Related Posts with Thumbnails

Alessandro Del Piero rekoru kırdı

31 Ekim 2010 Pazar

Sadece bir dakikanızı ayırarak düşününüz takımınıza bir yatırım yapacaksınız yada bir tercih yapacaksınız takımınız üzerinde ve bu seçiminiz 17 yıl boyunca o takımın her zaman en iyisi olacak. Türünün başka bir örneği olmayacak kadar kaliteli bir yıldız Del Piero. 1993 yılından bu yana Juventus deyince akıllara gelen tek isim oldu. Hani cefasını da sefasını da çekenler vardır ya onlardan birisi. 35 yaşında olmasına rağmen halen Juventus'un en klas en iyi oyuncusu durumunda. Juventus sağı solu belli olmayan bir takım olmuştur her zaman. Serie A'da tepetaklak giderken formda ve havalı Milan'ı San Siro'da devirmek onların bu yönüne güzel bir örnek. Juventus'un 1-2 kazandığı bu destansı galibiyete 65.dakikada attığı gol ile katkıda bulunan Del Piero Serie A tarihinde 179 gole ulaşarak bir Juventus efsanesi olan Giampiero Boniperti'nin rekorunu kırdı. Boniperti hayatının tamamında Juventus forması giymiş 444 maçta attığı 178 golle bu rekoru bugünlere taşımıştı. Kulübünde 500.kez forma giyme rekorunu da geçen Del Piero bu golle gol sayısını 179 yaparak şimdilerde 82 yaşındaki Boniperti'nin rekorunu kırdı. ''Boniperti bu habere çok sevinecek onunla paylaşacağım bunu'' diyen Del Piero, sezon sonu futbolu bırakmayı da düşünmüyor ve ''Fiziksel açıdan iyiyim'' diyor. Ne Hagi, ne Pierre Van Hoijdonk, ne Kuntz ne başkası bize ders olmuyor. 30'lu yaşlara geçen oyunculara ihtiyar yaftası yapıştırıyoruz. Topyekün ülke spor kamuoyu Alex'i göndermeye çalışmıyor mu? Ki Alex değil mi halen takımın en güçlü, fizikman en iyi durumda oyuncusu. Futbolda değer kazananlar, ellerindeki değerlerin değerini bilenler oluyor.

Read more...

Roque Santa Cruz'un inadı

Santa Cruz ismi Bayern Münih'te iken kalitesini gösteremeyecek kadar çok güçlü silahlarla kuşatılmıştı. Elber, Makaay, Pizarro gibi isimlerle birlikte hücum hattında görev yapan Cruz için herşey 2007 yılında değişti. Paraguay ile 2007 Copa America'da harikalar yarattı Santa Cruz. Paraguay çeyrek finalde Meksika'ya 6-0 yenilerek elendi ancak Roque Santa Cruz şimdilerde Benfica'da oynayan Oscar Cardozo'nun da küçük destekleriyle işte ben buyum dedi. Kupadan sonra Blackburn Rovers'a imza atarak Bayern defterini kapadı. Rovers'ta çok iyi iki sezon geçirdi. Bir ara bizim 3 büyükler için de ismi geçti ancak o adada kalmayı tercih etti ve 21 milyon pound'a City'e imza attı. Bu tercih onun en büyük kumarı oldu.Haziran 2009'dan bu yana 19 maça çıktı ve 3 gol attı. Bu yıl hiç forma şansı bulamadı. Sene başında uzun süre inat etmiş ve takımda kalıp kalitemi göstereceğim demişti. Bu kararı da tıpkı City'e imza atması gibi yanlıştı. Roque Santa Cruz, Ocak ayında Getafe'ye kiralık gidiyor. City gibi aldığı her forvetin yanına 2 kat daha maliyetli bir yenisini ekleme alışkanlığı olan bir takımda kendini antrenmanda bile göstermesi zor olacaktı. İspanya'da Trezeguet etkisi yaratacağı görüşündeyim. Daha mütevazı ve oyuncunun kıymetini bilen bir takımda yeni bir Diego Milito olacak kaliteye sahip. İnadı işe yaramadı şimdi sıra yeteneğini göstermekte. 

Read more...

Yeni Zidane

30 Ekim 2010 Cumartesi

Adını futbolun zirvesine yazdırmış bir çok futbolcu için ''yeni X'' vari başlıklar atılmıştır. Örneğin 3-2 yendiğimiz Belçika'da milli takımımıza karşı forma giyen Lukaku sadece 17 yaşında olmasına rağmen yeni Drogba olarak lanse edilmişti. Dortmund'lu Subotic yeni Vidic, Anthony Annan yeni Essien olarak lanse edilen oyunculardan. Tabi bu oyuncuların benzetilme nedeni futbol stilleri ancak ilginç şekilde tipleri de çok benzer asıllarına. Yeni Zidane ise benzerlik falan değil bizzat Zinedine Zidane'ın oğlu. Enzo Zidane 15 yaşında Real Madrid alt yapısında forma giyiyor. Bugüne kadar yaptıkları ile aldığı referanslar kulağa hoş geliyor. Sene başında Mourinho'nun küçük Zidane'ı A takım ile sezon öncesi hazırlıklarına dahil ettiği bilgisi bile çok önemli bir adım şüphesiz. Real Madrid'in önde gelen isimlerinden Voldano: ''Enzo saha içinde aynı babası gibi, onu ne zaman izlesem bana babasını hatırlatıyor'' şeklinde belirtiyor görüşlerini. Enzo Zidane için yapılcak zor seçimlerden birisi de milli takım seçimi olabilir. Babası Fransa futbol tarihinin en önemli oyuncularından biri olan Enzo İspanyol bir anne ve tabii ki Cezayirli bir babadan olma. Şu an İspanya ve Fransa, U-17 takımlarına onu katmak için küçük bir çatışma içine girmiş durumdalar. Her ne kadar harika referanslara sahip olsa da ''Babası Zidane olan çocuk süperdir'' dememek gerek elbette. Tarihte bunun tersi örneklerini de görmüştük. Cruyff'un oğlu Jordi Cruyff ve Schmeichel'ın oğlu Kasper Schmeichel örnekleri gibi.

Read more...

Cristiano Ronaldo & Lionel Messi

29 Ekim 2010 Cuma

Öncelikli olarak görüşümü belirtmek isterim ki kesinlikle dünyanın ilk iki sırasında her ikisi de. Bizim alışkanlıklarımız arasında genelde birini severken diğer iyiden nefret etme vardır. Mesela Cem Yılmaz'ı seven, Beyaz'a gülmek istemez zorlar kendini. Ben Yılmaz Erdoğan'ı beğeniyorum diye Ata Demirer'i nefret listesine ekleyen çok bünye var. Bu iki futbolcunun ülkemiz özelinde karşılaştırılma hatalarından biri de aldıkları ücret. Ronaldo'nun transfer ücretini ve yıllığını abartılı bulanların Messi'nin 632 TL asgari ücretle oynadığını düşünüyorum. İlk başlarda bu kıyaslamalarda eksik kalan nokta Ronaldo'nun premier ligde, Messi'nin La liga'da oynamasıydı. Her iki oyuncu da La liga'da hem de ezeli iki rakipte buluşunca kıyaslamak, nefret etmek, sevmek daha kolay oldu. Lionel Messi oynadığı son 41 La liga maçında 39 gol attı. Cristiano Ronaldo ise oynadığı son 37 La liga maçında 36 gol attı. El Classico 28.11.2010'da Camp Nou'da...

Read more...

Gareth Bale'in premier lige etkisi

Gareth Bale 21 yaşında. Premier ligde Cantona'nın efsaneleştiği yılların takımı Southampton altyapısında yetişti. 5 milyon pounda imza attığı Tottehham'da forma numarasının 3 olma nedeni Bale'in bir sol bek olarak çıkış yapması. Harry Redknapp akıllı bir adam ve ondaki cevheri görmesi uzun sürmedi. Hemen arkasına Ekotto'yu sürerek onu bir sol açık yaptı. Geçtiğimiz hafta arası İnter deplasmanında attığı 3 kopya gol onu Avrupalı futbolseverlerin daha da yakından tanımasını sağladı. Ancak Gareth Bale kesinlikle bundan daha fazlası. Premier ligde bu yıl en çok orta yapan oyuncu Gareth Bale. Bu istatistiklerin tüm zamanlarda lideri de bir Galler'liydi. Ryan Giggs. Ne yazık ki Bale de Giggs gibi dünya kupası göremeyecek gibi. Ancak Giggs'in yakaladığı başarılara ulaşması hiç de uzak değil. 


Read more...

Muntari ve yeni İnter

Portsmouth'da onu tanıdığımızda Premier lige uyumu şaşırtmıştı. Udinese'de 5 yıl forma giyen ve İtalyan futbol kültüründe yetişen bir Ganalı için güzel bir start vermişti. Orta sınıfın biraz üstünde bir Premier lig oyuncusundan daha fazla değerli olması ve daha çok tanınmasının ayrıntıları 2008 yılında gizli. İnter'in o dönemki teknik direktörü Jose Mourinho uzun süre Lampard'ı almak istemiş ancak transfer olumsuz sonuçlanınca Lampard'ın yerine Sulley Muntari'yi almıştı. Kreatiflikten uzak futbolu, mücadelesi ve hırsı, uzaktan attığı etkili şutlar ile İtalya futboluna daha olgun halde döndü. İlk yılında forma şansı bulsa da Sneijder'ın takıma katılması ile gözden düştü. Bu tip oyuncuları harcama konusunda uzman bir başka isim Rafa Benitez ile sorunlar yaşayacağı belliydi. Bu sezon hiç bir maça ilk 11'de başlayamadı ve forma şansı bulduğu 6 maçta toplam 82 dakika forma giydi. Bu Ganalının kariyerinde Serie A, İtalya Kupası, İtalya süper kupası, Şampiyonlar ligi kupası ve bir de FA cup var. Daha da ilginç olanı yakaladığı bu başarılar son 3 yılda oynadığı 88 maçla geldi. Muntari Ocak ayında takımdan ayrılmayı kafaya koymuş ve hedefinde İspanya ve İngiltere ligleri var. Premier ligde ona ihtiyaç duyabilecek en az 5 takım var. Muntari'nin ayrılma fikri bizlere Rafa Benitez'in nasıl bir İnter kuracağı fikrini de veriyor. Liverpool kopyası olacak hissi veriyor. Sonu Liverpool gibi olacak mı? sorusuna en kısa cevap sezon sonu...

Read more...

Teşekkürler Vassell

Darius Vassell'e ilk yakınlaşmamız İngiltere ile deplasmanda oynadığımız maçta bize attığı gol ile oldu. İkincisi ise geçen yıl Ankaragücü'ne imza attığında. Vassell bugün bir zamanlar Mustafa İzzet'in forma giydiği Leicester City'e imza attı. Leicester'ın teknik direktörü Sven-Goran Ericsson. Mustafa İzzet'in de 2006'da Birmingham forması ile futbolu bıraktığı bilgisi de dipnot olsun. Uzun ayrılıklar sonrası evine sevdiklerine kavuşan insanların yaşadığı duygularla açıklamalar yaptı Vassell. Tabi Türkiye'yi karalamasını beklerdik çünkü bir gece yarısı otelden atıldığına bile şahit olduk. Vassell'e açıklamalarından ötürü bir teşekkür borçluyuz. Türkiye'de çok yalnız kaldığını, dil, din gibi uyum sorunlarını fena halde yaşadığından bahsetmiş. ''Bir gün antrenmana gittiğimde tesislerde kimseyi göremedim, sonradan öğrendim o gün milli bayrammış'' diyor. Otel olayını ise kaza olarak görecek kadar mütevazı yaklaşmış olaya. Türkiye'de yolda gezerken insanların kendisinden para istediğini, saha içinde de gol atmasını istediklerini belirtmiş. Havalimanında kendisini ateşli şekilde karşılayan taraftarları görünce şaşırdığını belirtiyor Vassell, çünkü o gün imza atmak için gelmemişti. Anlattığı hikayelerden sonra ''insanlar tipik Türkiye işte diyebilir. Hayır Türkiye öyle değil insanlar öyle'' diyor Vassell. Kendisine insanlık göstermeyen zat-ı muhteremleri insan olarak görmesi bile teşekkürü hak etmiyor mu?

Read more...

Beckham'ın gönlündeki sevda

David Beckham deyince akıllara bir çok şey gelir, attığı goller, frikikler, transferleri, oynadığı reklamlar, arabası, eşi, çocukları, şatoları.. ama yine de onu bir yere kondurmak isteseniz şüphesiz en güzel yer saha içi olurdu. Saha içinde muhteşem sağ ayağı ile takımına ilham veren bir yıldız. Şimdilerde 35 yaşında ve yarı tatil yarı hobi amaçlı futbol oynuyor. Çok değil daha geçen yıl Milan'a kiralandığında takıma neler verebildiğini görmüştük. Yaşlı bir takım olan Milan'da yaşı da sorun olmadı. David Beckham yaşına ve Avrupa futboluna olan uzaklığından ötürü tüm olumsuzluklara rağmen Messi ve Ronaldo çılgınlığının ortasında  halen en çok kazanan futbolcu. Onu bir takımla özdeşleştirmek isteyenler öncelikle Manchester United diyecek elbette. Beckham ise tersini düşünüyormuş. ''Orada çıktığım son maçta anladım ki Real Madrid benim kalbimde bir gün oraya geri dönmeyi ümit ediyorum. Florentino Perez büyük adam, takım için çok iyi şeyler yapıyor. Barcelona hegomanyasını yıkacağından eminim. Mourinho harika bir insan. Dünya kupası öncesi sakatlandığımda beni arayan ilk kişi Mourinho'ydu. '' 10 yıl önce orjinal denilecek Los Galacticos döneminin yıldızlarındandı Beckham. Zidane gibi son 20 yılın en unutulmaz oyuncularından birisiyle yan yana oynamak gibi muazzam bir referansı var. Bir gün Real'e dönerse; Perez, Mourinho, Zidane, Beckham... Barcelona'nın total futbolu saha içinde olmasa da saha dışında büyük fiyaka kaybeder ki bunu kestirmek zor değil. FIFA'nın Altın Top ödülü ile ilgili olarak David Villa'nın favori gösterilmesine '' Villa harika bir kupa performansı gösterdi ama ben Casillas'ın kazanmasını isterim çünkü o benim arkadaşım'' diyerek cevaplamış. Tüm açıklamaları ile kendini Real Madrid ile bütünleştiren Beckham'ın bu mesajları vermesinde bir bakıma Manchester'ı yok saymasında Alex Ferguson ve gidiş şekli de olsa gerek. Bir Şampiyonlar ligi maçı öncesi tartışan ikilinin tartışmasında Beckham'ın Ferguson'a kramponlarını fırlattığı iddiasını öğrenmiştik. Real Madrid'i konuk eden United'da Ferguson'un o dönemin 1 numarası Beckham yerine sağ kanatta Brown'a şans vermesi de bu iddiaları kuvvetlendirmişti. Beckham sonradan oyuna girip 2 gol atmıştı. Fakat ayrılışının arkasında ve bugün kalbindeki sevdanın Real Madrid olmasının nedeni bu iddialar olsa gerek. Madalyonun her zaman tersi oluyor.

Read more...

Futbol ve teknoloji

26 Ekim 2010 Salı

İlk okul sıralarında oturduğumuz yıllarda etrafımızdaki panolarda öğrendik çağ açıp çağ kapamayı. Fatih Sultan Mehmet'in yaptığı hadisenin ne olduğunu. 21.yüzyıl için söylenen şey ise bilgisayar çağı tabiri. Her ne kadar okullardaki panoda yer almasa da gelişen yüksek teknoloji ile bilgisayarlar ve yaptıkları şeyler de inanılmaz derecede gelişti. Oynanan bir futbol maçında maç devam ederken bile kimin kaç kilometre koştuğu, kaç pas hatası yaptığı, kaç orta yaptığı vb. inanılmaz istatistikleri bizlere veriyor bu teknoloji. Hal böyle olunca da insan bazen teknolojinin futbolun daha da içinde olmasını istiyor. Her dünya kupası öncesi ve sonrası teknoloji biraz daha bulaştırılmak istenir futbola. Futbol doğduğundan beri her zaman en doğal haliyle sürüklemiştir fanatiklerini. Maradona'nın elle attığı golden bu yana gündemi uzun süre meşgul eder; top çizgiyi geçti mi? aut mu?  vb. durumlar. 2010 Dünya Kupası Almanya-İngiltere maçından sonra iyice dillendirilen pozisyonların bilgisayar tahlili için UEFA, FIFA arasında yaşananlara son noktayı Platini koydu. ''Teknolojiyi kullanmak bir çözüm ama bu durum maçları play station oynuyor hissine dönüştürür.'' Sonuna kadar destek verdiğim bir tutum. Biz futbolu böyle sevmedik mi? Ronaldo'nun golleri ofsayt mı? Anelka el ile mi attı ? Servet çizgiden mi çıkardı? bu tartışmalar güzelleştirmiyor mu biraz da futbolu? İnsan bilgisayarda oyun oynarken bile keşke hakemler oyunda hata yapsa da gerçeğe benzese demiyor mu ? Futbol böyle daha güzel. Verilmeyen kırmızı kartlar, tespit edilemeyen goller ile. 15 yıl önce oynanan bir Fenerbahçe - Beşiktaş maçını hala hatırlıyorsanız bunun tek nedeni atılan golün çizgiyi geçip geçmemesi tartışmasıdır. Futbolda daha fazla teknolojiyi ancak bilgisayar oyunlarında görmeyi yeğlerim. Tribünde gol olup olmadığını tartışmak, maç sonunda pozisyonları değerlendirmek kadar zevkli başka bir taraftar hobisi var mı? Futbol doğal kalsın diyenler Platini'nin dediği gibi hakemlere yardım etsinler. Özellikle saha içinde mücadele verenler. Di Canio olabilmek ile Keita olabilmek arasında ince çizgiyi anlamak bile kafi.

Read more...

Hakemin takdir hakları

19 Ekim 2010 Salı

Hakemlerin takdir hakları maç içerisinde gerek oyuncuların, gerek taraftarların zaman zaman da Yılmaz Vural gibi sevimli antrenörlerin hep çileden çıktığı durumlar oluşturmuştur. Görüntüler Hannover 96- FC St Pauli maçından. St Pauli'nin 0-1 kazandığı maça ait. Birinci resimde gelişen St Pauli atağını görüyoruz. Hakemin pozisyonu resimde mavi ile işaretli. Hızlı gelişen atakta ikinci resimde 2 nolu oyuncu St Pauli'li oyuncuyu yere düşürüyor. 32 yaşındaki hakem Markus Wingenbach takdir hakkını pozisyona çok yakın olmadan net bir şekilde bariz gol şansını engellemeden dolayı kırmızı kart olarak kullanıyor. Hakemi aksiyonun gerçekleştiği üçüncü resimde bile göremiyoruz. Enstantanelerin güzel yanı şu: sadece Şampiyonlar ligi grup maçlarından birini yönettiği için milli kahraman Cüneyt Çakır dahil olmak üzere Türkiye'de kaç hakemimiz bu şartlarda, renk, ev sahibi, deplasman, oyunun dengeleri gibi kurallardan bağımsız olarak kırmızı kartını kullanır ?
  

Read more...

Galatasaray'ın savaşı ve barışı

18 Ekim 2010 Pazartesi

Karabükspor maçı Galatasaray'da sene başından beri kaynayan kazanı alevlendirdi. Sene başından bu yana Rijkaard, yönetim,futbolcular, taraftarlar arasında yaşananlar neticesinde Rijkaard kadro tercihlerini bazen yönetime bazen de taraftarlara mesaj yollar gibi yapmaya başladı. Karabük maçında (Fenerbahçe'de Daum'un zaman zaman yaptığı) Cana mı ? alın size Cana der gibi bir duruş sergiledi Rijkaard. Zaten oyundan çıkararak da bu mesajın iletim raporunu aldı.
Resim 1
Karabükspor maçının henüz 1.dakikası tarihinde Galatasaray galibiyeti olmayan Yücel İldiz'in takımı sahaya gayet düzgün bir şekilde dağılmış. Ayhan taçtan aldığı topu Lorik Cana'ya oynuyor. Cana ise talihsiz bir pas hatası yapıyor. Hücumda çoğalamamış Galatasaray savunmadaki adam kalabalığına rağmen Karabükspor kontrasını engelleyemiyor. Top en son gelmesi gereken adam olan ve Resim 1'de sağ en altta işaretlenen Emenike'ye geliyor ve -biraz da tartışmalı bir karar ile- netice penaltı oluyor. Bıçak darbesini alan vucüdun bir süre tepki vermediğini ama zamanla kan kaybı arttıkça vucüdu etkilediğini hatta büsbütün yok ettiğine şahit olmuştum. Resim 1 Galatasaray'ın savaşcısı olması amacıyla alınan Lorik Cana'nın Galatasaray'ın ve Rijaard'ın aldığı bıçak darbesi gibi adeta.
Resim 2
Resim 2'de Karabükspor'un Hakan Özmert'in ayağından kazandığı yada Barış'ın elinden yediği gol öncesini görüyoruz. Cernat topun gerisinde İnsua'nın yaptığı faulu değerlendiriyor. Galatasaray kalesinde ön direk tedbirini alan oyuncu Barış Özbek saniyeler sonra pozisyonunu kaybediyor ve gol tam da kaybettiği o noktadan geliyor.
Resim 3
Sadece pozisyonunu koruyarak uzaklaştırıcağı pozisyonda Barış kendisini öne atınca Ufuk'un da açısını bozuyor. Son bombayı ise kaleye giden topa elini uzatarak yapıyor. Top eline çarptı yada çarpmadı ama sonuçta hakemin kırmızı kartla cezalandırdığı sayısız örneği var bu tip pozisyonların bu ligde. Barış'ın saniyeler içerisinde kendisiyle yaptığı bu savaş Galatasaray'ın sorunu denen şeylerin sadece kadro dizilimi olmadığını da gösteriyor. Takımının tek golünü atan Barış ise maç sonunda mücadele eden savaşçı adam olarak gidiyor soyunma odasına.

Read more...

Darren Bent

Sunderland geçtiğimiz yıldan beri Premier ligde dişini gösteren kendini daha çok kabul ettiren bir takım oldu. Sunderland deplasmanları da artık daha zor oldu. Eski bir Manchester United efsanesi Steve Bruce antrenörlük kariyeri ile Yılmaz Vural'ı anımsatsa da Sunderland'in havasını değiştiren bir isim daha var; Darren Bent. Tottenham ona 16,5 milyon pound öderken büyük ses getirmişti. Transfer ücreti büyük beklenti de getirdi. Bent Tottenham kariyerinin özellikle sonlarında açıldı. İki yıllık macera 18 golle sonuçlandı. Tottenham ses getirse de Bent'in kaymağını yiyen tam anlamıyla Sunderland oldu. Temmuz 2009'dan bu yana Sunderland forması giyen Bent, Sunderland'in o tarihten bu yana attığı gollerin %52,7'sine imza attı. Liverpool'a geçen yıl attığı balonlu gol sonrasında bu yıl attığı 2 golle küçük takımın küçük golcüsü olmadığını gösteren onlarca şeyden birini göstermiş oldu.

Read more...

Trabzonspor 1-0 Beşiktaş : Etik

15 Ekim 2010 Cuma

Türkçe olmayan Fransızcadan dilimize giren bir çok alanda karşımıza çıkan bir kelime etik. Futbolda ne kadar bu yazılı olmayan etik kuralları devrede bazen anlamak zor. Trabzonspor'un 1-0 kazandığı Beşiktaş maçı hem her iki takım taraftarları hem de tarafsız gözler için ligimize göre seyir zevki yüksek bir maçtı. Schuster, klasik dizilimini tercih etmiş: Guti, Ernst,Aurelio'nun arasına Tabata'yı bile sürüyüyordu. Şenol Güneş ise orta sahada rakibini durdurmayı tercih etti. Colman ve Selçuk hatta Engin hep bu sebeple ofansif yönlerini ikinci plana ittiler. Rakibi ortadan delmek Trabzonspor'un maç öncesi düşüncesiydi. Trabzonspor adına Şenol Güneş'i ne kadar tebrik etsem az kalır. Devre arası teknik direktör takıma yarar getirmez kilişesini yıkan adam. Ligin şampiyonunu belirledi, iki kupa kazandı, Türk teknik direktörlerin ligtv'de yorumculuk yapıp iş beklemekten başka işe yaradıklarını ıspatlıyor bizlere. Mustafa Yumlu hareketini yaparken elbette amacı maçı onunla kazanmak değildi. Ancak Türkiye liginde hemen her teknik adam oraya Ceyhun'u düşünürken Şenol Güneş o bölgenin kadrodaki alternatifine güvendi. Kalbinin temizliği, çalışkanlığı ve iş ahlakı ona bu tercihi ile 12'den vurma şansı verdi.
Resim 1
Resim 1'de bir Trabzonspor atağını görüyoruz. Burada çizilen üçgen ile en ileri uçtaki Beşiktaş'lı oyuncu ile en gerideki Beşiktaş'lı oyuncu arasındaki mesafeyi görebiliyoruz. 20-25 metre arasındaki bu mesafe Beşiktaş'ın sene başından beri çalıştığı ve özellikle Rapid Wien deplasmanında üstüne düştüğü taktiksel bir konu. Bu konu Schuster'in her geçen gün takıma bir şeyler kattığı ve karşılığını görmenin güzel olduğu bir durum elbette. Pozisyonun devamında Trabzonspor gole yaklaşıyor ancak bu mesafe zamanla Schuster'in istediği noktaya gelince Beşiktaş Avrupalı takımların yaptığı bu önemli hamle ile oyununa kalite katacak. Bu karede resmin sol altındaki Beşiktaş'lı Tabata da bu disipline uymak için maç boyu ileri geri dinamo gibi çalıştı ve bir çok pozisyonda kademe yaptı. 
Resim 2
Yazıya etikle girdik devam edelim. Resim 2 orta sahada gerçekleşen bir hareket. Burak topla içe doğru katetmeye çalışıyor. O sırada karşısına Ernst geliyor, Burak topu geçiriyor ve sağ ayağını Ernst'in sabitlediği sol ayağına düzmece bir hareketle vuruyor. 
Resim 3
Resim 3'te de net görüldüğü gibi Ernst'in sabit ayağına sağ ayağını vuran ve kendini yere atan oyuncu eski bir Beşiktaş'lı Burak Yılmaz. Bu pozisyona hakem Kuddusi Müftüoğlu faul çalıyor ve 71'de Mustafa Yumlu ile Trabzonspor golü geliyor. Her ne kadar maçın skoru bu aldatmaca ve kurmaca faul ile ortaya çıksa da bu gol her iki takım açısından da maçın sonucuna çok etki etmedi. Esasında durum biraz farklı bu hareket skora etki etse bile yıllar sonra konuşulacak şey maçın skoru olacaktır. Tabi tek farkla o da bir futbolcunun etik kurallardan ne kadar yoksun olduğu. Bu ülkede bu tip çok oyuncu vardı ve hepsi Türk futbolundan silindi gitti. Yıllar sonra attıkları gollerle değil bu kurmaca hareketleri ile anıldılar. Arif Erdem dediğimizde Manchester'a attığı golü hatırlayanların iki katı çoğunluk kendisini ceza sahasında yere bırakışlarıyla hatırlar onu. Burak Yılmaz bu pozisyondan sonra sarı kart görebilir bir başka pozisyonda golü kendisi de atabilirdi. Ancak o emek çalma yolunu tercih etti. Muhtemelen Şenol Güneş kendisini uyarmıştır zira bu hareket onun takımına yakışmadı.
Resim 4
Resim 4 maçın en anlamsız anlarını gösteriyor. Bitime dakikalar kala Beşiktaş'ın kullandığı bir serbest vuruş dönüşünde Teofilo yanından geçen İbrahim Toraman'a yumruk attı. İbrahim Toraman üstüne yürüyünce de ikinci yumruğu attı. İkinci sarı karttan kırmızı kart gören Teofilo her ne kadar bu pozisyon neticesinde 2 kırmızı kart ve en az 2 veya 3 maç ceza alması gerekirken çift sarıdan dolayı cezasını hafifletmiş oldu. Etik kurallar burada da bir Kolombiyalı tarafından yerle bir edildi.
 Resim 5
İbrahim Toraman sert ve agresif oynar futbolu, bu karakterinden dolayı bir çok saçma faullere de başvurmuştur. Ancak karşısında etik kurallara uymayan Kolombiyalıya karşı yaptığı ise haklı iken haksız olma durumudur. Teofilo'dan iki kez yumruk yiyen İbrahim ikinci yumruktan (Resim 4) sonra dönüp hakeme bakıyor. 
Resim 6
Resim 5'te hakeme bakan İbrahim sonra kendisini yere atıyor. Tabi son derece komik bir görüntü oluyor bu. Futbolcuların bu pozisyonlarda profesyonelce! kendilerini yere atmaları belki kabul edilebilir ancak son derece haklı iken bu şekilde yere atlamak haklı olan Toraman'ı haksız yaptı kimbilir belki de bu yüzden direk kırmızı görecek Teofilo ikinci sarı kartı gördü.

Elbette tüm bu pozisyonlardan Şenol Güneş gerekli dersleri çıkarmış ve uyarıları yapmıştır. Onun takımı kendi karakteri gibi olmalıdır. Şenol Güneş'li Trabzonspor ne Burak Yılmaz'ın kurmaca faullerine ne de Teofilo'nun sportmenliğe sığmayan davranışlarına ihtiyaç duymamalı. Kaleci Onur ise daha az antipatik olursa daha çok sevilir ve hataları da hoş görülür. Kolay kaleci yetiştiremiyoruz tam 4 büyükler yerli kalecilere yönelmişken suyun akışı değişmesin. Quaresma'sız Beşiktaş 3 puan kaybetse de ileriye yönelik olarak çok şey kazandılar. Bazen kaybetmek kazanmak kadar önemlidir ya işte öyle bir mağlubiyet yaşadı Beşiktaş.
Kuddisi Müftüoğlu'nun gözlemci notunu Ahmet Çakar-Erman Toroğlu ikilisi bize açıklar herhalde, nasılsa Markus Merk hakemleri korur. Bu yeni spor ekranı düzeni gibi etik olsak ya !


Read more...

VFL Wolfsburg

14 Ekim 2010 Perşembe

Wolfsburg her ne kadar son yıllarda adı sıkça duyulan bir takım olsa da mazisi çok büyük değil. 1945'te kurulan bu takımın amaçları arasında buralara gelmek var mıydı muamma. 2008/2009 Bundesliga şampiyonlukları ilk ve tek şampiyonlukları. İçerisinde bir çok ulustan oyuncu barındıran bir takım Wolfsburg. İsviçrelisi, Danimarkalısı, İtalyanı, Rumeni her milletten oyuncu profili var. Tolga Ciğerci adında bir Türk oyuncu da var tabi Alman vatandaşı olarak gözüküyor. Hakkında da çok fazla bilgi yok. Bu çok uluslu takımın içinde sayıca Almanlar gibi çoğunlukta olan Brezilyalılar içinde en golcü Grafite, Boşnak golcü Edin Dzeko ve Werder Bremen ile Bundesliga'da esmiş yeni Wolfsburg'lu Diego bu yıl gol yollarında Wolfsburg'u taşıyor. Edin Dzeko, Grafite ve Diego Wolfsburg'un attığı 12 golün 11'ini kaydettiler bu sezon. Bazen sahada PES oynadıklarını sanıyorsunuz.

Read more...

Chelsea 2-0 Arsenal : İyiler mutlaka kazanır

9 Ekim 2010 Cumartesi

Arsenal son Stamford Bridge galibiyetini aldığında sevinenler arasında Thierry Henry ile birlikte Kanu da vardı. Bugün Kanu bir Arsenal'li olarak unutulalı çok oldu ancak Arsenal'in şansı Chelsea'ye karşı hiç tutmadı. Doğruları yapan ve kazanan hep mavililer oldu. Geçtiğimiz Pazar günü de öyle oldu. Chelsea yine doğruları yaptı ve yine kazandı. Arsenal'de bir çok sakat vardı ki skoru belirleyici oyuncular bunlar başta Fabregas olmak üzere. Ancak Chelsea yedek kulübesi ise şöyleydi; Turnbull, Zhirkov, Ferreira, Van Aanholt, Kakuta, McEachran. Arsene Wenger Chelsea'yi durdurma yolunun orta sahadan geçtiğini biliyordu ve burada topu kullanan ve topun arkasına geçip savunma yapan oyunculara yer verdi. Gol silahı orta sahaya hakim olup hızlı hücumlardı.

Ancelotti Chelsea'ye has 4-3-3 dizilimi ile çıktı sahaya ileri 3'lüden Malouda bazen bir sol açık, bazen Lampard'ın görevini gördü. Anelka ise ofansif orta saha, ikincil forvet görevleri yaptı. Chelsea'li her oyuncu taktik tahtasından farklı görevler üstlendi. Arsenal'in taktiği için 4-2-3-1 de denebilir. Zira Arshavin ve Nasri sağ ve sol kanada deplase oldular çoğu kez. Diaby farkı ortaya koyan tek isimdi. Arsenal kazanmış olsaydı, en büyük pay onun olacaktı. Maç boyunca tek pas hatası yapmadı ve takımın defansif, ofansif yükünü sırtladı. O kadar çok efor sarfetti ki 70.dakikada yoruldu ve Rosick'ye verdi yerini. Bu değişiklik 1-0 giden maça ofansif bir hamleydi ancak Song ve Wilshere'e kalan orta sahanın savunma yönü üstünlüğünü de iyice Chelsea'ye verdi. 

Maç başladığında herkes şaşırdı. Arsenal tüm gücüyle saldırıyor, akıllı hücumlar, dengeli adam paylaşımları yapıyorlardı. Ancak Chelsea iyi bir taktiksel başarı ile onları dize getirdi. Maç boyunca Chelsea oyunu sürekli daralttı. Bu tip bir taktikte en önemli unsur defansın kanatları şüphesiz. Chelsea'de A.Cole ile bu taraf çok iyi çalıştı gol de Cole'un koşusu ile birleştirdiği harika bir asist ile geldi. Drogba için de birşeyler söylemek gerek. Golcüler gol atarak takımına katkı yaparlar ancak her maça hayatını koyan ve her maçta en azından 10 üzerinden 8 in altına inmeyen çok az golcü gördük futbol dünyasında. Chelsea  genç Arsenal'i kandıran ve top oynuyor oyunu kontrol ediyor gibi gözükmesine izin verip harika bir taktiksel galibiyet alan taraftı. Chelsea stoperleri Alex ve Terry maç boyunca 3 pas hatası ile oynadılar. Arsenal stoperleri Koscielny ve Squillaci 6 hata ile oynadılar. Resimlerle Chelsea'nin yaptığı doğruları ve nasıl kazandığına bakıyoruz.
Arsenal ile başlayalım, Bu grafik Abou Diaby'nin maç boyunca yaptığı pas alışverişlerini gösteriyor. Sıfrı hata ile oynayan Diaby'nin paslarının efektif olduğunu da görebiliyoruz. (90 dakika aynı kaleye oynuyormuş gibi düzenlenmiştir)
Resim 1
Resim 1'de Chelsea'nin 39.dakikada attığı golü görüyoruz. Kırmızı ile işaretlenen Arsenal'in 4'lü savunmasının ve 3'lü orta sahasının bu atakta pozisyonunu aldığını ve birbirine yakın olduğunu görüyoruz. Ramires bu yerleşmiş defansı nasıl etkisiz hale getiriririz sorusunda harika bir ders veriyor bizlere ve topu derin bir pas ile sol tarafa Cole'a doğru oynuyor. O bölgede beyaz çizgi ile birbirine bağlanan iki Arsenal'li oyuncunun Cole'u unuttuğunu ve 2 saniye sonra neler yapacağından haberi olmadığını görüyoruz. İşte bu pozisyon olarak iyi yerleşim sağlasa da adam paylaşımı konusunda bütün olamayan Arsenal'in maç boyu yaptığı hatalardan biriydi.
Resim 2
Chelsea oyunu daralttı cümlesinin resmini görüyoruz burada da. Orta sahada Ramires ile başlayacak olan bir Chelsea atağının hemen başı. En gerideki Chelsea'li oyuncuyla en ileri uçtaki oyuncu arasındaki fark ligimizde bazen 50-60 metreye çıkıyorken burada 30-35 metre. Bu dar alana sıkıştırdıkları Arsenal'li oyuncular topa sahip olamadıkları an maç boyu çaresiz kaldılar. Bu bilinçli sıkıştırma Chelsea'ye her bölgede sayısal üstünlük getirdi. Maç boyu bu çizgileri korudular.
Resim 3
Resim 3'te Arsenal'in maç boyunca yakaladığı en net pozisyonu görüyoruz. Bu kare Chelsea'nin neden kazandığını da açıkça gösteriyor. Beyaz ile işaretlenmiş ceza sahası dışındaki iki Arsenal'li Nasri ve Rosicky. Ceza sahası içinde ise sadece 4 Arsenal'li var. Bu karede Chelsea takımının tamamını görebiliyoruz. Kaleci Cech ve tüm Chelsea'li oyuncular bu karede. Maç boyunca bunu yaparak Arsenal'in hücum şansını gerçekten de şanslara bıraktılar.
Resim 4
Bu resim ilk yarıdaki bir Arsenal atağı. Pozisyonun devamında Nasri topu sağ taraftan koşu yapan Sagna'ya bırakıyor çünkü ceza sahasında bekleyen iki Arsenal'li takımın orta saha oyuncuları Diaby ve Arshavin. Bu ikili  6 Chelsea'li oyuncu tarafından bloke edilmiş durumda. Bu karede bir farklılık daha söz konusu. Mavi işaretli oyuncular Chelsea'nin orta saha oyuncuları, Beyaz işaretli olanlar ise defans 4'lüsü. Rakip hücumu sırasında orta saha'nın nasıl pozisyon alması gerektiğini gösteriyorlar bizlere. Örneğin ligimizin küçük bir resmi olan Fenerbahçe maçında Selçuk Şahin'li Fenerbahçe orta sahası analizinde orta sahanın nasıl pozisyon alamadığını görmüştük. Emre'nin hiçbir rakip atakta gözükmemesi nedeninin rakibi karşılaması olmadığını da bu kare ile görüyoruz. Tabi ligimizde bu yerleşimi yapan takım sayısı kaç o da ayrı bir konu. 
Resim 5
Resim 5 belki de maçın en güzel resmi. Bir Arsenal atağında Chelsea hücum hattının ne kadar da defansına yakın olduğunu görüyoruz. Anelka ve Drogba bu yerleşimleri ile rakibin 15 metreye sıkışmasına neden oluyor. İleri 3'lünün solu Malouda ise rakibi karşılayan ilk oyuncu. Anelka ve Drogba da maç boyunca bunları yaptılar ve bu topları aldıkları gibi Arsenal'i eksik hatta bazen 3 oyuncuyla yakalayarak tehlike yarattılar.

Maçtan bir gün önce Anelotti İtalya'ya babasının cenazesine gitti. Bu durum medyada eleştiri kaynağı olmadı.  Chelsea'li oyunculara da ekstra bir neşe katmadı. Chelsea yönetimi maçın önemine rağmen Ancelotti'ye maça katılmama izni vermişti ancak, o takımının başında olmayı seçti. Medyası, takımı, taraftarı yönetimi ile toptan bir ders daha aldık. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az çok güzel bir atasözüdür. 

Read more...

Arda Turan bilmecesi

Belçika maçı hazırlıkları başladığı günlerde bile aklımızın bir köşesinde Almanya maçı vardı. Belçika'yı öyle böyle geçtik, Arda Turan'ın öyle böyle golüyle geçtik. Maçta milli takım tarafından akıllarda kalan Van Buyten'den yediğimiz karbon-kopya goller kadar Arda'nın sakatlığıydı. Almanya maçı geldi çattı. Kadro oluşturulurken bazen ezber yapıldığını düşünürüm. Son maç kadrosu üzerinde küçük bir SOS oyunu ile oluşturuluyor gibi geliyor bana. Arda sakat olduğu için hiç çağrılmasaydı en güzeli olurdu. Davet aldı, gitti sakatlandı ve maçın önüne geçti. Ülkenin ve milli takımın yarısı Mesut Özil gol atar mı? sevinir mi? güler mi? diye düşünürken, diğer yarısı Arda Turan'ın sakatlığı, davalar, tazminatlar, doktorlar, sahalar ile yön vermeye çalıştı futbola. Maçın önüne geçen adam Arda Turan dün İstanbul'a döndü ! Bu dönüş neden? -bilmediğim bir neden varsa saygı duyarım- Maçın bu kadar önüne geçmişken orada kalıp arkadaşlarına destek olmak yerine neden İstanbul'a dönüş. Madem dönüş bu kadar kolaydı neden o kadar yaygara kopartıldı. Arda takıma Beckham etkisi mi yapacaktı? Arda Turan bilmecesinde çözemediğim bölüm ise Arda Turan'ın Pazartesi yani 11 Ekim'de ameliyat olacağı, yani maçtan 3 gün sonra. Peki Arda nerede ameliyat olacak? Almanya'da..! Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu deyimi bu kadar da güzel uymaz ki ! Çengel bilmece, kare bilmece, sudoku bırakın bunları kabiliyeti olan çözsün Arda Turan bilmecesini. 

Read more...

Mesut OEZIL

8 Ekim 2010 Cuma

Dünya futbolu Messi mi daha iyi yoksa C.Ronaldo mu diye tartışırken bizler Arda'nın Messi'den ne eksiği var analizleri izlediğimizden olsa gerek futbolda bazen duygularımıza hakim olamıyoruz. Almanya maçını savaş gibi görmemize gerek yok, daha 3-4 ay önce hayranlıkla izlediğimiz bu takım Dünya futbolunu değiştirmek için bir sürü devrim yaparken bizler ders almayıp ders veriyorduk. Fransa milli takımı da etnik kökeni ile Fransa'ya yabancı oyunculardan kurulmuş ve başarılar gelirken de ses çıkarılmamıştı. Almanya ise bu modeli biraz geliştirdi. Milli takımı da kulüp takımına benzettiler. Oyuncular milli takımı milli dava olarak görmekten çok, zevk aldıkları bir organizasyon içine girdiler. Almanya 12 yıl önce Bursa'da yendiğimiz Almanya değil, artık onların Türk asıllı Mesut, Serdar, Polonyalı Podolski, Tunuslu Khedira gibi oyuncuları da var. Mesut Özil ülkemizde gündemden düşmüyor. Kendimize itiraf etmesi zor olsa da gayet iyi biliyoruz ki Mesut Türk milli takımını seçseydi sonu Nuri Şahin, Halil Altıntop gibi olabilirdi. Böyle bir Mesut ne Dünya Kupasında dünya futboluna damga vurabilir ne de Real Madrid gibi göz kamaştırıcı bir takıma üstelik Jose Mourinho tarafından transfer edilirdi. Almanları yenelim de Mesut Özil bozulsun, burnu sürtsün gibi komik motivasyonlara ihtiyacımız yok. Mesut OEZIL değil Mesut Özil'dir. Türk bir oyuncudur. Türk'ün Türk'ten başka dostu yok diyorsanız bu Türk'e sahip çıkacaksınız. Bize gol attığında bile saygı duymalısınız. Mesut Özil'e düşmanlık beslemek ne Türk sporuna ne Mesut Özil'e bir fayda sağlamaz kim bilir belki de Mesut'a arkadaş toplantısında ''işte bu yüzden Türkiye'yi seçmedim'' kozu verir. Mesut Özil ''Türk futbolu bana ne verdi ki, benden bir şeyler istiyor'' dese verecek cevabımız yok. Türk futbolu Mesut Özil'e bir şey vermedi, Mesut Özil de Türk futboluna budur meselenin özü. İnkar etmediği Türk kimliği ile bizimdir. Playstation ile gerçek hayatı karıştıranlar power tuşunun yanındaki off tuşuna basabilir.

Read more...

İspanya

İspanya deyince elbette akıllara Xavi, Iniesta ikilisinden ötürü pas geliyor. Şampiyonlar ligi finalinde kaybettikten sonra Alex Ferguson ilk açıklamasında ''Muhtemelen Xavi ve Iniesta çocukken sokakta yaptıkları maçlarda bile top kaybetmemişlerdir'' diyerek bu iki oyuncunun tekniğine olan hayranlığını dile getirmişti. Xavi ve Iniesta sayesinde İspanya milli takımı pas ortalaması ile Avrupalı rakiplerini eziyor. EURO 2012 ilk maçında Bülent Yıldırım'ın yönettiği maçta, 0-4 kazandıkları Liechtenstein deplasmanında İspanya 793 pas denemesi yaptı ve %91 oran ile 720 olumlu pas yaparak  ilginç bir istatistiğe imza attı. 

Read more...

Nou Camp'ın çimleri

7 Ekim 2010 Perşembe

Milli maç arası en çok kulüp takımlarının işine gelir. Milli takıma oyuncu göndermek eldeki oyuncuları daha yakından tanımak anlamına gelir. Hele bu dönemde sakatlarda iyileşir işte o zaman haftasonu ile birleşen tatillerde aldığımız hazı alır kulüpler. Son yılların tartışmasız en popüler kulübü Barcelona ise bu arayı biraz farklı değerlendirmiş. Barcelona yaklaşık 8500 metrekare olan Camp Nou çimlerinin tamamını söküp yeniliyor. 16 Ekim'de bitirmeyi planladıkları bu çalışmanın maliyeti ise 300.000 euro. Barcelona logosunda més cue un club yazar ya hani bir kulüpten daha ötesi diye meali olan slogan. O sloganın bile açılımını anlayabiliyoruz. Zemini kötü olan Galatasaray ve Ahmet Ağaoğlu'nun katkılarıyla 40 günde harika duruma gelen Avni Aker'in çimlerinin muhtemelen 30 gün sonraki hali ? Bir soru düşüyor dimağlara; Onlar bir kulüpten daha öte, ya bizim kulüpler nerede ?

Read more...

Michael Owen

6 Ekim 2010 Çarşamba

Her nerede oynarsa oynasın Owen Liverpool'un kırmızısı ile sevildi ve 2004 yılında yaptığı Real Madrid transferi onun düşman kazanmasını sağladı Britanya adasında. Owen yine kırmızı ancak Manchester United kırmızısı. Yine kırmızı olmak dışında bir özelliği de tekrar ediyor; sakatlık... 7 numaralı forma gibi önemli bir misyon üstlendi. Geçtiğimiz yıl attığı 9 golün içinde en dikkat çekeni ezeli rakip City'e son dakika golüydü. Owen gol vuruşları ile ön plana çıktı ki bu bir golcünün de en önemli özelliği şüphesiz ancak Owen Premier ligde garip bir istatistiğin de sahibi. Michael Owen 2005 Aralık ayından bu yana tek asist bile yapamadı. Elbette golcülerde önce gol gelir ancak lider Chelsea'nin golcüsü Dorgba 6 gol, 5 asist ile oynuyor ve premier ligde asist krallığı tabelasının ilk 5 sırasının 3'ünü golcüler kapmış durumda. Owen ile ilgili küçük bir detay ise geçen sezon da yaşadığı bir durum. Owen bu sezon attığı tüm golleri yedek kulübesinden gelerek attı. Birisi Ole Gunnar Solskjaer mi dedi ?

Read more...

Rapid Vien 1-2 Beşiktaş : Aklın yolu bir


Viyana'da Beşiktaş'ı sanılandan daha güçlü bir rakip bekliyordu. Rapid Vien son 5 maçınınn 4'ünde mağlup olmuş, Beşiktaş'ın Antalyaspor'u son dakika golüyle yendiği gün, 5 maçlık seride tek galibiyetini almıştı. R.Vien yaş olarak Beşiktaş'tan daha genç bir takım (yaş ortalaması 26) bu dinamizmi son aldıkları galibiyetin rüzgarıyla birleştirmek düşüncesine sahiplerdi ki maç istedikleri gibi gitti uzun süre. Özellikle Quaresma'nın çıkması onları adeta motive etti. Bu bölümü özellikle ikinci yarı başlarında çok iyi kullandılar.

Teknik direktör Pacult 4-2-3-1 dizilimini kullandı ancak 11 numaralı Hofmann ile orta sahadaki 3'lü Beşiktaş'ın dizilimine olan benzerlikteki tek farktı. Schuster'in düşündüğü 4-2-3-1'in içinde Guti olduğu için orta saha oyunun iki yönünü oynamaya daha yatkın oldu. Hofmann bu görevi savunma yönünde becerdi desek yanılmış oluruz. 3 Türk oyuncu ile sahaya çıkan Rapid Vien'de özellikle Yasin Pehlivan ve Veli Kavlak çok etkili oldu. Bu ikili takımlarının gollerine de imza attılar. Beşiktaş'ta maç sonunda en çok Hilbert şaşırtmıştır Schuster'i. Vasat bir sağ açıkken muhteşem bir sağbek olan çok örnek gördük. Maicon, Gökhan Gönül gibi tabi Sabri örneği de var ancak muhteşem kısmında değil işin. Hilbert de ne Maicon, G.Gönül kalitesinde ne de Sabri kalitesinde ortanın biraz üstü denen şey varsa tam orada. 

İkinci Yarı
Devre Vien rüzgarı ile başladı. Veli, Trimmel, Hoffman ve Nuhiu ile Beşiktaş'a zor anlar yaşattılar ve 51'de golü de buldular. Maç sonunda Schuster ''Kazanmak için herşeyi yapan bir takıma karşı oynayacağımızı biliyorduk'' diyerek maçın fotoğrafını çekmişti. Eğer bu maçın bir fotoğrafı varsa işte o fotoğrafın dakikası 55 olmalı. Beşiktaş'ın beraberliği sağladığı dakikada Fabian Ernst savunmanın arkasına attığı topta Rapid Vien'in büyüsünü bozdu ve gol geldi. Bu golden sonra Beşiktaş ortak bir akıl ile 57'de Guti, 59'da Ernst ve 64'te Tabata ile Ernst'in bozduğu büyünün üstüne gidip aynı yolu denediler ve galibiyet golü de buradan geldi. Aklın yolu bir Beşiktaş sadece geriden gelip 2 gol atmadı; saha içinde bir takım olduğunu da özellikle 55-65 arası 10 dakikada ıspatladı. Yardımlaşmanın üst düzey olduğu ve kumanda ediliyormuş gibi bir izlenim verdikleri bu 10 dakika Schuster'in bu takıma verdiği en büyük özellik.
55.dakika
Oyuncu Değişiklikleri
Golden sonra forveti çiftleyen Vien'e topu ilerde tutmak ve dirençlerini kırmak adına 76'da gelen Bobo-Nobre değişikliği doğru hamleydi. Futbolda forvetteki sayısal üstünlük maç kazandırmıyor. 79'da forveti 3'leyen Vien bu can havli değişikliklerin meyvesini yiyordu ki burada da Hakan Arıkan harika iki refleksle takımına fayda sağladı. Oyunun kontrolünü elinde tutan Beşiktaş kaza golü denen şeyi kalesinde görmek üzereydi.

Sonuç
Beşiktaş çetin ceviz çıkan Rapid Vien'i Quaresma'sız ve geriden gelerek devirerek büyük bir ivme kazandı. Maç kaybetseler de birşeyler kazanacağı bu gidişat Beşiktaş'ın bu yılki farkı. Şimdi Schuster'i daha önemli bir görev bekliyor; Quaresma'sız uçan bir kartal projesi...Maç adına yapılacak son tespit ise harika bir tempoda seyir zevki yüksek olarak geçmesiydi. Her iki takımda 9'da 6 isabetli şut istatistiği ile oynadı. En önemli not ise Ernst'in Q7-Holosko değişikliğini bile anlamlı kılan futbol aklı.

Read more...

Futboldan para kazananlar

Her ülkede olduğu gibi ligimizde de sıkça karşılaştığımız durumlardan biri maç sonu oyuncuların açıklamalarıdır. Genelde açıklamaları yapan oyuncular maçın gündem oyuncuları olur. Bu oyuncular çoğu kez; gol atan, attıran, kaçıran yada sakatlanan, kırmızı kart gören oyunculardan seçilir. Bu açıklamalardan birisi de futbolcuların maç sonunda ''Neticede rakip bile olsa o arkadaş da futboldan para kazanıyor'' diyerek maç içinde yapılan faulleri, sert hareketleri yumuşak sözlerle ifade etmesidir. Ben Türk futbolcuların açıklamalarını samimi buluyorum çünkü içinde duygusallık olduğuna inanıyorum. Avrupa arenalarına baktığımızda ise çok sayıda ''kasap'' denilecek oyuncu göze çarpıyor. Van Bommel, Materazzi gibi arıza örnekler çok. Dünya kupasında Xabi Alonso'ya attığı uçan tekme ile gündeme gelen De Jong, kupa sonrası ''Pişman değilim'' diyerek karakterini de ortaya koymuştu. Haftasonu oynanan ve City'nin 2-1 kazandığı Manchester City-Newcastle United maçında Nigel De Jong öyle bir sert hareket yaptı ki, Hatem Ben Arfa'nın sol ayağını kırdı. Yaptığı yanına kâr kaldı mı? Maalesef ihraç bile almadı ve müsabakayı tamamladı. Newcastle, federasyona başvurarak bu hareketin cezasız kalmasına olan tepkisini dile getirdi. Hatem Ben Arfa Tunus asıllı bir Fransız ve kariyerinde ilk kez ülke dışına çıkmıştı. Oynadığı 4.resmi maçta başına bu olay geldi. 23 yaşında gencecik bir oyuncunun futbol hayatına böyle bir tekme atan adam De Jong ise ülkesi dışında Almanya deneyimi de yaşayan bir oyuncu. Hollanda, Almanya, İngiltere kültürlerine sahip, Dünya kupası finalinde boy göstermiş bir oyuncu. De Jong da futboldan para kazanıyor, tıpkı sol ayağını kırdığı Ben Arfa gibi. ''Ben Arfa'nın ayağını kırdım pişman değilim'' açıklaması De Jong'dan beklentilerim arasında. Bu hareket sonrası kırmızı kart bir yana sarı kart bile görmemesi onu daha da aktifleştirdi ve saha içinde kamikazelik yapmaya devam etti. Roberto Mancini City'de birşeyleri değiştirmek istiyorsa Nigel De Jong'dan başlamalı, bu ahlaka sahip bir oyuncu futbola yakışmıyor ve bu oyuncunun futboldan kazandığı para, güzel oyuna atılan tekmelerden başka bir anlam ifade etmiyor.

Read more...

Carlos Tevez

5 Ekim 2010 Salı


23 Ağustos 2006'da İngiltere'ye adım attığından bu yana seveni kadar sevmeyeni de oldu. West Ham'ın 8 mağlubiyet, 1 beraberlik alıp çalkantılar yaşadığı dönemlerde takımını kümede tutan adam olarak bilinir. Kendisine Manchester United kapısı açan bu performansının üstünden 4 yıl geçti ve Tevez şimdi 26 yaşında ada futbolunda daha deneyimli daha golcü. Carlos Tevez oynadığı son 30 premier lig maçında 26 gol attı. Golcülerin olgunlaştıkça en iyi dönemlerini yaşadığı gerçeğine ne kadar da uygun...

Read more...

Premier ligde haftanın maçı : Chelsea-Arsenal

3 Ekim 2010 Pazar


Chelsea-Arsenal maçları herhangi bir premier lig karşılaşmasından daha tempolu ve seyir zevki yüksek olarak geçmiştir tüm zamanlarda. Diğer maçlardaki puan alma kaygısı yada taktiksel varyasyonlar hep ikinci planda kalmıştır bu maçlarda. Arsene Wenger bu yıl Stamford Bridge'e son derece iddialı geliyor. Tüm sakatlıklar hatırlatıldığında sadece problem yok, kazanacağız dedi. Chelsea teknik direktörü Ancelotti babasını kaybetti. Cumartesi 'ne kadar Milano'da olmasına rağmen, Pazar günü maç için Stamford Bridge'te olacak. Bunun takımı nasıl etkileyeceğini göreceğiz. Arsenal'in sezon performansını ikiye ayırmak gerek Fabregas'tan önce ve Fabregas'tan sonra... FÖ son derece efektif gözüken takım, FS ise kontrolünü kaybetmiş, saha içinde birilerini arar gibiydi. Arsenal'de Fabregas, Almunia, Bendtner, Ramsey, Rosicky, Walcott, Van Persie, Vermaelen ve Gibbs sakat. Chelsea'de ise Lampard, Kalou ve Bosingwa yokluğu hissedilecek oyuncular. Ligde Chelsea'nin 4 puan gerisinde olan Arsenal oynadığı son 17 Chelsea maçının sadece 2'sini kazanabildi. Kasım 2008'deki galibiyetin üstünden yıllar geçti. Arshavin bu sezon maç başına attığı gol ve yaptığı asistlerle 3,33 ortalama tutturdu. Essien ise maç başına 95 pas ortalaması ile bu alanda Premier ligin en iyisi şu an. Her iki takım ligin en çok gol atan ilk 2 takımı olurken, Stamford Brigde'te gol yemeyen Chelsea bu sezon sadece 2 gol yedi. Arsenal ise 3'ü deplasmanda olan 7 gol gördü kalesinde. Chelsea kendi sahasında oynadığı son maçta 449 başarılı pas ile oynarken 60  başarısız pas denemesi oldu. 27 kez şut denemesi yaptılar. Chelsea orta sahası 37 kez top çalma yaptı evindeki son maçta. Arsenal ise son deplasman maçında 256 pas yapabilirken 49 pas hatası yaptı. 3'ü kaleyi bulan 17 şut şansı yakaladı ve 41 kez top çaldı. 45 top çalma denemesi ise başarısızdı. Geçen sezon Chelsea 2-0 yenmişti Stamford Bridge'te, maç öncesi veriler yine bir Chelsea galibiyeti gösteriyor ancak son saniyesi bile zevkli geçecek bir maç bizleri bekliyor.



Read more...

Selçuk Şahin'li Fenerbahçe orta sahası

Fenerbahçe geçen yıl 61 gol attı. Bu attığı gollerin yarısında bile orta sahasının imzası yoktu. Yenilen 28 golde ise en az yarısında direkt olmayan katkı yaptı Fenerbahçe orta sahası. Selçuk Şahin, Emre Belözoğlu, Mehmet Topuz ve Özer Hurmacı sezonun özellikle sonuna doğru değişmeyen bir uyum yakalamış ancak üretkenliğe dökememişti bu durumu. Kanatların takımın ofansif yönüne etki yapamaması yeni bir şey değildi ancak Aykut Kocaman bu soruna Dia ve Stoch ile çözüm bulmak istedi. Tabi orta saha zaafiyeti kanatla çözülemedi ve kanat organizasyonlarının beyni olan bu bölgede Fenerbahçe sadece 3 oyuncuya bel bağlar hale geldi. Baroni, Emre ve Selçuk. Kasımpaşaspor maçını mercek altına alarak Fenerbahçe'nin 6 gol attığı rakibine neden üstün gelemediğini baskın gelemediğini görelim.
Resim 1
Resim 1'de Fenerbahçe'nin yediği ilk golün başlangıcını görüyoruz. Sarı renli oyuncular defans mavi renkli oyuncular orta saha oyuncuları. Pozisyonda Lugano rakibi orta sahada karşılıyor yani Selçuk Şahin'in yapması gerekeni yapıyor. Selçuk ise bu sırada Lugano'yu izliyor arkasında yer alan oyuncu demarke pozisyonunda. Gökhan adamını kontrol altında tutuyor ancak Selçuk'un kaçırdığı fazla adamı gördüğünden olası bir geri depar düşücesiyle geride. 
Resim 2
Resim 2'de pozisyonun devamını görüyoruz gol vuruşundan hemen öncesi. Selçuk sadece 5 metre geriye koştu hepsi bu. Gökhan kendi adamıyla golü atan Şahin arasında çaresiz kalırken, Bilica geride olmasına rağmen sadece çalım yiyebildi. Santos ise sadece ofsaytı bozan Gökhan'ı izliyor. Emre ise Resim 1'de olduğu yerde kalıyor.
Resim 3
Resim 3 Golle sonuçlanmayan bir Kasımpaşaspor atağını gösteriyor. FB'de defans 4'lüsü yerlerinde. Savunmaya en yakın orta saha oyuncusu Selçuk Şahin. Emre bu pozisyonda yok. Lugano hava topunu kaybediyor. Santos ise sol tarafta izlemekte.
Resim 4
Resim 4'te hava topunu kaybeden Lugano geride kalıyor. Gökhan adamını marke pozisyonunda Bilica Ersen'in açısını kapatmaya çalışıyor. Santos kadraja girmedi henüz. Selçuk ise sadece 2 adım atabildi.
Resim 5
Resim 3-4'ün devamı olan Resim 5'te Ersen topa yükseklik kazandırmış, Santos yetişebilmiş. Selçuk Şahin ise sadece 3 metre daha geriye koşmuş ve pozisyonu yakından izleme şansına sahip olmuştur. Pozisyonun devamında Volkan çıkıp topu almış Selçuk ise penaltı noktasına olan yolculuğunu tamamlamıştır.Bu yolculuk içinde Emre ise bu pozisyonlarda kareye giremeyecek kadar yaklaşmamıştır.
Resim 6
Resim 6'da Kasımpaşa'nın 2.golünün öncesini görüyoruz. Santos geride kalmış. Gökhan Ersen'i marke ediyor. Bilica ise Santos'un boşluğunu kapatamıyorken görülüyor. Orta saha oyuncusu olarak sadece Selçuk gözüküyor karede. Emre yine yok. Pozisyonun devamında Selçuk Resim 3-4-5'te olduğu gibi ok yönünde koşuyor sadece yaptığı tek şey bu. 
Resim 7
Resim 7'de Ersen'i gol vuruşu yaparken görüyoruz. Santos hala ortalarda yok. Emre Belözoğlu diğer orta saha oyuncusu olarak buralarda gözükmüyor. Gökhan son adam durumuna düşüyor bir sağ bek olarak. Selçuk koşusunu tamamlıyor ve golü yakından izliyor. Bilica tuttuğu adamı tutamıyor, kaçırdığını kovalayamıyor.
Resim 8
Resim 8'de de golle sonuçlanmayan bir Kasımpaşa tehlikesi. Ofsaytı bozan adam Lugano aynı zamanda Keller'in tehlikeli bir kafa vuruşu yapmasına da engel olamıyor. Ortayı yapan Kasımpaşalı oyuncu ileriden gelen Niang, Mehmet ve maç içerisinde ilk kez bir atakta kareye giren Emre'ye rağmen ortasını yapıyor. Selçuk Şahin yine bir savunmacı gibi ceza sahasının önünde. Olması gereken yer ile olmaması gereken yerin farkında olmamaya devam ediyor.
Resim 9
Resim 9'da bir başka Kasımpaşa atağını görüyoruz. Gökhan rakibi karşılarken, Mehmet destek veriyor. Yobo ceza sahası içinde yer alan tek rakibin yanında Caner arka direk Lugano ön direk önlemini almış durumda. Selçuk Şahin Lugano'nun arkasında ne yaptığını bilmez halde. Oysa 7-8 metre önünde Şahin bekliyor. Kasımpaşalı oyuncu orta yapıyor ve Volkan topu kontrol ediyor. Ancak orta yerine iki elini açan Şahin'e verse Selçuk ise yine golü en güze yerden izlenecek yerden izliyor olacak Şahin'e yakın olmak yerine Lugano'ya yakın oluyor. Emre ise bu pozisyonda yine yok. 
Resim 10
Resim 9'da direkten dönen bir Kasımpaşa atağını görüyoruz. Yobo ve Caner rakibe engel olmaya çalışıyor Lugano ön direkte Selçuk yine ceza sahasının içinde. Gökhan Güleç'in yanında bitivermiş. Bu karede de Emre'yi göremiyoruz. Gökhan ise orta yapan oyuncuyu karşılıyordu.
Resim 11
Resim 10'un devamı olan bu poziyonda top direkten dönüyor Selçuk'un kontrolündeki Gökhan Güleç topa hamle yapıyor vuruyor Volkan kurtarıyor Selçuk ise istifini dahi bozmadan izliyor ve elini beline götürüyor bu pozisyonda.

Tüm tehlikeli ataklarda savunmada gözüken ancak sadece izleyen Selçuk Şahin'li orta sahanın durumu böyle. Emre Belözoğlu kimilerine göre bu maçta en iyi sezon performansını koymuştu ortaya ancak onu da hiçbir tehlikeli atakta göremedik. Fenerbahçe'de orta saha sorunu sadece üretken olamama değil aynı zamanda pozisyon bilgisi yetersizliğinin de içinde yer aldığı bir kaos adeta. Aykut Kocaman'ın ilerleyen haftalarda Selçuk Şahin'li orta sahaya nasıl bir çözüm bulacacağını göreceğiz. Hocasına şut çeken Baroni ve Emre'ye kaldı orta saha. Şimdi Fenerbahçe Selçuk Şahin'li orta sahayı arar mı ?


NOT: Resimleri daha iyi görebilmek için üstüne tıklamanız yeterli olacaktır.

Read more...

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP