea forması ile Stamford Bridge'e çıkacağım''... Daha da ötesi Chelsea'ye geçtikten sonraki ilk sözleri; '' 10 yaşımdan beri burada oynamayı hayal ediyorum. Drogba, Lampard Terry gibi oyunculara el sallamak istiyordum bu rüyalarımın gerçeğe dönüşmesi'' 

Read more...

Classico

15 Ağustos 2011 Pazartesi


İspanya Süper Kupası'nın iki ayaklı oynanıyor olması muhtemelen ilk kez garip gelmedi bizlere. Neticede daha geçen yılın beş El Classico'sunu sindirmeye çalışıyorduk ki yeni sezonun iki El Classico ile açılacak olması ne kadar şanslı bir kuşak oluşumuzu bizlere hatırlattı.

 
Barcelona parçalar diye düşünenler Mesut'un attığı gol sonrası geçen ilk 15 dakika sonunda 5-0'lık maçın rövanşı düşüncesine sahip oldular. Zira Barcelona parçalamak bir yana arka arkaya pas yapamayacak kadar etkisizdi. Real Madrid iştahlı ve istekli olmasına rağmen Mourinho'nun kaderi 2-3 futbolcu performansına bağlıydı. Real Madrid'i bu kadar diri, Barcelona'yı ise bu kadar etkisiz ve eksik görünce bu kez oldu diyen Real Madrid'liler ise henüz ilk yarı bittiğinde hayal kırıklığına uğradı. Villa'nın enfes golü ve son dakikalarda Messi'nin Ramos'tan sekip iki Madrid'liyi ipe yazması sonucu attığı gol. İşte bu iki gol maç sonunda bakıldığında Barcelona'nın tek etkili aksiyonları oldu ve Casillas kalesinde üçüncü kez tehlike görmedi. Ancak o goller Real Madrid'in hevesini kursağında koymaya yetti. Barcelona'ya karşı zaten etkisiz olan Real Madrid orta sahası, Xabi ve Khedira ile iyice hantallaştı. Pepe yine kasaplığa soyundu. Her şeye rağmen Ronaldo-Messi dışında Real Madrid'te Fabio Coentrao, Carvalho, Mesut maça sonuna kadar asıldılar. Sanchez Barça'da çizgide gelecekteki potansiyelini hatırlatsa da Barcelona Pedro'yu da aradı. Maç sonundaki genel kanı Real Madrid bu kadar kötü gününde yakaladığı eksik Barcelona'yı da yenemiyorsa tespitinin yanına parantez içinde Real Madrid Barcelona'yı futbol oynayarak, mücadele ederek oynatmadı yazmak yerinde olacaktır. Rövanş maçında Barcelona kadro alternatifini alacak ki devre arası açıklanan Fabregas bile sahada olabilir. Real Madrid ise sadece formayı değiştirip deplasman forması giyebilir. An itibariyle Jose'nin elinde bu imkan yok, Kaka'da ise gönlü yok.. Sonuç Süper kupa süper bir rövanş ile Nou Camp'da kalacak gibi bu durum da artık bir Classico olmak üzere...

Read more...

İşte Premier lig bu !


13 Ağustos'da başlayan Premier ligin 2011-2012 sezonu ilk golünü, sezonun ilk penaltısını kaçıran Luis Suarez kaydetti. Premier lige bu yıl iddialı başladı Liverpool. Takım oyuncusu tabiri kullanabileceğimiz oyuncuları kattı kadrosuna. Charlie Adam gibi. Sunderland önünde erken gol ile moral buldular ancak maç anında bir anket yapılsa Anfiel Road'da takımın şampiyon olacağı sonucu çıkmazdı. Sunderland ilk yarı boyunca hiç etkili olamadı. Zaten son 10 Liverpool maçında sadece 3 gol atabilmişlerdi ki bu 3 gol de Darren Bent'den gelmişti. Ancak ikinci yarı toparlandılar ve harika bir gol sonucu Sebastian Larsson skoru 1-1 yaptı. Liverpool gol sonrası yine Kuyt'a sarıldı ama maçı kurtaramadı ve Liverpool yine gülemedi.

Arsenal yeni sezona St. James Park'da merhaba dedi. Fabregas'sız çok maç oynadı bu takım ama onun külliyen olmadığı bir anda sıradan bir EPL takımı gibiydiler. Geçen yıl 30 dakikada skoru 0-4 yapan sonra o maçı 4-4'e getiren ruh halindeydiler. Çabaladılar gol bekledikleri yeni transfer Gervinho kırmızı kart gördü ve sonuç olarak Arsenal tatsız tuzsuz bir futbol ile 0-0 berabere kaldı. Wenger Jagielka'yı düşünüyor. Soyunma odasında daha çok yıldız olmalı diyen Nasri'nin de gitmesi an meselesi. Wenger'in en zor yıllarından birisi olacaktır bu yıl. Acilen bize yeni bir Fabregas, Van Persie sunması gerek yoksa Arsenal artık popülerliğini de kaybetmek üzere.

Chelsea'nin sezona 5-6 hatta 7-8 gol atarak başlamasına alışkınız. Bu kez yeni bir hoca ile başladılar lige Andre Villas Boas kendisini ispatlamış bir hoca buraya EPL'nin yanı sıra CL'yi almaya geldi burası bir gerçek. Ancak Chelsea'nin en güçlü bölgesi aslında en zayıf noktası. Orta saha.... Her şeyin sonunda orada ayakta kalan tek isim Lampard oluyor. Ramires ve Mikel oraya çare olamadılar. Stoke karşısında sert futbola boyun eğdiler. Stoke City bildiğimiz gibi Tony Pulis'in takımı hala taçtan gol atmayı deniyor. Takımın fizik gücü çok yüksek bu da Chelsea'ye yetti. Eridi gitti tüm çabaları. Chelsea geçen yıl olduğu gibi gittikçe oturan ve ivmesini arttıran bir ekip olabilir ancak geçen yıldan en az bir adım daha ileri gitmeleri şart yoksa sene sonunda dejavu yaşayabilirler.

Manchester United bizlere Community Shield maçında M.City'nin bu sezon neler yapabileceğini de, neler yapamayacağını da gösterdi. EPL'ye ise ilginç bir deplasmanla başladılar. Geçen sezon evinde 18'de 17 yapan United'a tek çelme West Bromwich Albion'dan gelmişti. Bu kez United işi sıkıya almış ve ilk 10 dakika abluka altına almıştı WBA kalesini bir klasik olarak Rooney ile golü de buldular. Ancak De Gea CS maçından sonra bir hatalı gol daha yedi ve maç bir anda 1-1'e geldi. Vidic ve Ferdinand da sakatlanıp çıkınca sezona 3 puanla başlaması zora girdi. Burada da bir United ve EPL klasiği devreye girdi ve Ashley Young ile United son dakikalarda öne geçti ve maçı 1-2 kazandı. Ferdinand 6 hafta yok. Ferguson maçın en talihsiz adamı De Gea için ''O daha çocuk öğrenecek ve üstesinden gelecek, bugün 20 yaşındaki De Gea'yı eleştirenler zamanında Schmeichel'i da ilk maçlarında eleştirmişti ancak sonradan onun tüm zamanların en iyi kalecilerinden biri olduğunu izledi''. Sir dediyse bize beklemek düşer. Ancak De Gea'yı anlamak kolay. La Liga'dan sonra gelip burada oynamak herkesin uzaktan goller attığı tempolu oynadığı bir maçı takip etmek,, 2-0 geriye düşüp Evans ile Cleverley ile Smalling ile maç çevirmek çok da alışık olmadığı şeyler olsa gerek.

Özetle Premier lig'de başlangıç ışıkları geçen yılı işaret etti ve işte Premier lig bu dedirtti.








Read more...

Robbie Keane Amerika'da


Robbie Keane Premier ligi takip edenler tarafından her zaman sevilen ve izlenmesi zevk veren bir oyuncuydu. İrlandalı bir yıllık kötü İnter macerası dışında hep Premier ligde yer aldı ancak Tottenham onun evi gibiydi. Liverpool'a flaş gidiş - gelişi de oraya olmuştu. En güzel gollerini ve en güzel günlerini orada geçirdi. Teklif olmasına rağmen Premier ligde kalmayıp Amerika'yı tercih etmesi artık 'azıcık aşım kaygısız başım' moduna geçtiğini gösteriyor. Baskısız bir futbol ve Amerika... LA Galaxy 3 milyon dolara transferi bitirmiş. Artık Beckham ile takım arkadaşı. Artık 31 yaşında olan Keane 549 üst düzey maçta 210 gol atarak muhtemelen Avrupa kariyerini bitirdi. 2008'de evlenmiş, 2009'da bir oğlu olmuştu Amerika'daki sezon takvimine bakınca artık eşine ve oğluna ayıracağı daha bol zamanının olacağını ve Avrupa'ya tatil için sık sık geleceğini söylemek yanlış olmaz. Futbolda aktif emeklilik ikiye ayrıldı. Hayatını yaşayıp futbol oynamak isteyenler Amerika'ya, Büyük para kazanmak isteyenler Katar'a....

Read more...

Kısa ve Öz

12 Temmuz 2011 Salı


''Eğer sadece parayı düşünen bir futbolcuysanız, günün birinde Manchester City'ye yolunuz düşer'' (Gael Clichy)

Altyapısından yetiştiği Cannes'da kimsenin tanımadığı Arsene Wenger sayesinde herkesin tanıma fırsatı bulduğu Clichy'nin yolu bu lafı ettikten 2 yıl sonra City'ye düştü. 7 milyon poundluk transfer ücreti, aldığı para mühim değildir artık. 187 kez formasını giydiği Arsenal'e veda etmiştir ki en önemlisi budur. Paranın forma aşkını nasıl öldürdüğünü mü görmek istiyorsunuz ? Kısa ve Öz..... Gael Clichy Manchester City'de....

Read more...

Paul Scholes'un vedası

18 Haziran 2011 Cumartesi

Futbol oynamaya başladığı günden bugüne hep aynı takım için oynayan ve zamanı geldiğinde bayrağı devreden oyunculara hep hayranlık duymuşumdur. Koleksiyoncu Ferguson'un kadrosunda bu adamlardan çok var malum. Scholes da onlardan birisiydi. Güzel adam tanımına sonuna kadar uyan bu kızıl adam İngiltere'de büyük Manchester denen bir bölgede doğar. Altyapısından yetiştiği Manchester United'da 24 numaralı formasıyla boy göstermeye başladığı günlerde etrafında kendi jenerasyonu olan ve gelecekteki A takımdaki arkadaşları olacak Beckham, Giggs ve G.Neville gibi isimler vardı. Scholes'un sadece yanında oynadığı oyuncuları bir düşünürseniz Manchester United için bir efsaneden söz edildiğini anlarsınız. Beckham, Giggs, Neville, Keane gibi isimlerin yanı sıra yakın zamanda Manchester City'nin teknik direktörlüğünü de yapan bir zamanların 10 numaralı Red Devil'sı Mark Hughes ve Eric Cantona gibi isimler ile süslü bir liste. Scholes hiç kimse tarafından nefret edilmeyen, maç içerisinde sürekli çalışan, savaşını futbol topu ile veren bir yıldızdı. 1994 yılında lig kupasında Port Vale maçıyla başlayan kariyeri 2011 yılında Manchester United'ın 19.lig şampiyonluğu ile sona erdi. İngilizlerin kanayan yarası Dünya Kupasını bir kenara koyarsak Kulüp takımları düzeyinde kazanabileceği tüm kupaları kariyerine ekledi. Her ribaund topta kaleye gönderdiği füzeler ve attığı kritik gollerde unutulmazdı elbette. United adına 676 maça çıkan Scholes 150 gol attı. Bir orta saha oyuncusu için elbette şaşılacak bir rakam. Kariyeri boyunca 90 sarı kart gördüğünü de düşünürsek oynadığı futbolun çerçevelerini çizmiş oluruz. Takım arkadaşları arasında fazlaca utangaç olarak tanınan kızıl adam çocukluk aşkı Manchester United'da bitirdiği kariyeri sırasında bir başka çocukluk aşkı ve üç çocuğunun annesi Claire Scholes ile evliliğini sürdürmekte. Zidane'ın sahada en zorlandığım oyuncuydu dediği Scholes için Xavi : O son 15-20 yılın en iyi orta saha oyuncusu. Benim rol modelimdir. Asla topu kaybetmez, harika son paslar atar ve güçlüdür. İspanyol olmasını ve onunla aynı takımda oynamayı çok isterdim' diyor. Manchester United'ın bayrak adamı Paul Scholes bayrağı devretti. Hoş bayrağı devrettiği bölgede Fletcher, Carrick gibi isimler var ya bu da Manchster United ve Ferguson stili diyelim.

Read more...

Barcelona'yı savunmak

27 Nisan 2011 Çarşamba

Barcelona deyince akıllara gelen ilk şey doğal olarak hücum ve hücum oyuncuları. Ancak bu işin mutfağı misali bir de defans yönü var. Manchester United'a kiralık verilen Pique Avrupa'nın sayılı defans oyuncuları arasına girerken, Marca spor yorumcularına göre Real Madrid'e almak istedikleri tek Barça'lı Puyol her zaman kaptan gibi. Alves'in sadece Messi'ye 18 asist yaptığı bilgisi, Adriano'nun sol bekte form tutması.... Zaman zaman Abidal, Mascherano gibi oyuncular bile o bölgede kullanıldı. Barça'nın yediği gollere bakıldığında muhteşem bir defansa sahip diyebilirsiniz. Ancak bu düşünceyi ters köşeye yatıran şu istatistiğe bakalım. Barcelona bu sezon oynadığı 54 maçta 31 farklı defans dörtlüsü kullanmış. Puan kaybettikleri maçlarda Puyol'un olmaması madalyonun bir yönü iken. Muhteşem bir takımdaşlık ve kollektiflik eseri olan madalyonun diğer yüzü, hücum ve orta sahada olduğu gibi defansta da karşımıza çıkıyor. Bu takımı savunmanın yolu ''gelen gideni aratmaz'' taktiği diyebiliriz. 

Read more...

Nuri Şahin'in gol sevinci

1 Mart 2011 Salı

Bayern Münih haftalardır bu maçı bekliyordu. Hafta içi alınan İnter galibiyeti de beklentiyi arttırdı. Ancak Dortmund bu sene Şampiyonluk için adeta kenetlenmiş. Bayern Münih'i deplasmanda 1-3 yenmek yürek ister. O yüreği sonuna kadar gösterdi Jurgen Klopp'un öğrencileri. 24.hafta sonunda 58 puana ulaştılar ve en yakın rakipleri Leverkusen ile puan farkını 12'ye çıkarttılar. Takımın göz bebeği Nuri Şahin için mübalağa sayılmayacak bir tabir. Takımın saha içi beyni gibi. 6 gol 8 asist ile oynuyor. Attığı 6.gol ise Bayern Münih ağlarınaydı. Harika bir gol atan Nuri galibiyete o denli sevinmiş ki maç sonu sevinç gösterileri sırasında hocası Jurgen Klopp'un üstüne atlarken hocasının gözlüğünü kırmış. Klopp küçük bir de yara almış. Eline megafonu alıp taraftarları ile tezahürat yapan bir hocanın çılgın bir öğrencisi olması son derece doğal. Nuri Şahin yıllar sonra kazanılacak olası bir Dortmund şampiyonluğunda hayati bir rolü başarıyla oynuyor. 

Read more...

Louis Saha'nın kazası

32 yaşındaki Fransız oyuncu Pazar akşamı bir trafik kazasından şans eseri burnu kanamadan kurtuldu. Klişelere tam olarak uyan bu kaza İngiltere'de trafiğin yoğun aktığı Altrincham Road'da saat 21 sularında gerçekleşti. Saha 170 bin poundluk 458 Italia Ferrari'sinin kontrolünü kaybedip yoğun trafikte büyük bir tehlike atlatmış. Kazanın ilginç tarafı ise Ferrari'nin bu modelinin dizayn hatası nedeniyle geri çağrılan model olması. Saha'nın araç içinde yaşadığı soruna benzer sorunların kısa bir süre önce sırasıyla Paris, İsviçre, Çin ve Amerika'da görüldüğü ve Ferrari'nin konu hakkında açıklama yaptığı ortaya çıkmış. Tabi kazayı yapan popüler bir sporcu olunca Ferrari bir açıklama daha yapacaktır. Şimdiden Britanya'daki hız sınırları ve aracın modifikasyonu hakkında yorumlar sızmış. David Moyes kazadan sonra Saha'yı ilk arayan kişi olmuş ve ilk açıklama da ondan geldi. 

Read more...

Süper Lig 23.Hafta Değerlendirmesi

Gaziantepspor 2-1 Eskişehirspor
Gaziantepspor sezon başı iyi kadro ve büyük umutlarla başladı. Tolunay Kafkas ve onun takviyeleri ile 2.yarı tam ritimlerini buldular. 2011 yılında oynadıkları 9 resmi maçta da yenilmediler. Oynadığı son 12 resmi maçı kaybetmiyorlar. 5 maçta 6 gol atan Gaziantepsporu'un altın çocuğu Cenk Tosun ise Türk futboluna harika bir renk getirdi. Geldiği günden bu yana oynadığı futbol ve attığı gollerle adını ezberletti. Eskişehirspor maçında attığı goller herhangi bir major Avrupa liginde görülebilecek cinstendi. İki kaliteli gol, iyi futbol Gaziantepspor'a galibiyeti getirdi. Eskişehirspor'un Antep'te galibiyeti yok. Bugüne kadar oynanılan 7 maçta 3 mağlubiyet, 4 beraberlik elde edebilmişler. Lig tarihinde Antep'te yalnızca 3 gol atabilmişler. Bülent Uygun Eskişehirspor'un agresif yapısına uygun mu değil mi zaman gösterir ancak Tolunay Kafkas geçen her yıl değil, her saatte kendisini daha da geliştiriyor. Tıpkı yönettiği takımlar gibi.

Bucaspor 0-2 Bursaspor
Bursaspor lig tarihindeki ilk şampiyonluğunu alınca bazı şeylerin daha kolay olacağını düşündü. Ancak Şampiyonlar liginde yaşadıkları acı tecrübeler onlara büyük bir ünlem oldu. Doğru yolu devre arasında buldular. Bu tecrübeyi transfere aktardılar. Kenny Miller tartışmasız ligin en iyi golcülerinden. Bu maçı anlamlı kılan tek şey onun attığı harika gol. Avrupa liglerine biraz yakın birine yabancı gelmeyen ama bu lige yabancı gelen tam bir Adalı golcü vuruşu ile köşeye sert ve düzgün bir gol vuruşu. Bursaspor taraftarlarının yıllarca unutamayacağı bir golcü olacağı şimdiden belli. Kolay değil 483. resmi maçı 171.golü.... 

Trabzonspor 3-3 Kayserispor
Mehmet Demirkol bu maç İngiltere'de oynansa bir hafta birbirimize anlatırız diyor. Katılıyorum ancak şerh düşüyorum zira bu maçı bu denli önemli ve heyecanlı yapan taraf Kayserispor'du. O kadar organize ve estetik oynadılar ki maçı 0-3 kazanmama nedenleri takımın en zayıf halkası, oynadığı her takımın en zayıf halkası Hamidou. Kayserispor'un Bursaspor'dan iki gömlek üstün olduğunu düşünenlerdenim. Bu maçta bunu fazlasıyla gösterdiler. Gösterdikleri harika direnç ve taktiksel anlayış zaman zaman ligin üstüne çıktı. Ziani takımı maestro gibi yönetirken Faslı Nordin Amrabat sık sık Trabzonluların yüreklerini ağızlarına getirdi. Ligin en iyi kenar oyuncularından biri oldu şimdiden. Hollanda genç takımında oynayan A milli takımda ülkesine ihanet etmeyen 23 yaşındaki oyuncu Hollanda ligindeki stilini ve yeteneklerinin tamamını sundu bu maçta. Zaten Kayserispor'da herhangi bir Hollanda takımı gibiydi. Trabzonspor bir Kenny Miller'ının bile olmayışının acısını sanırım en çok sene sonu yaşayacak. 

İBB 3-1 Galatasaray
İBB lig tarihinde ilk kez Galatasaray'ı yendi. Ancak düşünülecek taraf yendiği takım Galatasaray mıydı ? Kademe hataları, basit top kayıpları, zayıf bindirmeler, kifayetsiz futbol. Lig tarihinin en kötü dereceleri ve mağlubiyet rekorları. Sakız çiğniyor adam olmaz diye gönderilen yıldız oyuncular. Tüm bunların ortasında TV'de Xavi - Iniesta'yı izleyip tribünde Mustafa Sarp - Ayhan Akman ikilisine sabreden Galatasaraylılar. Geçen yıl takımın eksiği üç aşağı beş yukarı kestirelebiliyordu. Şimdi kaleden forvete her yanı dökülen her ynaı eksik bir Galatasaray. Bu yönetsel hatalar ve inatlar sürerse en fazla 6 ay sonra hiç bir Galatasaraylı Hagi adını duymak istemeyecek ve tüm Türkiye çok iyi futbolcudan iyi teknik direktör olmayabileceğini öğrenecek. Bu sırada Adnan Polat-Adnan Sezgin ikilisi yeni Zapata'lar bulmak için yollara düşerler bu da muhtemel.

Ankaragücü 2-4 Gençlerbirliği
Ankaragücü ligin son 16 haftasında sadece 3 büyükleri yenebildi. Uğur Meleke bu durum için düşünülesi diyor. Haklı elbette. Kadro olarak etkili isimlere sahipler. Sapara ligin en iyi orta sahalarından Metin Akan gol vuruşu düzgün dengeli bir forvet. Maçın 0-2'den 2-2'ye gelmesi bu potansiyellerini gösteriyor. Ancak yönetim kaynaklı sorunlar bu takımın prangası. Futbolcular parasızlıktan Ümit Özat ise maalesef Ziya Doğan, Yılmaz Vural karışımı bir profile hızla koşmasından Başkent takımı bu hallerde. Gençlerbirliği son 7 Ankaragücü maçının 6'sını kazandı. Mustafa Pektemek golleriyle kendini hatırlattı. Oyundan kopmadılar ama sezon genelinde istikrarsız bir çizgileri var ve bu durum bu maça da yansıdı.Bu denli sorunlu ve kötü rakiplerinin hemen üstünde 2 puan farkla yer almaları da bunu gösteriyor. 

Karabükspor 2-1 Konyaspor
Karabükspor Konyaspor'a attığı 2 gol ile gol sayısını 37'ye yükseltti ve lig bitmeden Süper lig tarihlerinde en gollü sezonlarını yaşamış oldular. 4 sezonluk 1.lig maceralarında en etkili yıllarını yaşıyorlar attıkları 37 golün 13'üne imza atan Emenike ve her oynadığı maçta serenat yapan Cernat takımın canavarları. Konyaspor son oynadığı 8 maçta 2 beraberlik ve 6 mağlubiyet aldı. Küme düşme hattının en iddialı takımı görüntüsündeler.

Sivasspor 4-2 Manisaspor 
Sivasspor lig tarihinde ev sahibi olduğu 5 Manisa maçının tamamını kazandı. Bu maçta da Kamil Grosicki'nin futbol şovuyla galip geldiler. Şampiyonluğa koştukları sezonları hatırlatan baskı ve istekle sahada Manisaspor'u ezdiler. Rıza Çalımbay meyve yemeye başladı. Rakip Manisaspor cephesinde ise işler karışık. Ligimize göre iyi bir kadroya sahip olmalarına rağmen oyunları vasat. Genelde Hikmet Karaman Spaletti, Ferguson ayarında görür kendisini bunun takıma da sirayet ettiğini düşünüyorum. Joshua Simpson Manisaspor'un en etkili silahlarından. Kanadalı 2 sezon 51 maçta 15 gol attı Manisa'da. Bu 15 golün 5 tanesi de Sivasspora atılan gollerdi. Bu maçı da boş geçmedi. 

Fenerbahçe 2-0 Kasımpaşaspor
Maçın tamamını izlemeyen birisi ile tamamını izleyenlerin iki ayrı maçtan bahsedeceği bir maçtı. Fenerbahçe 3.dakika geçilirken 2. net pozisyonunu buldu. Kasımpaşa topu ayağına alıp rakip sahaya gitme denemesini 18.dakikada yapabildi. Uzun zamandır Fenerbahçe bu kadar etkili ve istekli görülmedi. Önde baskı yaptılar, sabırlı davrandılar ve kilidi Alex ile çözdüler. Alex De Souza Beşiktaş kadosuna rağmen bu ligin en değerli oyuncusu. Bu değerin ne olduğu istatistiklere bakanın anlayacağı gerçekler. Çok büyük bir oyuncu izliyoruz ve bundan istifade etmeliyiz. Fenerbahçe 1 pozisyon verdi 2 gol şansı gördü kalesinde. Ancak 0-4 geriye düşse 6-4 yapacak enerjiye sahiplerdi. Liderlik etkisi ile Gençlerbirliği maçı daha kolay olacaktır. Bir diğer şans ise Alex Ankara takımlarını çok sever.

Antalyaspor 0-2 Beşiktaş
Antalyaspor son 8 lig maçından 3 beraberlik 5 yenilgi ile ayrıldı. Bu Mehmet Özdilek'in başına ilk kez geliyor. 3 büyükler ile oynanan 5 maçı da mağlup kapamışlardı. Beşiktaş yara sarmak için daha iyi bir rakip bulamazdı. Kazanmaları bir şeyleri tersine çevirmeyecek gibi ancak takıma küçük bir moral olacağı kesin. Guti'nin golü bana Chelsea-Liverpool Şampiyonlar ligi eşleşmesinde F.Aurelio'nun golünü hatırlattı. Sürpriz bir vuruştu. Guti'nin kalitesine yakıştı. Zaten Guti bu takımda Beşiktaş'ın oynadığı her kulvarda kupa vermek için değil bu tatları yaşatmak için var. 

Read more...

Gattuso'nun cezası

22 Şubat 2011 Salı

Gattuso yıllardır futbol dünyasında var olan bir adamdır. Milan ve İtalya milli takımı ile Şampiyonluklar kazanan bu adam bir o kadar da futbol fakiridir. Evet futbol bazen teknik, taktik bir yana mücadele ister ama sahada mücadele etmek ile didişmenin farkını kavrayamayan Gattuso bu oyunun çok da sempatik olmayan yüzüdür. 12 yıldır Milan'da oynadığı maçlara şöyle bir baktığınızda attığı 3-4 gol 3-5 ara pası ki o da Pirlo'nun hatrına olsa gerek. Çıkardığı arızalar, attığı tekmeler, havaya uçurduğu adamlar ise her maçta 3-4 neredeyse. Vukuat bazı futbolcuların kimliği olur ya Gattuso da böyle. San Siro'da Tottenham'a yenilmeyi hazmedemeyip amiyane tabirle daldı Tottenham'lılara. Tottenham yardımcı antrenörü Joe Jordan ile yaşadığı fiziksel tartışma ise Gattuso'nun yıllardır yaptığı şeylerin dışa vurumu gibiydi. Sarı karttan dolayı White Hart Lane'de olmayacaktı. UEFA üstüne 4 maç vermeyi düşünüyor. Hani insan bir Pirlo'ya bakıyor, bir Gattuso'ya... Bir yanda Pirlo.. Futbolu seven 7 yaşındaki bir çocuğun hayali olabilecek bir profil. Diğer yanda ki sahada da hemen Pirlo'nun yanında Gattuso saha içi terör örgütü... Gattuso'nun cezası 4 maç ise bizim cezamız ne ?

Read more...

Van Persie'nin sözleşmesi

14 Şubat 2011 Pazartesi

Robin Van Persie bu yıl kendini aşan Hollandalılardan. Arsenal için ne kadar önemli olduğu oynadığı son 3 maçta ortada. 15 maçta attığı 10 gol ve performansı ona yeni bir sözleşme şansı getirdi. Wenger beş yıllık sözleşmeyi imzalatmış ve işini sağlama almış. Biz oyuncuların sözleşmesini iki yıl kala düzenleriz diyor Wenger. Fenerbahçe sadece bunu yapamadığı için 4 hayati oyuncusunu kaybetti son 4 yılda. Tabi son 4 yılda 4 farklı teknik direktör değiştirdiği de bonusumuz. 

Read more...

Rooney ve galibiyet golü


Kazanan her zaman haklı derler ya böyle bir maçtı Manchester derbisi. City ne yaparsa yapsın gücü şehrin asi büyüğüne yetmiyor. Manchester United maçı bu senenin C.Ronaldo'su benim diyen Nani ve Rooney'nin golleriyle aldı. Ancak Rooney öyle bir gol attı ki Old Trafford yıkıldı. Alex Ferguson; Rooney öyle bir gol attı ki Nani'nin gol attığını unuttum, inanılmazdı diyor. Altı yıl önce Newcastle United'a attığı vole hala unutulmamıştı bu gol ise Manchester United tarihindeki yerini aldı. Alex Ferguson bu golün Old Trafford'da bugüne kadar gördüğü en güzel gol olduğunu söylüyor. Nani'nin golü güzeldi ancak Rooney öyle bir gol attı ki Nani'nin golünü tamamen unuttum. Galibiyet golümüz unutulmazdı diyor. Golün kahramanı Rooney ise; uzun zamandır deniyordum bugüne kadar on deneme yaptım dokuzu direğe yaklaştı bu kez tam istediğim yere gitti diyor. Manchester United bu kadroyla nasıl başarılı oluyor sorusuna güzel bir cevap. 

Read more...

Engin Baytar

13 Şubat 2011 Pazar

Almanya altyapısı alması Engin Baytar'ı Türkiye'deki rakiplerine karşı 1-0 öne geçiriyor bu gerçek. Gerek Gençlerbirliği'nde gerek Trabzonspor'da Türkiye'de oynadığı her dönem bunu gösterdi. Altyapısı tek avantajı değil elbette. Oyunun iki yönünü de oynamayı seviyor. İlle de yabancı bir futbolcuya benzetsem Dejan Stankovic derdim. Her güzelin bir kusuru olur misali, Gençlerbirliği'nde nispeten gözden uzakta olan Engin Baytar'ın yaptığı disiplinsizlikleri transfer dönemleri duyuyorduk. Trabzonspor ve Şenol Güneş buluşması onun için Türkiye'deki en önemli basamak. Ancak milli takıma kadar yükselen Engin bu basamakları çıkmayı bilmiyor. Trabzonspor'un Şenol Güneş'in gelişi ile başlayan değişimi, takım olma olgusu içerisinde bile Engin abartılı itirazları, arkadaşlarıyla uyumsuzluğu, oyundan 90.dakikada bile çıkarken olay çıkartan bir kimlik çizdi. Onu skor ve maçın durumu ne olursa olsun maç sonunda hakemin yanında görmeye alıştırdı bizleri. Tıpkı oynadığı takımın karakteri gibi işler iyi giderken kendi ayağına sıkmaya başladı. Dün Sivasspor maçında Burak ile yaşadığı pas tartışması sonrası oyundan çıkmak istemesi bardağı taşırmasa da Engin'in gelecekte seçeceği iki kapıdan birisini gösterdi bizlere. Oysa Engin Baytar'ı attığı güzel goller ve dün attığı gibi güzel paslarla, yürekten mücadele ile kazanırken, sevinirken görmek Türk futbolu adına da kazançtı. Tabi Engin Baytar bir an önce hesabını yapıp bu zararı tekrar kazanca dönüştürebilirse. Bunu bu ülkede Şenol Güneş ile yapamazsa zaten bu ülkede de yapamaz. Zira geldiği ilk yıl kulübeye mahkum olması, meşhur Kasımpaşaspor maçı sonrası Sadri Şener tarafından kadro dışı bırakılanların arasında olması, Toulouse maçında gördüğü kırmızı kart sonrası ve aynı döneme denk gelen özel hayatındaki sorunlar çok uzakta değil. 

Read more...

Derbi Günü !

12 Şubat 2011 Cumartesi

İngiltere'nin en güzel rekabetlerinden birisi bugün yaşanıyor. Manchester United-Manchester City. Puan tablosunda aralarında 5 puan olan bu iki takım son yıllarda ilk kez zirve için mücadele edecekler. Manchester United olağan dışı bir sezon yaşıyor ve tek mağlubiyetlerini son deplasman maçlarında Wolver'dan aldılar. City ise deplasmanlarda 6 galibiyet 4 beraberlik çıkardı 3 kez de eve üzgün döndüler. Manchester United'ın bir özelliği bugünkü maç için City'yi korkutacak. Old Trafford'da  38 gol atan United kalesinde sadece 8 gol gördü.  City ise deplasmanlarda 21 gol atarak bu korkunun üstüne gidecek. Hafta içi Tevez Arjantin milli takımında yer almamış ve sebebinin derbi maçı olduğu da gizlenmemişti. Günlerdir bu maça hazırlanan Tevez bir talihsizlik yaşadı maç öncesi. Tevez'in kızı iki parmağını evinin kapısına sıkıştırıp feci bir kaza yaşadı. Ciddi tıbbi müdahele olduğu da belirtliyor. Tevez bugün sahada olacak ancak bu olayın tüm ruh sağlığını bozduğu söyleniyor. Tabi Tevez'i tanıyan bilir. Bugün maçı kopartıp formasının altından kızına mesaj verebilir. Geçen yıl Wolfsburg ile Old Trafford'a çıkan Edin Dzeko United'ın başına bela olmuş bir de gol bulmuştu bugün bu mücadele de farklı bir boyut kazanacak. Geçen yıl Old Trafford'da 4-3 kazanan ev sahibi olmuştu. Maçın hakemi EPL'de 3,61 kart ortalaması olan Andre Marriner.

Read more...

Clint Dempsey

8 Şubat 2011 Salı

Amerikan filmlerinde kendimize bir kahraman seçeriz ve kaybetmesini istemeyiz. Bu film savaş temalı ise o askerin ölmesini istemeyiz. Liderlik özelliği, duruşu, tavırları, sadakati, performansı ile ön plana çıkar. Fulham'lı Clint Dempsey tam da böyle bir oyuncu. İngiltere'nin en uyumlu yabancılarından. Evet dil aynı ama trafiğin bile ters aktığı bu ülkede Dempsey Fulham'ı tek başına sırtlayan adam. Bu sezon performans olarak kendini de aşmış durumda. 30 maçta attığı 10 gol onun için bir rekor. Oyunun iki yönünü oynayıp sadece kazanma yönünü düşünen bir oyuncu. Üstüne takım kurulacak kadar kaliteli. En büyük özelliği ise sahaya yüreğini koyması. Aston Villa karşısında takımını bir kez daha kurtardı. Gemisini kurtaran kaptan değil. Ülke inşa eden bir kral gibi. Ronaldo&Messi kıyaslamasının gölgede bıraktığı onlarca cevherden birisi. 

Read more...

İki ayrı Liverpool

İngiltere liginde denge unsuru sorunlu büyük takımların başında Arsenal geliyorsa, bir başka kategoride de karşımıza Liverpool çıkıyor. Bu takım kazanması gereken bir maçı en zor şartlarda kazanmasını çok iyi biliyor. Torres depremi sonrası ilk maç kolay olmayacaktı ancak Dalglish takımın ruhunu da tuzunu da tam ayarlamış. Eski oyuncuların teknik direktörlük maceralarında en büyük avantajı takımı ve camiayı tanımaları. Dalglish'in bir de fazlası var taraftarı da çok iyi tanıyor. Tabi oyuncu seçimlerini de elde ne varsa ondan yana kullanıyor demek de münasaip düşer. Meireles'i Liverpool'un bir yüzü düşünelim. İlk yılı... Yeni hoca geldiğinden beri kendini takıma vermiş, kazanmaya konsatre olmuş ve kendisini bu takıma adamış son bir ay içinde oynadığı maçlar buna en güzel örnek. Bir diğer yüz Maxi Rodriguez. Maça eski arkadaşı Torres'e bıraktığı akıl dolu ara pasıyla başladı. 32.dakikada ise inanılmazı başardı. Bu özelliğini ise Liverpool'a geldiğinden beri gösteriyor. İşte Liverpool'un iki yüzü bu. Gerçek yüz ise Dalglish'in ajandasında olsa gerek..

Read more...

Alışkanlık

Bir futbol takımı tasavvur edin. Dış sahada 45.saniyede öne geçen, 10.dakikada skoru 0-3 yapıp 25.dakikada ise 0-4 yapan ve bu maçtan 4 gol yiyerek sadece 1 puan ile ayrılan bir takım tasavvur edin. Tasavvuru zor olabilir tahmini aşırı kolay bu takım İngiltere sahalarında oynuyorsa adı Arsenal'den başkası olamaz. Newcastle taraftarları son 10 yılın en iyi maçı olarak gördükleri bu maçta skor 3-4 iken bile sahada inanan bir Newcastle göremiyordu. Çünkü Newcastle bekliyordu. Çünkü Arsenal bu kadar kolay teslim olamazdı. Sebep olarak lider oyuncu eksikliği, konsantrasyon eksikliği deyin ne derseniz deyin. Arsenal gibi oynayınca muhteşem bir ahenk içerisinde oynayan bir takımın ara sıra kötü oynamaya hakkı da olabilir ancak bu derece basiretsiz olmasının açıklaması olmaz çözümü olur... Arsene Wenger. Futbolcularını çocukları olarak gördüğünü söyleyen Wenger'in son üç yıldır zirve tırmanışını engelleyen tek sorun bu durum. Bir nevi Trabzonspor sendromu yani kendi ayağına sıkmak...

Read more...

Tuncay Şanlı & Vfl Wolfsburg

2 Şubat 2011 Çarşamba

Tuncay Şanlı tasını tarağını toplayıp gurbet ele düşeli dört yıl oldu. Tuncay dördüncü yılında İngiltere'den sonra yeni bir ülkede Almanya'da 3.takımı Wolfsburg'a transfer oldu. Premier lig havasını aldıktan sonra bu maceranın onun açısından daha kolay ve başarılı geçeceğine inanıyorum. Wolfsburg kulüp olarak da taktik olarak da Tuncay'ın kendisini göstereceği bir ortama sahip. Edin Dzeko'nun gidişi ile Jan Polak, Helmes ve Tuncay takıma katıldı. Wolfsburg'un sezon başından beri oynadığı taktik ve şablonda düz mantıkla ilk bakışta eksik olan Dzeko gözüküyordu. Dzeko hem gol atıyor hem attırıyor hem savaşıyordu. Tuncay Şanlı, Edin Dzeko'nun görevini yerine getirebilir. Üstelik fazladan dinamizmi ile Diego'dan da daha fazla faydalanabilir Wolfsburg. Tuncay'ın Türkiye'de en başarılı olduğu taktiğin bir kopyasını oynuyor Wolfsburg. Arkasında Alex yerine bir başka Brezilyalı Diego var. Nobre yerine de daha yetenekli bir Brezilyalı Grafite. Orta sahayı Josue, Kahlenberg, Hasebe üçlüsü ile kuran Wolfsburg öndeki üçlünün yeteneğine bağlıyor kaderini. Dzeko, Diego, Grafite üçlüsü ne kadar uyumlu olursa takım bir o derece ahenkli oynuyordu. Tuncay Şanlı belki de son Avrupa macerasında Edin Dzeko'nun boşluğunu doldurmak gibi bir görevle karşı karşıya. Brezilyalı oyuncu geçmişi, ada geçmişi Wolfsburg'da Tuncay Şanlı'nın yeniden doğacağını gösteriyor bizlere. Doğuştan içinde var olan futbol aşkı ve savaşçı ruhuna eklemesi gereken tek şey biraz tecrübe. Başarılar Tuncay...


Read more...

Gary Neville kramponlarını astı

Bazı oyuncular vardır amiyane tabirle deli oldukları için sevilirler. Oynadıkları futbol bir yana bu tip oyuncuları sevdiren yegane özellikleri delilikleridir. 35 yaşındaki Gary Neville da bunlardan biriydi. 19 sezonluk Manchester United kariyerine devre arasında nokta koydu. 1991 yılında başlayan kariyeri 602 maç ile sona erdi. Kulübünün resmi internet sitesinden duygusal bir mesajla futboldan ayrıldı Neville. ''Hayatım boyunca Manchester United taraftarı olarak kalacağım. Burada yaşadığım rüya gibi yaşam ve yaptıklarımla doluyum. Dünynanın en iyi futbol takımında en iyi oyuncularla birlikte ve bir çok en iyi oyuncuya karşı oynadım. Elbette futbolu bıraktığım için üzgünüm ancak artık bırakmam gereken zaman gelmişti. Kendimi her zaman bu takımın parçası olduğum için ve başarılarında pay sahibi olduğum için şanslı sayıyorum elbette teşekkür etmem gereken bir çok kişi var ama bir numara Sir Alex Ferguson. Bana 20 yıl boyunca bir çok şans verdi ve yardım etti. O gerçektende dünyanın en iyi menajeri. '' Birlikte oynadığı tüm arkadaşlarına da bu duygusal mesajını iletti ve Gary Neville efsanesini bitirdi. Güle Güle Neville...




Read more...

Rooney'nin dönüşü

Berbatov ne kadar iyi golcüyse Rooney de o derece iyi bir United'lıdır. Ne yaparsa yapsın onun taraftar gözünde apayrı bir yeri vardır. Dünya kupası şokunu atlatmakta zorluk çeken İngiliz milli oyuncuların klasik derdinin yanına eşini aldatması olayı da eklenince performansı dibe vurmuş moralman çökmüştü. Muhtemel ki kendini Old Trafford'da suçlu hissediyordu. Bu hafta Aston Villa maçında Van Der Sar'ın degajını iyi değerlendirip 49.saniyede golü attığında Old Trafford yıkıldı adeta. Wayne Rooney Ağustos ayından bu yana ilk Old Trafford golünü atıyordu zira. Ağustos ayında penaltıdan West Ham'a attığı gol onun son golüydü Old Trafford'da. Rooney 45.dakikada ikinci golü de atarak hayata döndüm mesajını verdi. Premier ligde hala namağlup ilerleyen Manchester United'ın Rooney'nin bu dönüşüne ihtiyacı vardı. Rooney bugün Çok iyi bir şans elde ettik ancak özellikle Chelsea'ye dikkat etmeliyiz. Hele Torres'den sonra çok daha dikkatli ve uyanık olmalıyız diyerek konsantrasyonunu da göstermiş oldu. 

Read more...

Transfer ve etkisi

Transfer zor iştir. En iyi 11 futbolcunun başarısız olduğu binlerce hikaye var futbol dünyasında. Zaten zor olan transferin bir de sezon ortasında yapılanı tüm kilişelere açıktır. Bu yıl yani 2010/2011 sezonu ara transferi gösterdi ki ara transfer döneminde de takımlar kadrolarını güçlendirebilir. Avrupa ve Türkiye bunun sayısız örnekleri ile dolu. Liverpool, Chelsea, Villa, Real Madrid, Beşiktaş, Kayserispor, Milan, Inter, Juventus hemen hemen her Avrupa takımı ve ligimizin de neredeyse tamamı yaz transfer coşkusu yaşattılar taraftarlarına. Bunlardan bir tanesi de Darren Bent. 24 milyon pound eder mi etmez mi tartışmaları ışığında çıktığı üç maçta attığı iki golle mesajını verdi.  Aston Villa'ya adım atar atmaz beni ilk etkileyen şey bir fantastik oyuncu oldu diyerek Pires'i işaret ediyor. Transfer dediğin böyle olur dedirtiyor. Bu hikayenin birde İtalyancası var. Giampaolo Pazzini. İtalya'da çok fazla göze batmayan ama golcülüğünden her zaman çekindiğiniz adamlar vardır. Vucinic, Di Natale, Quagliarella gibi. Pazzini de bu tip oyunculardan biri oldu her zaman. Atalanta, Fiorentina, Sampdoria derken 26 yaşında İtalya'da iş yapar biri haline geldi. 254 maç 83 gollük bu kariyeri ara transferde İnter'e imza atarak farklı bir boyuta taşıdı. Forma şansı bulur mu düşünceleri arasında çıktığı ilk maçta Palermo, Inter karşısında ikinci golü bulmuş skoru 0-2 yapmıştı. İşte o anda Pazzini çıktı sahneye 2 gol attı bir de penaltı yaptırdı. 3 puanı söktü Palermo'dan. 2009 yılından beri milli takım yüzü görmeyen Pazzini belki de İtalya'nın yeni golcüsü olmayacak ama transfer ve etkisi hikayesinin en güzel örneği oldu. 

Read more...

Fernando Torres'in gidişi

2007 sezonunda Liverpool'a katılmıştı Torres. Şimdilerde Agüero'da görülen potansiyel onda fazlasıyla vardı. Genç yaşta 249 resmi maç oynamış 91 gol atmıştı. Liverpool Torres'i 20 milyon pound'a transfer etmişti. Bugün Torres bir mavili. Rakam 50 milyon pound. Garip bir şekilde Premier ligde ilk golünü de Anfield Road'da Chelsea'ye kaydetmişti. Pazar günü ise Chelsea formasıyla ilk kez Liverpool'a karşı oynayacak. Torres Liverpool için çok şey ifade ediyordu. Muhteşem 3 sezonun ardından silik geçirdiği bu sezon da bile ona müsamaha gösterecek kredisi vardı. Anfield Road'ın sevilen çocuğuydu. Gidişi olay olurdu. Oldu da. Ancak bu gidişin sansasyonel tarafı gidilen yerin Barcelona, Real Madrid değil de 350 km uzaktaki Chelsea olması. 142 maç 81 gol bıraktı Torres arkasında. Liverpool'da kalsaydı yıllar sonra Gerrard, Carragher gibi bir efsane olabilirdi. Bunu Torres de çok iyi biliyordu. Ancak içinde yer aldığı 4 yılda kulübün ileri yerine geri gitmesi ve kupa kazanamaması Torres'i mavili yapan nedenlerden olsa gerek. Ada içinde en yüksek bonservis ücreti rekorunu eline alan Avrupa'nın en pahalı 6.futbolcusu olan Torres yeni rekorlarını Chelsea'de kıracaktır. Football Manager oyunlarında elinizdeki oyuncu gitmek isteyince basına bir haber düşer. Eğer oyunu Türkçe dil desteğiyle oynuyorsanız da şu mesajı alırsınız Torres transferini de özetleyen ''Oyuncu kupalar kazanmak gibi bir isteğinin olduğunu ve bunu da Liverpool'da başaramayacağını anladığı için ayrılmak istiyor''.. Öngörü değil sadece bir his diyor ki Chelsea'li Torres ilk golünü Liverpool'a atacak. Tabi Liverpool'lu taraftarlara göre Torres onlara golü çoktan attı. Fotomaçvari bir bitiriş yapalım; Torres KOP'tu... 

Read more...

Gizli Planlar

29 Ocak 2011 Cumartesi

2003 yılında Pierre Van Hooijdonk gülümseyen yüzüyle imza atarken sonradan aslını çözüp QTM dediği (Quality Turkish Media) topluluğa poz veriyordu. Aziz Yıldırım kendisinden ve yönetimi altındaki kişilerden beklenmeyecek şekilde erken davrandı ve golcüsünü lig başlamadan transfer etti. Bu transfer Aziz Yıldırım'a ve tüm camiaya hatta Türkiye'ye bazı önemli mesajlar verdi. Stefan Kuntz, Hagi ve Hooijdonk gibi oyuncular belli bir olgunluğa ulaşmış lider oyunculardı ve takımlarına sadece goller, puanlar değil bir kimlik de kazandırmışlardı. Pierre Van Hooijdonk Fenerbahçe'nin genç kadrosunu arkasına alıp takımını şampiyon yaptı. Bir Fenerbahçe geleneğinde olduğu gibi haketmediği şekilde uğurlandı. Ligin uzun yıllarca abiliğini yapan bu üç İstanbul'lu ekip doğruyu görmüştü aslında ama bakmakla görmek arasındaki farkı görememişlerdi. Her üç takım da yanlış transfer yarışına girdiler. Bu üç takımdan Fenerbahçe ise kendine münasır özel bir transfer politikası geliştirdi. Son saniye basketi gibi transferler. Taraftar tüm transfer sezonu boyunca medyayı izler, takip eder. Duyumlara hislere inanır olur ama transfer gelmez. Transferler genelde son gün yapılır hatta son saatlerde. Xabi Alonso beklerken Josico'yu gören Poulsen derken Baroni'yle yetinen bu taraftar artık bunlara alıştı. Sene başında kadronun bariz olarak en zayıf halkası gözüken yer orta sahaydı. Geçen sene orta 4'lüsü 5 gol üreten takım sezona Selçuk, Baroni ve Emre ile başladı sonuç ortada. Transferin bitmesine 2 gün kala taraftar transfer olacağını öğreniyor. Yine son saniye transferi geliyor anlaşılan. Yada kadro yeterli görülür. CIA'yi aratmayan gizli planların başında takımın başkanı yer alıyor. Oysa üç İstanbul ekibinin diğer iki temsilcisi bu işi çözdüler ve takımlarına takviye yaptılar. Bugün Schuster'i kimse eleştiremez. Hagi'nin de kredisi hala var. Ancak Aykut Kocaman'ı eleştirmek ve göndermek en kolayı. Kolay olan şeyin perde arkası da çok açık. Gizli planlar... Galatasaray stadını yaptı, borçlarını küçülttü, tesislerini artırıyor. Beşiktaş kadrosunu fantastik hale getirdi, stadını yapıyor, açılımlara devam ediyor. Peki Fenerbahçe ? Hala Aziz Yıldırım'ın gizli planlarıyla sürükleniyor. Orta doğuda moda olan yönetime direniş yakın zamanda Kadıköy'de de görülürse şaşırmamak gerek. 

Read more...

Luis Fabiano

24 Ocak 2011 Pazartesi

İspanya'da gol deyince akla gelen ilk isimlerden birisi tespiti Fabiano için yanlış olmayacak bir tespit. Kaleyi görünce zehir akıtan bir yılan gibi olur Fabiano. 30.yaşını yaşayan Luis Fabiano için kariyerindeki dönüm noktası kesinlikle 2005 Sevilla transferi. Sevilla'yı her ne kadar arka arkaya aldığı iki UEFA kupası ile biliyor olsak da İspanya'da bir de La Liga şampiyonlukları vardır. Kanoute ile harika bir uyum sağlayan ve İspanya'nın hatta Avrupa'nın en uyumlu forvet ikilileri olan bu iki oyuncudan Fabiano Brezilyalı olması hasebiyle adını Dünya futbolunda daha da sık duyurdu. Konfederasyon kupası ve Dünya Kupası performansı unutulur gibi değildi. Sene başında sık sık transfere konu oldu adı. Tottenham halen onunla ilgilenen en ciddi taliplisi. Fabiano olduğu takım Sevilla ise bu sene tanınmaz halde. 29 puanla 7.sırada yer alan Sevilla bu hafta Luis Fabiano ile ayağa kalktı. Hat-trick yaptığı maçta Sevilla, Levante'yi 4-1 mağlup etti ve tabiri caizse nefes aldı. Bu hat-trick ile Fabiano La liga gol sayısını 70' e çıkardı. Bir diğer ilginç anekdot ise Fabiano'nun hat-trick'i ile alakalı. Fabiano bu yıl La Liga'da Messi ve C.Ronaldo'dan sonra hat-trick yapan 3.futbolcu oldu. Her ne kadar Barcelona ve R.Madrid yüzünden La Liga rekorlar kitabı sürekli güncellense de Luis Fabiano o kitaba adına yakışır kayıtlar bıraktı. Tabi bu ligde Luis Aragones'in de 160 golü olduğunu unutmamak gerek. 

Read more...

Ruud Van Nistelrooy & Real Madrid

18 Ocak 2011 Salı

Ruud Van Nistelrooy'u nasıl bilirsiniz ? 34 yaşında ve kariyerinde 350'ye yakın gol atan bu Hollandalı için kendini tutamayan bir spikerimiz Bay Gol demişti. PSV ile zirveye çıkıp, Manchester United ile adını Avrupanın zirvesine yazdırmıştı. Real Madrid forması ile de adını gönüllere yazdıran Ruud sakatlıktan kurtulamadığı son Real Madrid yılında Hollandalıları gönder kampanyası ile ayrıldı takımdan. Hamburg ile ilk çıktığı maçta da garip bir tesadüf bu satırları okuduğunuzda oynamış olduğu son maçında da gol attı. Atmaya devam ediyor. Sahada olduğu sürece gol atma geleneği onu golcü diye inleyen Real Madrid'in gündemine yeniden getirdi. Hamburg izin vermedi. Ancak Ruud ''Emir büyük yerden, Real Madrid'i kıramam'' dedi. Transfer olmadı ancak Dünyanın en iyi takımlarından birinin golcü ihtiyacı olduğunda 34 yaşındaki eski golcüsüne yönelmesinin nedeni açık. Ruud Van Nistelrooy 68 la liga maçında 46 gol 11 asist ile oynadı ayrıldı ve Almanya'ya şube açıp gollere devam ediyor. Golcü olmak böyle bir şey olsa gerek. 

Read more...

Darren Bent depremi

Şubat 1984 doğumlu Darren Bent'i ünlü yapan Tottenham transferidir. Tabi sanıldığı gibi orada oynadığı harika futbol ve golleri değil transfer ücretiydi. 25 milyon pound'luk transfer bedeli Darren Bent'i ezmedi ama ona fazla forma şansı da getirmedi. 2009 yılında 10 milyon pound'a Sunderland'e geçmeden bir kaç ay önce başladığı olumlu futbol ve goller onu Tottenham'da tutamasa da Sunderland'e getirdi. Sunderland premier lige son çıktığından bugüne hep iyi forvetlerle oynadı. Darren Bent de bunlardan biriydi. 58 maçlık kariyerine 32 gol sığdırdı. Sene başı transfer edilen A.Gyan da onun hızını kesemedi. Henüz üstünden 1 hafta bile geçmeyen bir dedikodu ise Owen'ın Sunderland'e transfer olma ihtimaliydi. Bu dedikodu gündeme geldiğinde aklıma düşen Sunderland'in forvet hattı oldu. Elbette Stuve Bruce genellikle tek forvet oynuyor ve ilk tercihi Bent oluyordu ancak Darren Bent'in kulübe yazdığı bir mektup rüzgarın yönünü değiştirdi. Bent ayrılmak istiyordu. Tevez ile başlayan ayrılık mektupları İngiltere'de yeni moda olabilir. Stuve Bruce Nedenini bilmiyorum ama gitmek istiyorsa engel olmayız dedi. İşin rengi ise bugün belli oldu. Göreve geldiğinden beri bir şeyleri değiştirmeyi kafasına koyan Aston Villa menajeri Gerard Houllier 24 milyon pound'u gözden çıkarmış ve Darren Bent'i istiyor. Bu transfer sonucunda Darren Bent'in 2,5 yıldaki transfer maliyeti 58 milyon pound'u bulacak. Fenerbahçe'nin ancak Fotomaç üzerinden ilgilendiği Makoun'u transfer eden Villa bu kez de hücum hattına nokta transfer yapma peşinde. Heskey, Carew biraz da mecburiyetten A.Young ve Agbanlahor gol yükünü tek başına çekecek formda değiller. Darren Bent gibi gol ortalamasını belli bir istikrara oturtmuş bir golcü şarttı. Aston Villa kadroya akıllı hamleler yapıyor. Liverpool'un bile yapamadığı çok akıllı hamleler.

Read more...

Gerçek Zaytung haberleri

Zaytung sitesinin haberlerini bilirsiniz. Bir gün manşetten Rafa Benitez derki ''Yorulan defansa geçecek'' haberini okursunuz. Ertesi gün Real Madrid başkanının ağzından ''İbrahim Üzülmez ile ilgilenmiyoruz '' haberini okursunuz. Bazı haberler de var ki bu fantastik haberlerin gerçek olduğuna inanmak zor gelir Zaytung haberi sanabilirsiniz. ilgili haber inanmanın zor geldiği bir başka gerçek olan Barcelona hakkında. İddia artık Barcelona'nın maçlarına özel uygulama yapacak. Barcelona kazanır diyenler artık kuponlarına 3 maç daha yazmak zorunda. 1973-74 sezonunda kırdığı 27 maçlık yenilmeme rekorunu kıran Barcelona'nın maçlarını kazanacağını bilmek artık tahminden sayılmıyor ki anlaşılan Barcelona'lı kuponlar en az 4 maçtan oluşacak kuralı getiriliyor. Barcelona bu hızla devam ederse, FIFA Barcelona maçlarında 2 top kullanacak diye bir haber çıksa da garipsemeyeceğiz.

Read more...

Batuhan masum mu ?

17 Ocak 2011 Pazartesi

Antipatik olmak bir futbolcu için en kolay yoldur. Tüm kesimlerin sevgisini kazanan futbolcu olmak ise bu işin belki de en zor kısmıdır. Bazı çok büyük futbolcuların antipatikliği hırçınlığından kaynaklanır ki bir yere kadar kabul görür. Gascoigne'in yaptıkları onun büyük bir futbolcu olmasından ötürü kamuoyu nazarında dengelendi. Rijkaard, Völler'e tükürdüğünde iki ünlü ve büyük oyuncu arasında geçen bir hadise olarak tarihe geçti bu olay. Tümer Metin büyük futbolcuydu bu yüzden transferi öncesi ve sonrasında her iki takım için istenmeyen durumlarda oldu buna rağmen her iki taraftan da seveni de oldu. Dünya kupalarında Ortega, Van Der Sar'a kafa atacak kadar agresifleşti, Zidane adam çiğneyecek kadar gerildi ve bir başka kupada rakibe kafa atıp ihraç olacak kadar kendini kaybetti ancak bunların hiçbirisi o oyuncuların büyüklüğüne leke sürmedi. Çünkü onlar bu zayıflıklarından önce futbolseverlere bir çok şeyi ispatlamışlardı. İngilizlerin güzel bir tabiri var ''overrated'' diye. Hani bir adama olduğundan fazla değer verip göklere çıkartırsan o adama overrated diyorlar. Bu tabir Türkçe'de tam olarak Batuhan Karadeniz'e denk geliyor. 1991 doğumlu arkadaşımız İçerenköy idman yurdu takımında futbola başlıyor. Babasının eski bir Beşiktaş kalecisi (Orhan Karadeniz) olmasının payı var mı tartışılır tabi Beşiktaş seçmelerini kazanıyor. Mustafa Denizli onun ara sıra da olsa A takıma çıkmasına engel olan ilk hoca oluyor bu sebepten mi bilinmez, henüz tam olarak yalanlanamayan bir '' Sen görürsün'' çıkışı vardır Mustafa Denizli'ye. Eskişehirspor'da kiralık oynadığı dönemde içkili araç kullanmaktan ceza yediği de söylenir dillenir. Batuhan Karadeniz ismi son kez bir dava açma talebinde geçti. Kasımpaşaspor-Eskişehirspor maçında sakatlanan Kasımpaşasporlu Merthan, Batuhan Karadeniz'in kendisini kasti sakatladığını öne sürerek maddi - manevi tazminat davası açmak niyetinde. 3 aylık bir sakatlık sıkıntısı yaşayan Merthan 'Geri geri geliyordu bende elimle ittim sonra tarak kemiğime bastı kasti olarak' diyor. Bir kaç gün önce elini sportmence uzatan Raul ile tokalaştıktan sonra kendince muziplik olarak görse gerek elini tiksinerek şortuna silen adam Batuhan'ın bu sakatlık meselesinde masum olduğunu düşünmek için ermiş olmaya gerek yok. Tüm bu cürümlerin sahibi adamın futbolculuktaki kariyeri ise 14 gol. 4 yılda Bursaspor kalecisi Ivankov ile paralel giden gol sayısı tüm potansiyelini de öldürmüş durumda.


Read more...

Şımarık Babel

12 Ocak 2011 Çarşamba

Premier ligde bir Colin Kazım arıyorsanız fazla zahmete gerek yok Babel ben burdayım diyor. Daha önce yedek kulübesinde cep telefonundan twiter'a mesajlar attığı için eleştirilen Babel'in başı yine twitter ile dertte. 1-0 kaybettikleri Manchester United maçı sonrası hakem Howard Webb'e tepki veren ve bu tepkisini yukarıdaki fotoğrafla dile getiren Babel'e İngiltere federasyonundan ceza gelmesine kesin gözüyle bakılıyor. Babel fotoğrafı silip özür diledi ancak bu konular kolay kapanmıyor. Profesyonel futbolcular derneğinden de Babel'e destek var ancak Liverpool yönetimi ne yapar meçhul. Zira son yıllarda Liverpool'da ıslıklanan tek teknik adam Hodgson hakkındaki eylem planları bile meçhul. 

Read more...

Ayrılık sinyali

Futbolu bıraktıktan sonra kitap yazsa best-seller olacak oyunculardan biridir Ryan Giggs. 600 resmi maç, 11 Premier lig şampiyonluğu, 4 FA Cup, 4 Lig kupası, 8 Community Shield, 2 Şampiyonlar ligi kupası, UEFA kupası süper kupa gibi dehşet verici bir kariyer. Yeni yılın girmesiyle 38 yaşına giren Giggs ilk kez ayrılık sinyali verdi. ''Futbolu bıraktığımda Liverpool gibi büyük maçları özleyeceğim' diyen Giggs'in ayrılık sinyali de bu olsa gerek. Teknik direktörünün transferi için evine kadar gittiği oyuncu 38 yaşında ve hala bırakmadım ama bırakırsam özlerim diyebiliyor. Böyle sembol oyuncular kolay kolay yetişmiyor, tabi yetiştiren de kıymetini biliyor. Ülkemizde forma giyen bir sembol oyuncu da bugün ayrılık sinyali verdi. Alex De Souza 32 yaşında ve Kocaman-Yıldırım koalisyonu ona şu açıklamaları yaptırdı; 'Devam etmek isterim ama Fenerbahçe yönetimi 2 aydır bana haber vermedi, artık teklifleri dinlemeye hazırım. Ben gittiği yere kadar gitsin diyen biri değilim.' Bir yanda vefayı sonuna kadar hisseden bir sembol oyuncu, diğer yanda vefayı kendi internet sitesinde arayan bir sembol oyuncu... Bu durum bile Avrupa futbolu denen şey ile aramızdaki farkı gösteriyor.

Read more...

Kazım transferi

10 Ocak 2011 Pazartesi

Atasözleri bizlere eskileri hatırlatır ya hani bu güzel sözlerin bir diğer özelliği de taşı gediğine koymasıdır. ''Ağzımıza bal çalmak'' da Galatasaray'ın Kazım transferinde taşı gediğine koyarken bize eskileri hatırlatan atasözü. Nedir o eskiler Revivo ve Baliç en yakın örnekler. Bu örnekleri çürüten tek fark Servet ki onun da mevcut halde ne durumda olduğu belli. Yeni bir sayfa açmak bu iki takım arasındaki transferlerde çok başarılı olamadı bir-iki istisna dışında. Kazım transferiyle Galatasaray kulübe bir zaman ayarlı bombayı monte etti. Ne zaman patlayacağı belirsiz olan bir bomba. Fenerbahçe'de geçirdiği yıllarda parlak bir kariyer yok sadece kullanamadığı potansiyel vardı. Fenerbahçe'nin ahlaksızlık yaptıgı için gönderdiği oyuncunun aynı gün Galatasaray' a imza atması başta da belirttiğim gibi ''Ağza bal çalmak'' dan başka bir şey değildir. Galatasaray yönetiminin en etkili transferi konumunda olan Kazım için taraftar da ikiye bölündü. Kazım yerine Semih Şentürk geçmiş olsaydı bu tespitler belki havada kalırdı. Kazım ise özel hayatı nedeniyle hem oynamayan hem takımın ahengini bozan adam rolünde. Galatasaray yönetimi takıma değil taraftara katkı yapan bir transfer yaptı. Bu katkı da kısır bir döngüden başka bir şey değil. 'Ya Kazım Fenerbahçe'yi yıkarsa' bu kısır döngünün 2011 versiyonu. Galatasaray taraftarının en hassas noktası olan Fenerbahçe ile onları vurmak bile Galatasaray yönetiminin hangi yolda olduğunun en güzel kanıtı. Bu yazıyı okuyan her iki takım taraftarı da 'Ya Kazım Fenerbahçe'yi yıkarsa' düşüncesini aklına getirdiyse bu Galatasaray yönetiminin hedefine ulaştığının göstergesidir.

Read more...

Premier ligde teknik direktör olmak

4 Ocak 2011 Salı

Garip bir ligdir Premier lig bir yanından bakarsınız Arsene Wenger, Alex Ferguson gibi yıllarca aynı ligde aynı takımda kendilerini defalarca ispatlayanlar diğer yanda bizim ligdekiler gibi olmasa da gezen teknik direktörler. Yıllarca aynı takımda kalanlardan biri de Rafa Benitez'di. Peşinen belirtmekte fayda var. Bu adamın taktik bilgisi ve rotasayon bilgisi çok üst düzeydir. Her teknik direktörde biraz olan Benitez'de biraz fazla olan bir duygu yüzünden başarısız olarak ayrıldı premier ligden. O duygunun adı ihtiras. Geçen yıl hatta sene başında önüne gelene 7-8 atan Chelsea son 8 maçtan sadece 1 puan çıkardı. Geçen yıl 7 attıkları A.Villa son dakika şoku yaşattı. Hodgson Liverpool'u amiyane tabirle kepaze etti. Bazen iyi adam olmanız ve büyük düşünmeniz yetmiyor başarı eylem istiyor. Hodgson neredeyse aynı kadro ile mucize aradı olmadı. Olmaz da. Liverpool şehrinin nüfusu yaklaşık 1 milyon ve bu 1 milyon insanın çok iyi bildiği bir şey var. Liverpool, Torres ve Gerrard'a endeksli bir takım. Hodgson bunu değiştirmek yerine biraz Aykut Kocaman'lık oynadı. Bir elbise düşünün ve herkes bu elbisede büyük bir sökük görüyor. Terzi ise bu söküğü yamamak / dikmek yerine elbiseye şekil veriyor. Liverpool/Fenerbahçe, Aykut Kocaman/Hodgson benzerliği burada yatıyor. Hodgson'ın kredisi kalmadı bugün yarın gider diyorlar. Ancelotti ise; Abramovich başarısız sonuçları sevmez geleceğimi bilmiyorum diyor. İtalya'da aynı kadro ile istikrarlı başarısızlığı ona ders olmalıydı. Ancak kadro zaafiyetini göremedi. 4 yıldır takımdan kovmaya çalışılan Ferrara her derde deva adam oluverdi bir anda. Ferguson ve Mancini kazanan tarafta. Bu yıl premier ligde doğruları yapan tek adam Mancini olarak gözüküyor. Wenger ise bildiğimiz gibi. Tüm muazzam özelliklerinin yanında transfer yapmama inadı yüzünden bir ileri iki geri. Sözün özü çok ileride gördüğümüz bu ligde de teknik direktörlerin kaderi çok farklı değil. Mesele mantalitede. Mantalitesi sağlam olanlar kazanan tarafda. Bir yanda istikrara ve oyuncularına güvenen bir adam, diğer yanda şımarık zengin çocuğunu uslandıran adam.. İşte zirvedeki iki kazananın hikayesi. 

Read more...

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP