Related Posts with Thumbnails

Ajax yamyamı 7 maç ceza aldı

25 Kasım 2010 Perşembe

Bir dünya starı olmak ile bir hiç olmak arasında ince bir çizgi varsa bu tam da Luis Suarez'in yaptığı olsa gerek. Dünya kupası'nda 'tanrının eli'' pozisyonunu tekrarlamıştı. Bu kez PSV maçında bambaşka bir olaya imza attı. PSV maçının sertleştiği bir anda sert bir faul ortamı gerdi. Çıkan arbedede pozisyonların içinde olmayan Suarez, Otman Bakkal'ı ısırdı. De Telgraaf olayı ''Ajax yamyamı'' olarak duyurmuştu. Hollanda futbol federasyonu bu hareketten ötürü Suarez'e 7 maç ceza verdi. Tekme atanı, tüküreni, küfredeni, kendini yere atanı vb. bir çok olay görüldü ama rakibi ısırma belki de ilk kez görüldü. Kim bilir belki de Suarez soyunma odasında aldığı taktiği yanlış anlamıştır. 

Read more...

Etik mi? Epik mi ?

Jose Mourinho Ajax karşısında öyle bir hareket yaptı ki futbol dünyası ikiye bölündü. Maçı ne kadar yaşadığı, maç oynanırken kafasında neler olduğunu da göstermiş oldu. Ajax maçının 68.dakikasında bir haberleşme sistemi kurdu kulübeden saha içine. Sonrası malum. Xabi Alonso ve Sergio Ramos topu oyuna geç sokmaktan ikinci sarı kartlarını gördüler ve bir ay sonra oynanancak Auxerre maçında cezalı duruma düştüler. Tabi bu sarı kartlar ile her iki oyuncu da 2.turdaki maçlarda oynamayı garantiledi. İspanyollar Jose Mourinho'ya ve futbolculara ekstra bir ceza gelmeyeceğini düşünüyor. El Clasico öncesi kazan kaynıyor. Lobi çalışmaları hızlandı amaç Jose Mourinho'ya UEFA tarafından ceza verdirtmek. Bu tip bir olay ilk kez yaşanmadığı gibi UEFA'nın ceza verdiği emsal bir olay da söz konusu değil. 

Read more...

Alex Ferguson 21 yaşındayken...

Sir Alex Ferguson İskoçya, Scotland doğumludur. Doğum tarihi de yeni yıl akşamına denk gelir. 31 Aralık 1941. Bu idealist İskoç futbola forvet olarak başlar ve kariyeri boyunca İskoçya dışına çıkmaz. İskoçya içinde de 317 maç 170 gol bırakır.Rivayetlere göre Ferguson ''Manchester ile Şampiyonlar ligi finaline de çıksam, devre arası (eğer varsa) Rangers'ın maçını sorarım'' der. O derece Rangers'lıdır. Ferguson bu gece Manchester United ile Ibrox'ta 3 puan aldı. Alex Ferguson 21 yaşındayken Ibrox'ta hat-trick yaparak İskoç futbolunun gündemine bomba gibi düşer. St.Johnstone ile bu başarısı onu Dunfermline'a taşımış. Sonrasında ise çok sevdiği Rangers forması ile tanışmış. Rangers'tan ayrılma nedeni de karısının dini olduğu söylenir. Ferguson bu gece kariyerinde oynadığı 6 takımdan biri olan Rangers'a karşı Ibrox'ta anılarını canlandırdı. 1986'da Manchester'a geldiğinde. United'da dönemin sahiplerine ''Çok içip kafayı bulmuşlar, bu sebeple menajer Ferguson'' gibi ağır eleştiriler gelmişti. O Ferguson 'sir' ünvanı alacak kadar büyüdü Britanya'nın her yerinde. 68 yaşında olmasına rağmen; Liverpool'un şampiyonluk sayısını geçmek gibi motivasyonlarla hala işinin başında. Jose Mourinho onun için '' Onu Sir Bobby Robson'a benzetiyorum onun gibi futbola ve hedeflere doymuyor'' demişti. Futbolda sir olmak kolay olmasa gerek.

Read more...

Xavi'den inciler

El Clasico yaklaştıkça heyecanla birlikte demeçler de artıyor. Xavi Hernandez bir çok açıdan inci denilecek açıklamalarda bulunmuş. Sahada konuşmasına alışkınız ama bu kalitede bir oyuncunun yaptığı bazı açıklamalar maçın büyüklüğünü de gösteriyor. Xavi'nin açıklamalarının tamamında göreceğiniz diğer unsur ise doğal bir samimiyet....Xavi Hernandez'den sadeleştirilmiş inciler.

Unutamadığın en iyi derbi ?
3-0 yendiğimiz maçtı (2004/2005) Bireysel ve takım olarak çok iyiydik. Maç boyunca nefes almadığımı yaşamadığımı hissetmiştim. Deco'nun bize ''Maçın tamamında baskıyı kaldırmalı ve savaşmalıyız'' dediğini hatırlıyorum. Fizik olarak da harika bir maç çıkarmıştık.

Unutamadığın en kötü derbi?
2003/2004'de 0-1 kaybettiğimiz maç. O maçta aşağılık duygusuna kapılmıştık. Real Madrid Beckham, Zidane, Carlos ile geldi. Çok iyiydiler ve kendimizi çaresiz hissettik.

Eğer birlikte bir öğle yemeği yiyecek olsan kimi seçerdin? C.Ronaldo mu ? Jose Mourinho mu?
Tabi her ikisi ile de futbol konuşacağımızı düşünerek cevap vermek isterim. Muhtemelen Mourinho'yu seçerdim. Kim daha fazla tecrübe istemez ki?

Derbilerdeki en savaşçı futbolcu? (idol anlamında)
Zidane. O harikuladeydi. Bana top saklamayı öğretti. 90-2000'li yılların en iyisiydi.

En başbelası futbolcu kimdi ?
Makalele. Çok sert bir oyuncuydu. Onu gördüğüm zaman tek düşüncem ''beni talan edeceğiydi'' tıpkı Redondo gibi.

Unutamadığın gol?
Barnebau'daki son dakika golü.. 

El Clasico'larda aldığın en iyi tavsiye ?
Guardiola'dan... ''Sahaya çık eğlen ve oyundan zevk al bunu takımın da yapmasını sağla. Felsefemizi kaybetme.''

Rakipten aldığın unutamadığın bir yorum?
18 yaşımdaydım bir Clasico mağlubiyeti hatırlıyorum. Barnebau'da Raul yanıma geldi ve bana bir tokat attı ''Sakin ol, rahat ol'' dedi. Şok olmuştum. Yaptığımız iyi şeyleri anlatmıştı. Adeta bir hiyerarşiydi bu.

Hayatından silmek istediğin şey?(derbi özelinde)
Barnebau'daki 4-1'lik mağlubiyet. Kendimi çok aciz hissetmiştim. Sanırım 2-6'lık maçta da onlar hissetmiştir aynı şeyleri. 

El Clasico'yu neyle kıyaslayabilirsin ?
Real Madrid'i yenmek orgazm olmak gibi. 

Eğer şansın olsaydı Madrid'den kimleri transfer ederdin?
Arkadaşlarım Casillas ve Xabi Alonso'yu

Madrid'de hayran olduğun futbolcu?
Raul hayranıyım hemde çok. İyi de bir arkadaşlığımız var.Hierro'yu da sayabiliriz kaptan ve harika bir insandı.Fakat daha sonra gerçekliğe sığmayacak şeyler söyledi ki hoş değildi. 


Read more...

2010 yılı gol kaçırma yarışı

24 Kasım 2010 Çarşamba

Ligimizde Güiza örneği olduğu için bize sıradan gelebilir bu gol kaçırma pozisyonları ancak 2010 yılında gözümüze sıklıkla çarpan bir durumdu. Polonyalı bir oyuncu ise bu yarışın en talihsiz ismi; Jakub Blaszczykowski. Dortmund'un 1-2 kazandığı Freiburg deplasmanında Blaszczykowski öyle bir gol kaçırdı ki tüm Avrupa'nın dikkatini çekti. Dortmund'un hocası Klopp ''Bu tip şeyler olabilir normaldir ama bundan sonra bu pozisyonu her yerde izleyebiliriz'' gibi bir yorum yaptı. İddialar Jakub Blaszczykowski'nin 2010 yılı ve 2011 yılı gol kaçırma yarışında şimdiden lider olduğu yönünde..

Read more...

El Clasico öncesi

23 Kasım 2010 Salı

Almeria Barcelona maçı üzerine bir soruya ; Barcelona, Pazartesi de Real Madrid'e 8 tane atsın o zaman!  

İşte meydan, işte yiğit diyor Ronaldo...


Read more...

TV görüntüsüyle ceza

FIFA başkanı ve UEFA başkanı ortak bir akıl ile kameraların maçların her detayını göstermesine bir başka deyişle sahanın içine girmesine karşılar. Nedenleri ise futbolun doğallığını bozma endişesi. Bir çok uygulaması yanlı olan bu iki kurumun üst düzey ağızlarının bu tavrı kanımca son derece doğal. TV görüntüsünden ceza verme işi de muhtemelen bir tek bizim ülkemizde farklı olur. Avrupada herhangi bir ülkede maç yayınlanır. Federasyon itiraz edilen yada kontrol edilen görüntüden cezasını verir. Tıpkı Newcastle'lı Mike Williamson'un Elmander'e alakasız bir yerde topsuz bir alanda kafa atmasına 3 maç ceza vermesi gibi. Bolton, Newcastle'a 5 atınca sahada Newcastle'lılar oldukça sertleşti. Coloccini'nin de Elmander'e yumruk atarak kırmızı görmesi bir başka örneği. Howard Webb büyük hakemlik örneği gösterdi ve tereddütsüz kırmızı gösterdi. Ceza meselesine dönersek, sahada oynanan futbolun perde arkasını göstermek bizde farklı algılanır. Ülkemizde teknik direktörlerin, futbolcuların ettiği küfürleri, rakibi kızdırıcı hareketlerini ön plana çıkarmak, daha maç oynanırken x soyunma odasına gitti, y gitmedi diye fitne yaymak bizim ülkemizde maç yayınlarının perde arkası. Yayıncı kuruluş dünya kupasında kullanılan kameralara Yılmaz Vural'ın garip hareketlerini slow motion'da seyrettirmek için mi 400 milyon euro verdi. Bu mesele ülkemizde resmen uygulansa pazar akşamları TV programları hakem hocası adı verilen (bir kaç isim müstesna) hakemlik yaptıklarında hakemliği bile sorgulanan ulemalarla saatlerce ceza kesecek, spor gazeteleri ikiye bölünecek; 'Y attığı tekme için 3 maç ceza alıyor en az 5 olmalı' bir diğeri '2 maç yeter'  diyecek ve bu gündem maddeleri futbolun önüne geçecek. %90 tartışmalı pozisyonlar %10 futbol dolu programlar çoğalacak. Biz en iyisi TV'den izleyelim Avrupalı ceza versin biz ahkam keselim. Hem Avrupalılar düşünsün bizim Erman hocamız, Ahmet Çakar'ımız var... !

Read more...

Fanatik gazetesine cevap : 98>100

22 Kasım 2010 Pazartesi

Futbol zor bir oyun mu? İstediğin pası nasıl istediğin yere atıyorsun? Mimarlık mı okudun?" sorusuna Alex, "Futbol zor bir oyun ama, hem zor hem de basit bir oyun. Futbolun zor olan kısmı ise onu basit oynayabilmek. Basit oynarsınız kendi adınıza kolaylaştırırsınız. Sırrı basit oynamak" diye cevap vermişti özel bir röportajda. Semih Şentürk'ün Alex için 'Onun tek farkı hepimizden 2 saniye önce düşünmesi 1 saniye önce hareket etmesi' dediğini de cebimizde tutalım ve 2004 yılına dönelim. Alex Kadıköy'e ilk çıktığında topla ilk buluşmasında Tuncay Şanlı'ya 30-35 metreden derinlemesine bir pas veriyor Tuncay her zamanki savurganlığı ile o pozisyonu harcıyordu. İşte o ilk an Alex'in farklı bir oyuncu olduğunun sinyallerini veriyordu tabi görmesini bilene. Türkiye'de kırılmadık istatistik bırakmadı bugüne kadar. Alex ile birlikte gelişen istatistiklerinin sonucu olarak 'meyve veren ağaç taşlanır' işlemeye başladı. Alex De Souza 2004 yılından bu yana istikrarlı olarak eleştiriliyor. Koşmuyor, küçük maçların adamı, Avrupada yok, zıplamıyor, uçmuyor, diziyle bine kadar saydırmıyor.. gibi abukluğa ulaşanları bile olmuştur belki de. 

Alex De Souza 2010-2011 sezonunun başından beri kötü günler geçiriyor. Büyük kulüplerde mümkün olduğu kadar takımda tutulan bu bayrak adamlar bizde tam tersi mümkün olduğu kadar çabuk küstürülüp gönderilir. Zor ve kötü geçen sezonun belki de tek güzel tarafı Alex'in Türkiye liglerinde 100 gol barajını aşmasıdır.  100 gol barajını aşan bir futbolcu eleştirilir mi ? Bunu da Alex yapınca öğrendik. Fanatik gazetesi günlerdir ısrarlı bir yayın politikası ile'Vallahi 100 değil 98 gol attı Alex, Allahını seven 2 golü silsin' baskısı yapıyor kamuoyuna. Bunun neresi gazetecilik? Federasyonu göreve çağırmalar, özel yayınlar röportajlar. Sanırsınız ki Alex'in ligdeki son maçıydı koca sezonda 2 gol daha atamayacak. ''Federasyon göreve ! Allah Allah neden silmiyorlar'' baskısı sonuç verebilir. Alex De Souza'nın attığı sayısız golleri, istatistikleri başarıları yerine, bardağın boş tarafına bakmak mı gazetecilik!  2004/2005 sezonunda Nobre'nin saçına değmiş, TFF Alex'e yazmış, 2005/2006 sezonunda ise kendi kalesine yazılması gerektiği iddia edilen golü TFF Alex'e yazmış. Yahu sormazlar mı kardeşim 4-5 yıldır ne yapıyorsun sen !  

Başta Alex De Souza'nın isabetli pas sorusunda verdiği cevapta Futbolun zor olan kısmı onu basit oynamak cevabına değinmiştim, gazetecilik de zor bir iş olabilir ama Fanatik gazetesinin bu işi basit yaptğı değil basite aldığı da aşikar.  Fanatik gazetesine cevap: 98>100 olacaktır. Alex De Souza bu ülke tarihinin en iyi 5 yabancısından biridir. Kişilik olarak bizim tabirimizle 'efendi' olmasa fanatik gazetesine: ''Siz kimin fanatiğisiniz? 4-5 senedir neden sorgulamadınız bu iddiaları? Amacınız üzüm yemek mi bağcıyı dövmek mi? de diyecekti belki ama en iyi olmasının bir yanı da bunları söylememiş, konuşmasını sahada yapmış olması zaten. 

Read more...

Nefret edilen futbolcular

20 Kasım 2010 Cumartesi

Bir futbolcudan nefret etmek için iyi bir nedeninizin olmasına gerek yoktur. En basit yolu rakip takımda oynuyor olmasıdır. Sizin takımınıza attığı gol, attırdığı gol, oyunu, maç içindeki davranışları, beyanatları sizi çılgına çevirmeye yeter ve nefret edilen futbolcular listenize eklersiniz ilgiliyi. Nefret edilen futbolcular listesinin birde benzin döküp yakılası futbolcular versiyonu vardır ki, Materazzi, Van Bommel, De Jong gibi futbol kasaplarının bu listede özel yeri vardır. Bilgiye ulaşmak günümüzde çok zor değil bu bakımdan ''insanlık dışı fauller'' konulu küçük bir araştırma yaparsanız bu üçlünün başını çektiği bir liste çıkar karşınıza. Futbolcudan nefret etmenin bir diğer yolu ise o futbolcunun rakibinize transfer olmasıdır. İlgili futbolcu rakip takıma imza attığı gün listeye eklenir ve özel nefret ve kin güdülerinden nasibini alır. Ülkemizde en son örneği Tümer Metin'di. Neyse ki Tümer kişiliği ile hala her iki camianın da sevdiği futbolcular arasında yer alıyor ancak bu büyük bir kesimin ondan nefret etmesini de değiştirmiyor. İngiltere'de haftanın maçı bir derbi. Kuzey Londra derbisi. Arsenal ve Tottenham 20.11.2010 Cumartesi günü kozlarını paylaşıyorlar. Maçı ilginç kılan ise İngiltere'nin diğer 3. Londra takımı olan Chelsea'nin de formasını giyen Gallas'ın yalnızca 6 ay önce Arsenal forması giyiyor olması. White Hart Lane'de hoş karşılanmayan bu durum Emirates'de Arsenal'li taraftarlarca da hoş karşılanmayacaktır. Gallas'ın nefret edilen futbolcular listesine girip girmeyeceğini kestirmek zor değil. Arsenal'li taraftarların Chelsea'ye geçen Ashley Cole'un adından esinlenerek besteledikleri ağır tezahürat buna bir örnek. Şimdi nefret edilen futbolcular listesinin en bilinen örneklerini hatırlayalım.

Sol Campbell
Campbell 9 yıl Tottenham'da forma giydikten sonra 2001'de Arsenal'e bedelsiz olarak geçmiş ve İngiltere'de o dönemde futbolun en büyük hainleri listesinde 1.olarak gösterilmişti. Robert Pires'in golüyle 0-1 önde götürdükleri bir maçta son saniyelerde Gustavo Poyet ile yedikleri beraberlik golü Campbell'ın moralini bozmuş maç sonunda White Hart Lane'de Tottenham taraftarlarıyla esaslı bir tartışma yaşamıştı.

Luis Figo
Luis Figo 2000 yılında Real Madrid'e imza attığında adeta yer yerinden oynamıştı. Sporting çıkışlı olduğu için bana hep C.Ronaldo'nun abisi izlenimi vermiştir. Figo Madrid'e geçtikten sonra başına gelecekleri bilecek kadar zeki biri olduğundan 2 yıl Camp Nou deplasmanlarından kaçtı. 3.yıl Camp Nou'ya çıktığında azaldığını düşündüğü nefret daha da büyümüş Figo'ya viski şişeleri devasa boyutta şampanya şişeleri yanı sıra sayısız yabancı madde atılmış hatta dünya futbol literatürüne en ilginç protesto olarak girecek bir hareketle domuz kafası atılmıştı.
Wayne Rooney
Rooney ilk golünü attığında yaşı 16'ydı ve o golü Arsenal ağlarına ünlü kaleci Seaman'a harika bir vuruşla atmıştı. Rooney'in büyük bir futbolcu olacağı o zamanlardan belliydi. Muhtemelen Everton'lılar onu kaybederlerse adresin Liverpool olmasından korkuyorlardı. Onları rahatlatan tek şey vardı. Genç Rooney'in şiar edindiği 'Bir kez mavi olduysan her zaman mavisindir' sloganıydı. Rooney ben mavi doğdum mavi ölürüm diyecek kadar sadakat gösterdiği Everton'dan 2004 yılı transfer sezonunun son gününde ayrıldı. Goodison Parkt'ta ona 'Bir zamanlar maviydin, Şimdi kırmızı. Bizim kalplerimizde ise her zaman ölüsün' diyorlar. Açıkçası birbirlerini sevmeyen ve nefret eden taraflar.
Ashley Cole
Birçoklarına göre Dünyanın en iyi sol bek oyuncusu. İngiltere'nin en iyisi olduğu açık. Onu listeye ekleyen ise 2006 yılında Arsenal'den Chelsea'ye geçmesi. Hem de Gallas'la takas edilerek. Her ikisi de huzursuzluk çıkarmış renklerini değiştirince rahatlamıştı. Arsenal taraftarları ona şiddetli nefret duygularını sunmaktan zevk alıyor. Şüphesiz onlar için listenin başında. Sadece taraftarlar değil Arsenal'i benimsemiş oyuncuların da nefret listesinde yer alıyor. Karşı karşıya oynadıkları bir maçta Fabregas'ın Ashley Cole'a attığı ve Fabregas'ın kariyerinde bir eşi olmayan ölümcül tekme hala unutulmadı.
Carlos Tevez
Büyüklerimizin, 'bizim oraların bir lafı var' diye başladığı cümleler vardır ya onlardan birisi de erkek olan birine söylenen 'Sen kadın olsan iki milleti savaşa sürüklersin' vecizesidir. Carlos Tevez tam da bu vecizeye müstehak bir oyuncu. Manchester United'dan ayrılma nedeni kesinlikle kendisine yapılan bir haksızlık değildi. Süre alamadığı için isyan etti. 'Bizi bırakma Tevez' kampanyası yapan taraftarlara şirin gözüktü ve ezeli rakip City'e imza attı. İmza atmakla kalmadı ilk karşılaştıkları maçta eski arkadaşlarına şiddetli tekmeler de attı. Tevez artık Old Trafford'un nefret tohumu. Her ziyaretinde Old Trafford onu şiddetle karşılayacak.

Read more...

Bu görüntü 500 bin sterlin eder mi?

19 Kasım 2010 Cuma

Steven Gerrard'ın milli maçta sakatlandığı ve bir ay kadar takımdan ayrı kalacağı haberinin bir başka boyutu. Gerrard'ın hafif sakatlığı olduğu ve maçta 60 dakika oynaması gerektiğini rica eden Liverpool yetkililerine 'tamam' diyen Capello, 85.dakikada sakatlanıp çıkana kadar Gerrard'ı oyunda tutmuştu. İngiltere'nin Fransa'ya Wembley'de 1-2 kaybettiği maçta Barry ve Ferdinand sakatlanınca ''Sahada tecrübeli bir isim olması gerekiyordu, Liverpool yetkililerine bir saat sözü vermiştim ancak Gerrard'ın sahada kalması gerekiyordu'' beyanatı veren Capello, Liverpool'un hedefinde. Liverpool sağlık ekibi 'Oyuncumuzu Capello sakatladı' diyor. Milli maçta oyuncu şu kadar dakika oynar diye bir kural yada anlaşma yok. Kulüpler federasyonla böyle bir anlaşma yapamıyor ancak oyuncusu sakatlanan kulübe ödeme yapabiliyor federasyonlar. Steven Gerrard 1 ay yok. Gerrard bu durumu anladığında zaten yüz ifadesi insanın içini acıtıyor. Federasyon bu bir aya karşılık Liverpool'a 500 bin sterlin ödeyecek. Gerrard'ın bu görüntüsü 500 bin sterline değer mi?

Read more...

Jose Mourinho'ya hücum

Fotoğraf Marca gazetesinin manşeti. İspanya'da Marca Real Madrid'in Mundo Deportivo Barcelona'nın gibidir. Orada gazeteler bizim spor gazetelerimiz gibi değil. Bu manşeti bir Barcelona gazetesi de atamazdı elbette. Haberin özeti; İspanya federasyonu, rakip futbolcular, teknik adamların Jose'ye sataşmaları ve son olarak Murcia maçında hakeme hakaretten iki maç ceza alması sonucu herkesin Jose Mourinho'ya saldırdığını öne çıkartma. Bu manşet bir bakıma Jose Mourinho'nun gücünü ve başarısını da simgeliyor. Jose Mourinho her zaman böyle durumlarda kalmış ve motivasyonunu da bu durumlarla kazanmıştı. Saha içinde ne yapıyorsa saha dışında da aynısını yapıyor. Üstün bir akıl ile takımı yönetiyor. Jose Mourinho her türlü saldırıya karşı koyabilecek güce sahip ve bu yeteneği onu güçlü ve başarılı kılıyor. İtalya günlerine dair küçük bir anekdot ile bitirelimBologna teknik direktörü mihajloviç, mourinho için "mourinho ile futbol konuşmam. futbol oynamamış birinin bazı şeyleri anlamasını beklememek lazım" dedi. mourinho çok kısa bir süre sonra mihajloviç'e kendi stilinde cevap verdi; "jokey olmak için önce at mı olmak gerekir?" 

Read more...

Yeni Emre !

Resmi daha iyi görmek için üstüne tıklayınız.

Read more...

Türk'ün ateşle imtihanı

Türk milli takımı için herkesin aksini düşünen ve ısrarla yazan Uğur Meleke milli takımımız ve Hiddink için ''Bizim zaten bir ekolümüz var, biz son dakikaya kadar mücadele eden maçı bırakmayan yapıda bir takımız ve son 5 büyük turnuva katılımımız ve derecemiz iyi seviyede.'' görüşünü öne sürüyor. Hiddink'in kısa sürede bize süper bir ekol hediye etmesi zaten akıllıca da değil. Milli takımla çok fazla birlikte olmayan milli takım hocaları zaten her başarısızlıkta topun ağzındadır. Milli takım teknik direktörlüğü de çoğu kez turnuva performanslarına göre şekil alan bir kurumdur nazarımda. Bir musibet bin nasihatten iyidir derler ya atalarımız milli takımımız için birebir uyan harika bir söz. Biz arka arkaya iki musibet aldık iki bin nasihat değil ama dört bin eleştiri aldık. Fakat musibetin büyüğü Azerbaycan maçıydı ve artık milli takımda bir şeyler değişecek dedi herkes. Hollanda maçı Türk'ün ateşle imtihanıydı bana göre ve biz bu imtihanı geçtik. Zayiat var mı? Kanımca Sabri ve Servet tercihleri de işin zayiat kısmıydı. Sahada oynanan futbol, taktik-şablon bir yana bizlere mücadele ve milli takım kimliği sundu. Bu bakımdan bizim açımızdan taktiksel olarak değerlendirilmemesi gereken bir maç olduğunu düşünüyorum. Saha içinde yer alan oyunculara bakalım

Hollanda
Stekelenburg, Van Der Wiel, Heitinga, Mathijsen, Wisgerhorf, Pieters, Maduro, Schaars, Lens, Van Persie, Van Der Vaart, Drenthe, Huntelaar, Babel, Sneijder, Janssen, Afellay 

Hollanda milli takımı kadrosunda Manchester United, İnter, Barcelona (Afellay), Real Madrid, Arsenal, Ajax, Liverpool'da oynamış ve oynayan oyuncular ve Dünya kupasında final oynayan oyuncular var.

Türkiye
Volkan, Gökhan, Serdar, Servet, Ismail, Burak, Mehmet, Nuri, Selçuk, Yiğit, Sabri, Engin, Hamit, Yekta, Umut, Kazım

Kadromuzun etki alanı sadece milli takım değil. ''Hakeden formayı alıyor milli takım forması giymek için Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş'ta oynamama gerek yok Kasımpaşaspor'daki performansım da beni milli takıma taşıyabilir'' mantalitesi ile öncelikle ligimizi etkileyecektir. Milli takım özelinde baktığımızda ise sahada geleceğin milli takımı güzel sinyaller verdi. Trabzonspor'da Stankovic gibi mücadele eden Engin, Umut ve maç başında tarihimizin en güzel gollerinden birini kaçıran Burak, Serdar, Nuri, İsmail, Yekta gibi oyuncular ile isimlerin değil Türkiye'nin milli takımı görüntüsü en büyük kazancımız.  Zayiatları da hesaba katarak gelecekte zayiat vermeden ilerleyecek, kazanacak, gurur duyulacak bir milli takım ışığını ben gördüm. Allah utandırmasın...

Read more...

Sihirli oyuncular

Futbolda sihre inanıyorsanız bu sihri ancak sihirli ayaklar yapabilir. Sihirli ayaklar başlığı ile premier lige döndüğünüzde ise aklınıza çok kişi takılmaz. Bu oyuncuların içerisinde bu konuda en maharetli isim ise şüphesiz Cesc Fabregas... Bir dönemler Türkiye milli takımı maç önlerinde her zaman Hakan Şükür'ün gol attığı maçlarda kaybetmiyoruz istatistiği verilirdi. Sihirli ayak Fabregas'ın da böyle bir istatistiği var. Premier lig genelinde baktığımızda sadece üç oyuncuda gözüken bu istatistiğin lideri Cesc. James Milner gol attığı 23 maçta sahadan yenik ayrılmadı. Chelsea'li Kalou ise gol attığı 26 maçta yenilgi tatmadı. Arsenalin sihirbazı Fabregas ise gol attığı 31 maçta 'kaybeden' olmadı. Kalou ve Milner'ın maç süreleri elbette ideal 11 oyuncusu seviyesinde değil. İstatistiğin Fabregas kısmına baktığınızda ise Arsenal'de bazı şeylerin cevabını alıyorsunuz.

Read more...

Liverpool'a kötü haber

Son 3 yılda Liverpool'da istikrarlı bir düşüş var. Bu kadro kalitesi başta olmak üzere yönetime hatta malzemeciye kadar uzanan bir silsile. Bu silsile içerisinde Liverpool'u sevenlerin yüreğini burkan birkaç detay var ki bunların en önemlisi de Steven Gerrard'ın durumu. Tüm hayatını Liverpool'a adayan bu güzel Scouse insanı Liverpool forması ile bir şampiyonluk kupası kazanamadan futbola veda edecek neredeyse. Liverpool önümüzdeki 2-3 yıl içerisinde şampiyon olur mu diye bir anket başlatılsa sadakat, sevgi ve isteği ile evet diyecek ilk adam Gerrard İngiltere'nin Fransa ile oynadığı maçta sakatlandı ve 4 hafta yok. Liverpool zaten biraz Torres biraz Gerrard'dı. Şimdi hiç tadı kalmadı. Liverpool'a 4 hafta ara verme zamanı. Ligde 11.sıradalar ve bu sezon deplasmanlarda sadece 5 puan topladılar. 

Read more...

Robert Pires devam dedi

Robert Pires 37 yaşına Villarreal forması ile girdi. Tabi futbola veda edeceği düşünülüyordu ki Pires futbola geri döndü. Hem futbola hem İngiltere'ye. Championship yada İngiltere'nin Katar'ı Notts County'e de değil üstelik Premier lige döndü. Aston Villa Pires ile 6 aylık sözleşme imzaladı ve Pires yeni yılda Aston Villa formasıyla Premier ligde yer alacak. Son 4 yılını İspanya'da Villarreal forması ile geçirdi Kariyeri Metz ile başlıyor sonrasında ise Marsilya dönemi. Tüm bu süreçte  Pires deyince akıllarda kalan tek şey Marsilya sonrası transfer olduğu Arsenal ve Arsenal yılları olacaktır şüphesiz. Şimdilerde Amerika'da futbol hayatını sürdüren Ljunberg ile birlikte İngiltere'nin en iyi kanat oyuncuları oldular uzun süre. Pires oynadığı sade ve ofansif futbol, estetik ortalar, attığı milimetrik paslar ile dönemin Arsenal'inin mihenk taşıydı. Arsenal ne kazandıysa altında büyük emeği olan oyunculardan. Futbolu bırakınca Arsenal dışında hatırlanacağı yeni macerasında Pires'e başarılar.  Küçük bir anekdot; 2004 yılından bu yana Fransa milli takımı forması giymeyen Pires milli formayla 14 gol attı ve bu gollerin ilki ile sonuncusu Türk milli takımına.

Read more...

Messi tek başına bir takım mı?

Bazı yıldız oyuncular vardır kariyeri boyunca attığı gollerden çok attırdığı golleri, paslarını, oyuna nasıl nüfuz ettiğini, saha içindeki duruşunu hatırlarız ve bu oyuncular bu özellikleri ile yıldız olmuşlardır. Zidane kariyeri boyunca sadece gol attığı için efsane değil örneğin. Bu tip yıldız oyuncu stilinin tam tersi ise Messi. O kadar çok gol atıyor ki attığı gollerden hareketlerine paslarına dikkatini veremiyor insan çünkü o hep attığı gollerle akılda kalıyor. Barcelona'da gol deyince akla gelen ilk isim olması da bu bakımdan sürpriz değil. Lionel Messi 2009/2010 sezonundan bu yana 44 La liga maçında 44 gol atmış. Deprotivo'nun aynı süreçte attığı gol sayısından bir fazla. Messi tek başına takım diyenlere güzel bir istatistik. 

Read more...

Piqué : Hakemler daima Real Madrid'e yardım ediyor

11 Kasım 2010 Perşembe

Kariyerine kaba taslak bakıp birde oynadığı futbola bakınca takdir etmemek elde değildir Piqué'yi. Pozisyon hataları yapan genç bir stoperden, dünya şampiyonu, la liga şampiyonu ve şampiyonlar ligi şampiyonu olan dünyanın sayılı defans oyuncuları arasına girdi. Piqué'nin futbolculuk kariyerinde geliştirdiği rekorları teknik direktörlük alanında yapan Jose Mourinho'nun saha içinde yaptığına bakmayıp sivri diline takan herkes ondan nasibini alır. Sene başından bu yana Barça ile uğraştı bu işin içinde psikolojik savaş da var elbette. Barcelona cephesi de boş durmuyor. Piqué ise adeta ateşle oynamış. ''En çok hakem hataları Real Madrid maçlarında oluyor, hakemler Madrid'e yardım ediyor. Tüm bunları biliyor ve bu garip şeylerle savaşıyoruz.'' Bu beyanat açıkça kılıç kuşanmaktı Jose'ye karşı ancak Piqué işi bir adım daha ileri götüren şu açıklamaları ile adeta savaş başlattı. ''Guardiola'ya ve Jose Mourinho'ya bakın. Guardiola tam bir centilmen ve sportmen. İyi işler yaptığında Madrid'i övmesini de biliyor. Madrid'in iki yılda 8 kupa kazandığını düşünsenize kim bilir neler olurdu? hem söyleyin kimin kadrosunda ilk 11'inde alt yapıdan on oyuncusu var. Biz ligin favorisiyiz onlar hakemlerin favorisi.'' Bu açıklamaların yanına Guardiola'nın geçtiğimiz hafta ''Jose Mourinho'ya cevap vermiyorum çünkü o buna değmez'' beyanatını da ekleyince İspanya'da 3.dünya savaşı çıktı çıkacak düşüncesi mübalağa olmuyor.

Read more...

Ronaldo'dan her şey olur ama...

Ronaldo Nazario Da Lima demek gol demek, golcü demek. Barcelona, Real Madrid, Inter gibi büyük takımlarda ve Brezilya milli takımında defalarca ben en iyi golcüyüm dedi. Attığı gollerde imzası olan ender gol sanatçılarından birisi. İnziva için Brezilya'ya çekildiğini biliyoruz. Göbekli ve şişman hallerini de gördük. Bu adamdan her şey olur ama banka hırsızı olur mu tartışılır. Ronaldo'nun film yıldızı olacağı haberi ilk kez 2009 Temmuz'da ortaya çıkmıştı. İran yapımı bir filmde rol alacak olan Ronaldo filmde bir banka hırsızını canlandıracak. Filmin çekimlerinin 2011'de biteceği ön görülüyor. Daha önce Brezilya-Portekiz savaşını konu alan harika bir nike reklamıyla izlediğimiz Ronaldo ilk kez sinema salonlarına konuk olacak. Ronaldo 2007'de The Simpsons'ta çizgi film karakteri olarak karşımıza çıkmış Homer'dan kırmızı kart görmüştü. Bakalım Ronaldo'dan banka hırsızı olacak mı?

Read more...

Gareth Bale röportajı

Dünya futbolu onu özellikle Maicon ile kapışmasından ötürü tanıdı ama Bale özellikle son iki yıldır premier ligde rakiplerin sağ yanını felç ediyordu. Redknapp'ın Ekotto'yu sol beke çekmesiyle yeni bir Giggs gelir mi sorusu cevap buldu adeta. Bale sadece Galler'li ve sol açık oynadığı için değil attığı goller ve oyun stili ile Giggs'in gençliğini de anımsatıyor. Bir anda dünyada haftanın futbolcusu olan Bale ile yapılan hoş bir röportajın sade hali.

Şampiyonlar liginde Messi'yi marke edecek olmak nasıl bir duygu?
Çok heyecanlı olacaktır. Ona karşı oynamak isterim, her zaman en iyilere karşı oynamak isterim çünkü onlardan çok şey öğreniyorum. Messi dünyanın en iyi oyuncusu ve onunla kapışmak isterim.

Sol bek mi sol açık mı oynamayı tercih edersin?
Asıl mevkim sol bek ama doğrusunu söylemek gerekirse ileri çıkmak en sevdiğim şey ve hücum etmek en güçlü silahım. Geçen yıl ligde gösterdiğim performans özgüvenimi arttırdı. 

Tottenham taraftarı senin gibi iyi oyuncuların yüksek bedelle satıldığını çok gördü, bu süreç devam eder mi?
Sanmıyorum. Berbatov'un satılmasını da istemedik ama teklif çok büyüktü. Büyük takım olmak istiyorsak oyuncu satmaktan vazgeçmeliyiz. Olması gereken şey bu.

Çok hızlı bir oyuncusun yarışma şansınız olsaydı kim kazanırdı ? sen mi, Lennon mu ?
Sanırım Lennon çünkü o fişek gibi. 

Kondisyonunu nasıl buluyorsun, fizik gücünü artırmayı düşünüyor musun?
Artık fiziksel antrenmanlara ağırlık vermiyorum. 1500 metreyi rahatça koşan okul çocuğu gibi hissediyorum kendimi. İpin ucunu kaçırmamalıyım.

Soyunma odası müzikleri ile kim ilgilenir ?
David Bentley kontrolü almayı sever. Maçlardan önce R&B resitali sunar. Hocamızın hoşnut olduğunu sanmıyorum.

Harry Redknapp ile aranız nasıl? otoriteyi nasıl kuruyor?
Onun bize verdiği en önemli şey özgüven. Bir baba olmayı da iyi bir patron olmayı da iyi beceriyor. Ne zaman birimiz kenara gelecek olsak yada maç içinde saha kenarına yakın olsak o hep rakibin bir zayıflığından bahseder bize. Bir çok özelliği ile diğer menajerlerden ayrılıyor.

Dürüst olman gerekirse Tottenham şampiyonluk mücadelesine hazır mı?
Tamamen hazır. Genç ve kaliteli kadromuz var geçen yıl yaptıklarımızdan daha iyisini yapabiliriz. Takımımız kaliteli ve çok iyi bir menajerimiz var.



Read more...

Arsene Wenger deyince...

10 Kasım 2010 Çarşamba

Arsene Wenger deyince aklınıza bir çok şey gelebilir. 14 yıldır Arsenal'i çalıştırdığı, genç oyunculara şans vermesi bir yana 15-16 yaşındaki çocuk denilecek yaştaki oyunculara bile premier lig kadrosunde yer vermesi, premier ligde biri namağlup olmak üzere yaşadığı 3 şampiyonluk, ekonomist olmasından ötürü iyi bir kulüp ekonomisi, her zaman göze hoş gelen futbol oynatması hatta vakti zamanında bunu bir adım ileri götürerek kimsenin itiraz edemeyeceği bir saptama ile Murat Kosova'dan gezegenin takımı payesi alması gibi bir çırpıda sayılacak çok şey gelir. Ancak bu narin Fransız teknik adamın garip bir alışkanlığı var. Arsene Wenger 1,93 boyunda ancak her zaman kendisine 2 benden büyük elbiseler seçiyor. Özellikle kış aylarında 3 beden büyük mont tercih ettiğini de gördük. Uzun boylu, fransız ve ingiliz halkıyla 14 yıl geçiren elit bir spor adamının bu huyunu açıklayacak tek şey gariplik! Arsene Wenger'e farklı gözle bakmak isteyenler, Arsene Wenger deyince çok renkli detaylar yakalama garantisi olan bu durumu da hatırlasınlar.

Read more...

Peter Crouch

9 Kasım 2010 Salı

Başka sevgilerde teselli bulamamış, zaman zaman göründüğünden daha yetenekli zaman zaman ise uzun ve yeteneksiz yaftasını kolayca yapıştırabileceğiniz bir oyuncu Crouch. Tottenham'da başlayan kariyeri belki de Tottenham'da bitecek. Bazen attığı ilginç gollerle bazen gol sonrası yaptığı danslarla gündeme gelen bu uzun adam aynı zamanda alemcidir de. 2,01'lik bu dev ingiliz golcü Premier ligde 773 dakikadır gol atamıyor. Neredeyse 9 maç! futbolcu olmasaydı barmen işleteceklere en güzel örneklerden biridir. 

Read more...

Liverpool mu geri döndü yoksa Torres mi?

8 Kasım 2010 Pazartesi

Liverpool sene başında Premier lige Aragones'li Fenerbahçe'den daha kötü başlamıştı. Sıralamada sezon başı ilginç istatistikler olur ya Liverpool durumu daha da ilginç hale getirerek 18.liğe kadar düşmüştü. Oysa onların amacı 18 olan Şampiyonluk sayılarını 19 yapmaktı. En son 1989/90 yılında şampiyon olan ve Premier lig adını aldıktan sonra İngiltere'de şampiyonluk yüzü göremeyen Liverpool, İngiltere'nin geçmişi en parlak ve köklü takımı velhasıl 2005'te aldıkları Şampiyonlar ligi kupası bile Liverpool'a Torres-Gerrard ikilisinin verdiği tadı veremedi ki bu da ilginç bir gerçektir. Bu ikili oynuyorsa Liverpool herhangi bir maç için favori gösteriliyordu. Kah Real Madrid 4-0 ile eziliyor, kah Old Trafford'da 1-4'lük destansı galibiyet alınıyordu. Ancak Benitez'in sonu olan şey tam da buydu. Bu iki oyuncuya bel bağlamak... Rafa gitti Hodgson geldi takım dibi gördü, en son Torres ayrılıyor haberleri çıktı ki bu takımın kapısına kilit vurmak demekti. Liverpool'un 2010-2011 sezonu özelinde en büyük sorunu da Torres'di zaten. Dünya kupasında sönük kalan Torres premier lige Güiza gibi başladı. Chelsea karşısında 2 gol atarak takımının 2-0 kazanmasında aslan payını alan Torres, bugün saha içinde Liverpool'u taşıyan adam olmaya geri dönmüştü. Liverpool kariyerinde ilk golünü Anfield'da Chelsea'ye atan 2 sezonda 50 gol atan Torres efsanesi geri dönüş sinyali verdi. Bu galibiyet ile sahasında 3.galibiyetini alan Liverpool'da sular kolay durulmaz, örneğin gelecek hafta Liverpool, Wigan deplasmanından eli boş dönebilir ancak Torres'in geri dönüşü orta ve uzun vadede onları yukarıya çekecektir. Küçük bir not Chelsea adına. Ancelotti'nin kadro zaafiyeti yaşadığını ön görmüştüm yıl içinde. Takım makine düzeni gibi ancak dişlilerden bir veya iki tanesi olmayınca tamamen duran bir makine. Lampard'ın yokluğunda Essien ön plandaydı ancak, hem Essien hem Lampard'ın yokluğunu kaldıracak kadro Chelsea'de yok. Örneğe analize gerek yok. Herhangi bir maçta Chelsea yedek kulübesine bakmak kafi.

Read more...

Filippo Inzaghi'den hat-trick

5 Kasım 2010 Cuma

Normal bir takım için yolun sonu gözükse de söz konusu Milan olunca en olgun çağlarında olan Filippo Inzaghi tam 37 yaşında. Günün birinde futbolu bırakırsa akıllarda kalacak en önemli aksiyonu attığı her gole ki boş kaleye bile yuvarlasa, kariyerindeki ilk gol gibi sevinmesidir. Milan-Real Madrid maçında oyuna sonradan girip 2 gol atarak hat-trick yaptı. Inzaghi bu  iki gol ile 3 rekor birden kırdı. Attığı 2 gol ile Avrupa kupalarında 70 gole ulaştı ve 69 gol ile zirvede yer alan Gerd Müller ve Raul'u geride bıraktı. Milan forması altında attığı bu 2 avrupa golü ile Milan formasıyla 40. Avrupa kupası golüne ulaştı ve kulübün Avrupa kupalarında en çok gol atan oyuncusu ünvanını Shevchenko'dan aldı. Inzaghi'nin kırdığı üçüncü rekor ise Milan forması ile tüm kupalarda attığı gol sayısını 125'e yükselterek Marco Van Basten'i geçmesi. Yaş 37, Avrupa kupalarının en iyi golcüsü ünvanı, Gerd Müller, Raul, Shevchenko, Van Basten gibi isimleri geride bırakmak... Hiçbir yönünü beğenmeseniz bile azmine ve isteğine saygı duymalısınız. ''Taraftarlarımıza bu rekorları kırma sözü vermiştim. Rekoru San Siro'da onların önünde kırmak her zaman hayalimdi. San Siro'da olduğum her an düşündüğüm tek şey formayı giymek ve sahaya çıkmak''... Tebrikler Filippo Inzaghi...

Read more...

Futbolu bırakmak

Henrik Larsson'un gözyaşlarıyla jübile yaptığı günden bu yana her jübile lafında içim burkulur. Futbolu bırakmak yeşil sahalara veda etmek futbolu bir aşk takımını sevgili olarak gören futbolcular için çok zor bunu Larsson sayesinde gördüm ama Ruben De La Red'in jübilesi gibi bir veda daha önce hiç görmemiştim. Real Madrid altyapı sisteminin son ürünlerindendi. 2007'de Getafe'ye kiralandı. Kalbindeki sorunlar nedeniyle 25 yaşında futbolu bıraktı. Basın toplantısında ne zaman futbol, Real Madrid diyecek olsa gözyaşlarını tutamadı ve hıçkıra hıçkıra ağladı. Alkışlarla gördüğü destek bile bu duygusal mağlubiyeti engelleyemedi. Basın toplantısında hemen sol yanında yer alan Jorge Valdano'nun  ''Ruben artık bizim antrenör kadromuzda ve Jose Mourinho labaratuarının bir üyesi. Ona kulübün tüm kapıları tüm imkanları sonuna kadar açık olacaktır'' açıklaması belki de kalbindeki sorununa küçük bir neşter darbesi vurdu. 

Read more...

Yenilmez adam

Jose Mourinho'ya neden kendi tabiriyle special one (özel adam) denildiğini defalarca duyduk, gördük. Porto, Chelsea, Inter serüvenlerinde bunu çok defa kanıtladı. Real Madrid'e geçince küçük bir tereddüt hissetmiştir herkes.Real'in başında geçirdiği 14 maçlık periyot ile Mourinho tereddütleri ortadan kaldırdı. Onun yönettiği Real Madrid 14 maçtır yenilmiyor. Special one (özel adam) dan sonra yeni lakabı unbeaten man (yenilmez adam) olursa şaşırmamak gerek. 2000 yılından bu yana Real Madrid teknik direktörlerinin 14 maçlık karnesi de farkı ortaya koyuyor.


Mourinho (2010 yaz ayından bu yana):
Maç 14, galibiyet 10, beraberlik 4, yenilgi 0,  atılan gol : 32 yenilen gol: 7
Manuel Pellegrini (Haziran 09 - Mayıs 10):
O 14, G 9, B 2, Y 3,  atılan gol : 34 yenilen gol: 22
Juande Ramos (9 Aralık 2008 - Mayıs 2009):
O 14, G 11, B 1, Y 2, atılan gol : 28,  yenilen gol : 6
Bernd Schuster (1 Ağustos 2007- 9 Aralık 2008):
O 14, G 9, B 2, Y 3,  atılan gol: 31 yenilen gol : 17
Fabio Capello (2006 Temmuz - 2007 Mayıs ):
O 14, G 8, B 3, Y 3,  atılan gol : 25, yenilen gol : 10
Vanderlei Luxembourgo ( 30 Aralık 2004 - 5 Aralık 2005):
O 14, G 9, B 3,  Y 2,  atılan gol : 25, yenilen gol: 8
Mariano Garcia Remon (Temmuz 2004 - 30 Aralık 2004):
O 14, G 9, B 1, Y 4,  atılan gol : 18,  yenilen gol: 9
Carlos Queiroz: ( Haziran 2003 - Mayıs 2004): 
O 14, G 11, B 1, Y 2, atılan gol : 35, yenilen gol : 14
Vicente Del Bosque ( Temmuz 2000- Haziran 2003 ):
O 14, G 8, B 3, Y 3,  atılan gol : 32,  yenilen gol : 19

Read more...

Hakemi aldatmak

Maçların TV'lerden canlı olarak verilmeye başlamasıyla daha doğrusu onlarca kamera ile saha içindeki her hallerini izlemek mümkün olduğundan beri hakemi aldatmak futbolda hep antipatik hareketler olagelmiştir. Dünyanın her seviyede liginde her ülkesinde görülen bir durum. Trabzonspor-Beşiktaş maçında Toraman, Şampiyonlar liginde Milan maçında C.Ronaldo'nun yaptığı hareketler ise bu kameralar ile daha da anlamsız bir hal alıyor. Rakip futbolcunun yüzü haricinde bir bölgesine olası bir taciz ve darbesinde yüzünü tutup kendini yere atan oyuncular anlık olarak hakemleri aldatabilseler de onlarca kamera ile maçı izleyen futbolseverlerin  kahramanı olan futbolcular antipatik olabilirler. Videoda ise hakemi aldatma konusunda bile takım oyunundan ödün vermeyen eğlenceli bir futbol takımını görüyoruz.


Read more...

Cristiano Ronaldo La liga tarihine geçer mi?

4 Kasım 2010 Perşembe

C.Ronaldo, Manchester United'da oynadığı zamanlara atıfta bulunup, ''aynı gol sayılarını yakalayamaz'' kehanetinde bulunanları kısa sürede terse yatırdı. Neredeyse her gün yeni bir gol istatistiği ortaya çıkıyor. Eğer Ronaldo bu hızla giderse 2010/2011 sezonu sonu bize Ronaldo'nun La liga tarihine geçip geçemeyeceğini de gösterecek.  Bu yıl Ronaldo, evvelce La liga'da gol rekoru kıran rekor sahipleri Telmo Zarra ve Hugo Sanchez'i yakalayacak ivmeye sahip görünüyor. Telmo Zarra 85 yaşında hayatını kaybeden (2006) ve La liga da 30 maçta 38 gol atarak La liga tarihine adını altın harflerle kazıyan İspanyol bir golcü. Hugo Sanchez ise 1992 yılına kadar Real Madrid'de forma giyen ve Meksika futbol tarihinin en önemli oyuncularından birisi. Bir Real efsanesi Hugo Sanchez'in rekoru ise 38 maç 38 gol. C.Ronaldo'nun Real Madrid forması ile 12 la liga golü bulunuyor. Rekor sahipleri Zarra ve Sanchez, Ronaldo'nun maç sayısını oynadıklarında 8 goldeydiler. C.Ronaldo bu rekoru kırar mı? Teknik direktörün Jose Mourinho ise impossible is nothing...

Read more...

Bursaspor & FC Twente

3 Kasım 2010 Çarşamba

Geçtiğimiz yıl Bursaspor bildiğimiz üzere kendi tarihinde ilk kez lig şampiyonu oldu. Lig tarihimizde 4 büyükler dışında çıkan ilk şampiyonluk onları Şampiyonlar ligine taşıdı. Hollanda'da da durum farksızdı. Tarihinde ilk kez lig şampiyonu olan Twente Şampiyonlar liginde buldu kendisini. Bursaspor C grubunda; Manchester United, Rangers ve Valenica ile eşleşirken, Twente son şampiyon İnter, Tottenham ve Werder Bremen'in yer aldığı A grubunda yer aldı. Bursaspor'un aldığı sonuçları tecrübesizliğe bağlıyoruz ki bu durum açıkça kendini belli ediyor ve Bursaspor daha ilk maçında Valencia'dan evinde 4 yiyordu. Aynı gün 14.09.2010 tarihinde aynı tecrübesizliğe sahip Twente son Şampiyonlar ligi şampiyonu İnter ile evinde oynadığı maçtan 1 puan çıkarıyor. 2-2'lik skora rağmen galibiyeti kaçıran taraf oluyorlardı. Twente cesur olmaya devam etti. Tottenham deplasmanından 4-1'lik mağlubiyet ile dönmeleri de ders oldu. 3.maçlarında Bremen ile evlerinde 1-1 berabere kaldılar. 3 maçta 2 puan çıkarmış her maçta gol atmış ve şampiyonlar ligine yakışır şekilde mücadele etmişlerdi. Bu akşam Bremen'i Almanya'da 0-2 yendiler. 4.maçlarında ilk kez gol yemediler ve deplasmanda kazandılar. Bursaspor ise 4 maçta kaybedip tek gol dahi atamadı. Hani akmasa da damlar derler ya o durumu bile göremiyoruz saha içinde. Premier ligde futbol tempolu oynanır, La liga'da teknik oynanır, İtalyanlar genelde sağlam oynar son Türkiye ligi şampiyonu Bursaspor ise inanılmaz yavaş oynuyor. Topu ayağına alan her oyuncu ki özellikle hücum oyuncuları saniyelerce topu gereksizce ayağında tutup oyunu ve takımı yavaşlatıyorlar. Öte yandan ilk A takım deneyimini henüz 1 ay önce yaşayan Smalling, Rafael, Obertan gibi oyuncularla United topu kanattan kanada sadece hızlı pas alışverişleri ile gezdiriyordu. Bireysel olarak oyuncu tenkidinden daha önemli olduğunu düşündüğüm bu durum Bursaspor'un puan almak bir yana gol bile atamamasında başlıca etkenlerden. Turgay Bahadır'ın girdiği pozisyonda da açıkça gördüğümüz bu yavaş oyun rakibe daha fazla düşünme ve hamle şansı veriyor ve Bursaspor psikolojik olarak da fizik olarak da kaybediyor. Şampiyonlar liginde farklı ülkelerin takımları biraz da liglerinde oynanan futbola ayna tutarlar. United ve Tottenham ile İngiliz futbolu örneğini gördük. Şampiyonlar liginde kalan 2 maçta  Twente&Bursaspor kıyaslamasına daha dikkatli bakmanızı öneririm. Lig şampiyonumuz ve halen ligimizin namağlup lideri en azından Şampiyon olduktan sonra oyuncu ve teknik direktörünü kaybeden Twente'yi saha içinde örnek alabilir. Bu deneyimde puan ve gol sevinci yaşayabilirler, ihtiyaçları olan şey biraz hız ve hareket. 
 

Read more...

Tek kurşun

Elinizde düşmanı yenmek için sınırlı sayıda mühimmat varsa kazanma şansınız da az çok bellidir. Barcelona modern silahlarla donatılmış harika bir ordu ancak böyle bir ordu yenilmeyecek, bileği bükülmeyecek de değil. Kopenhag'ın elindeki tek silah sert ve agresif oynayarak, baskın basanındır deyip tek kurşununu kullanmaktı. Bu durumu istatistiklere de saha içine de çok iyi yansıttılar. Messi'nin attığı golden sadece 1 dakika sonra golü bulmaları da iştahlarını artırdı. Barcelona maç içerisinde pas bağlantılarını artırdığı zaman baskıları kırabiliyor ancak bu maç da gördük ki bu tip oynayan takımlara karşı zorlanıyorlar. Rubin Kazan deplasmanı da çok farklı değildi. Teknik oyuncular görece kırılgan olurlar ama kontrolü ele aldıklarında da kırıcı olurlar. Sert ve agresif istekli futbol bunu bir kez daha engelledi ve Barça 2 puan bıraktı Danimarka'da. Zaten maç sonu çıkan arbedenin nedeni de tek kurşunla vurulmaktı. Zayıf bir grupta olması hasebiyle Barça hala lider ancak 7 Aralık'ta Panathinaikos deplasmanında dejavu yaşama durumları yok değil...

Read more...

Şampiyonlar liginde gecenin özeti

Read more...

Ezber bozan Bale

Futbolda bazı ezberler vardır. Dünyanın en iyi futbolcusu deseniz aklınıza 100 kişi gelmez ki şu sıralar bu sorunun cevabı Messi-Ronaldo ekseninde dönüyor. Bu soruyu biraz özelleştirip mevkilere döktüğümüzde ise filtre daha da daralır. Dünyanın en iyi sağ beki sorusuna uzun zamandır adayım Douglas Maicon'du. Bugüne kadar zor duruma düştüğünü görmedim. Kötü oynadığı, zor duruma düştüğü zamanlarda oldu elbet ancak hiç bir zaman Gareth Bale karşısında düştüğü duruma düşmedi. Hızı ve dengesi ile takımın sağ tarafını tamamıyla kontrol eden rakipleri o bölgede bezdiren oyun yapısıyla en iyi sağ bek dediğimizde ezberimizdeki ilk isimlerden Maicon. Tottenham'ın Benitez'in İnter'ini tempolu ve istekli oyunla devirmesi sürpriz değildi benim için ancak geçen yılın Şampiyonlar ligi şampiyonunun İngiltere'nin 4.sünden 3 gol yemesi de ezber bozan cinsten. Van Der Vaart önderliğinde Bale rüzgarı ile son şampiyonu dağıttılar. Gareth Bale hem Maicon'u dağıttı hem İnter'in sağ yanını. Bu gece sahada 9 dribling yaptı ki bu sezon şampiyonlar liginde bir oyuncunun bir maç içerisinde yaptığı en yüksek sayı. Tottenham'ın ataklarının %48'inin sol taraftan gelmesi bile Bale'in nasıl bir maç çıkardığına örnek. Maçı izleyenler Tottenham ile herhangi bir Championship takımı maçı zannetmediyse bu Eto'o nun attığı gol sayesindeydi. Bale bu performansıyla Avrupada en revaçtaki sol kenar oyuncularından biri olma yolunda hızla ilerlemiyor adeta depar atıyor. Bale, Barcelona'nın transfer görüşmesi yapma isteğini şimdiden geri çevirmiş. Dünya futbolu yeni bir yıldız kazanıyor izlemesi zevk veren etkileyici bir yıldız.

Read more...

Jose Mourinho'nun kitabı

2 Kasım 2010 Salı

Başarısı herkes tarafından kabul edilen ancak büyük çoğunluk tarafından takdir edilmeyen adamdır Jose Mourinho. Porto'dayken Derlei'nin ameliyatına girdiği rivayet edilir ki o derece de insandır. Oyuncusuna, takımına değer verir ve değer katar. İspanya'ya adım attığı günden beri İspanyol medyası onun bir büyücü olduğunu düşünüyor olsa gerek ki sürekli antrenmanda ve maçta yakın takipteler. Amaçları sihirbazın el çabukluğu ile yaptığı işlerin iç yüzünü öğrenmek. Hercules deplasmanında geriden gelerek kazanan Madrid cephesinde keyifler yerinde ancak İspanyol medyası küçük detaylarla ipucu toplamaya devam ediyor. Hercules maçı sırasında Jose Mourinho'nun kitabı diye tanımladıkları bu nottaki sayıların sırrını çözmeye çalışıyorlar. Mourinho'nun elindeki kağıtta 38+13+6=57 hemen bunun yan tarafında da p/10 months yazıyor. Lost'taki gizemli numaralar gibi bir durum var ortada. Herkes farklı yorumluyor ama en kuvvetli ihtimal 38'in La liga maçlarını temsil ettiği. İspanyol medyası 6 rakamını da kupa maçları olarak tahmin ediyor. 13 rakamının da Şampiyonlar ligi maçları ile ilgili olduğu ihtimaller arasında. Jose Mourinho'nun kitabında ne yazıyor net olarak bilemeyiz ama tüm bu hesapların sonu belli... Wembley...

Read more...

Barcelona-Sevilla

1 Kasım 2010 Pazartesi

Real Madrid için Sevilla maçları ne kadar zor geçiyorsa, Real'in 1 puan gerisinde takibini sürdüren Barcelona için bir o kadar kolay geçiyor. Sanki bu maçlar PES maçları ve birisi Barcelona-Sevilla maçlarında oyunun ayarını amatöre getiriyor. Sevilla'yı 5-0'la geçen Barcelona'da Guardiola göreve geldiğinden bu yana 5 lig maçında da Sevilla'yı yenmeyi başardı. Gol istatistiği de PES örneğini destekler nitelikte; 19-2. Bu maçta iki gol atan Messi, Barcelona formasıyla 2010 yılında çıktığı 61 maçta 61 gole imza attı. Ertem Şener ''Messi bu adam neyin nesi'' derken geleceği görmüş olabilir.

Read more...

Jose Mourinho'nun akıl oyunları

2009 yapımı Sherlock Holmes filmini izlemeyenler için kısa bir özet. Filmde Sherlock Holmes her davayı çözen zehir gibi bir dedektif. Filmin içerisinde bize yansıtılan en büyük çözümü de Lord Henry Blackwood davasında ortaya çıkarıyor. Lord Henry Blackwood, gerek icraatları, gerek nutukları, gerekse diğer insanlara özel gelen bazı akıl oyunları ile tüm İngiltere'yi arkasına alıveriyor. Filmin final bölümünde Sherlock Holmes, ''yaptığın her şey bir akıl oyunu, özel yeteneklerin yok'' diyerek bir bir yaptığı icraatların iç yüzünü anlatıyor ve Blackwood'u ebediyete uğurluyor. Bu hikayenin Lord Blackwood'u Jose Mourinho, Sherlock Holmes'u da Messi olarak kabul edelim ve Messi'nin şu açıklamalarına kulak verelim. ''Mourinho'nun söylediklerine önem vermemelisiniz. Bizi kendi oyununun içine çekmek istiyor. Biz kendi işimize odaklanmalıyız. Jose Mourinho'nun akıl oyunlarına aldırmamalıyız'' diyor Messi. Bu hikayenin sonu Sherlock Holmes filminin sonu gibi bitmeyebilir, ancak bu açıklamalar ile Messi sahada olduğu kadar saha dışında da zeki biri olduğunu göstermiş oldu. Ancak ''abi dediysek saygımızdan dedik'' tarzı daha zeki bir açıklama beklerdik kendisinden.

Read more...

Alex Ferguson'un transfer tercihleri

Alex Ferguson ve transfer deyince kafamızda beliren ilk tanımın ''cimri iskoç'' olmasının tek nedeni fantastik bir medyamızın olmasındandır. Örneğin; Manchester United'ın her galibiyetini ''Şeytan çarptı'' her mağlubiyetini de ''Şeytan çarpıldı'' nevinden başlıklarla öğreniriz kendi medyamızdan. Maçları analiz etme sistemleri fantastik manşet atma olduğundan yadırgamıyorum. Transfer konusunda da bizden payını alıyor bu dev İngiliz kulübü. Kadrosuna bir sezonda 350-400 milyon euro harcayıp kalburüstü 4-5 oyuncu almamasını, teknik direktör Alex Ferguson'a ''cimri'' diyerek açıklığa kavuşturuyoruz. Ferguson'un cömert-cimrilik dengesini aldığı oyuncular eğrisi belirler bize göre. Sahinden de Ferguson el yakan transferler yapmaz ama sıradan adamları el yakan transfer seviyesine getirmesi de sayısız örneklere sahip. David Beckham, C.Ronaldo, Ruud Van Nistelrooy, Wayne Rooney, Ryan Giggs, Roy Keane diye uzayıp giden bu liste bu örneklerden bir kaçı. Şimdilerde Nani'nin el yakan transfer seviyesine yükselmesi üzerine çalıştığı da aşikar. Alex Ferguson yine transfer tercihleri ile ilgili bir açıklama yaptı tam da bizim sevdiğimiz türden. ''Ocak ayında kesinlikle yeni oyuncu almayacağız, sezonun bitimine 5 ay kala yeni bir oyuncuya ihtiyacımız yok. Valencia'nın takıma geri dönmesi bizim için yeterli.'' Biz cimrilik desek de Ferguson'un bu tip transfer tercihleri ile United'da kazandıkları özetle; 11 Premier lig, 5 FA Cup, 4 Lig kupası, 9 Community Shield, 2 Şampiyonlar ligi, 1 UEFA kupası, 1 kıtalararası şampiyonluğu, 1 FIFA dünya kulüpler kupası dahası Ferguson'un şahsen kazandığı Sir ünvanı. Keşke ligimizde görev yapan teknik direktörlerin hepsi cimri olsa!

Read more...

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP