Related Posts with Thumbnails

Ronaldo evine döndü

30 Haziran 2010 Çarşamba

Portekiz kupaya sadece bir gol yiyerek veda etti. 2006 yılında yarı final yapmıştı .Bu turnuvada da ölüm grubundan çıkınca 2006'daki rekor geliştirilir bir hayal gerçeğe dönebilir mi sorusu geldi akıllara. Portekiz'in öyle yada böyle final oynamak için yabana atılmayacak kalitede oyuncuları var. İyi bir kadroya sahip olmak Dünya kupalarında şampiyon olmak için tek şart değil tabi.Kupaya veda eden büyük takımlardan da anlaşılacağı üzere. Portekiz'i tehlikeli yapan takımdaki kazanma ruhu teknik direktör yada C.Ronaldo değil. Oyuncular birbirleriyle en uyumlu oyuncular. Bir arada ilk defa oynasalar bile yabancılık çekmezler çünkü oyun yapıları birbirini tamamlar nitelikte. Bruno Alves-Carvalho arasında gördüğümüz uyumu, Ronaldo-Simao arasında rahatça görebiliyoruz. Deco ve Bosingwa gibi üst düzey, Nani gibi patlamaya hazır bomba oyuncuların yokluğunda dahi İspanya'yı geçme ihtimalleri vardı. Elemelerde bizim grubumuzda yer alan Bosna'yı play-off'ta geçerek geldiler buralara. C.Ronaldo gibi dünyanın en popüler oyuncularından birine sahip bu takım, Avrupa'nın Brezilyası yakıştırmasına uygun gösterişli oyunculara sahip ancak Pauleta ve Nuno Gomes gibi bir golcülerinin bile olmaması önlerini adeta tıkadı.Futbolda ne yaparsanız yapın topu 7 metre 32 cm'lik kaleden içeri gönderemiyorsanız yaptıklarınız unutulur. Kimse 1950'de Uruguay gruplarda nasıl oynadı diye düşünmez ancak attıkları goller ve kazandıkları kupa unutulmaz.

Carlos Queiroz ismini çok detaylı takip etmeyenler için kısa özet. Manchester United'da Alex Ferguson'un yardımcısı iken 2003/2004'te Zidane ve Figo'lu efsane Real Madrid kadrosunun başına geçince ismi ilk kez gündeme geldi. Tabi değişmeyen kural; Real Madrid teknik direktörü iseniz adınız her zaman gündemden düşmez. Del Bosque'nin şampiyonlar ligi şampiyonu yaptığı kadro ile 10 aylık Real Madrid macerası sonrası kovuldu. Macera aramadı Ferguson'un kanatları altına girdi.Manchester'ın yardımcı hocasından Real'e teknik direktör olur mu demeyin.Jose Mourinho'da yardımcıydı.Makalele'yi satmak istemedi. Şimdilerde Real'in 30 milyon euroya aldığı Pepe'yi 2 milyon euro iken almak istedi. Yapmak istediği hiçbirşeyi yapamadı desek yeridir. Queiroz zirveden başlamanın cezasını çekti. Bugün bile bunun etkileri görülüyor onun üzerinde.

İspanya ise bu maçla biraz daha vites yükseltti. İnsanın aklına gayri ihtiyari şu soru geliyor. Villa atmasa yada sakat olsa İspanya'yı kim sürükleyecek. Del Bosque sağlamcı olmayı tercih ediyor kupada. Ancak Xavi-İniesta-Xabi Alonso'ya rağmen Sergio Busquets zaman zaman takımın balansını bozuyor. İnsanlar İspanya'dan göze hoş gelen futbol bekliyor ancak İspanya sonuç odaklı gitmeyi tercih ediyor. Kabul edelim ki Xavi-İniesta'da kupada %100 değiller. Xavi Portekiz karşısında %40 oynadığında bile neler yapabileceğini gösterdi. Bu sağlam şablon İspanya-Portekiz maçının skorunu da belirledi. Pozisyon vermediler.Savundular.Sabırlı davrandılar.Villa attı ve kazandılar.Atılan tek golün de ofsayt olması kupa boyunca yaşanan hakem rezaletlerinin son halkası oldu.

Ronaldo maçı alamadı ama o işler Maradona ile bitti.Takım arkadaşları iyi olmayan oyuncu tek başına maç kazandıramaz. Kupa kazandıramaz. Maradona ile biten bu süreçte ne Messi ne Ronaldo rüzgarı ters estiremez gibi gözüküyor.

Xavi, FIFA tarafından maçın adamı seçildi, ancak dünya futbolu yeni ve sıradışı bir sol bek kazandı...İzlerken Maicon'un sol bek versiyonu diyebileceğiniz yaldır yaldır hücuma çıkan bir sol bek... 1988 doğumlu Fábio Coentrão...

Read more...

Altın jenerasyon çöpe gitti

29 Haziran 2010 Salı

Dünya kupası tarihi boyunca kendi evinde kazandığı kupa dışında çeyrek finalden sonrasını göremeyen ülkedir İngiltere.Avrupa Şampiyonasında da durum farklı değildir. Yine kendi evlerinde düzenlenen EURO 96'daki yarı final en iyi dereceleridir. Amerika 94'e katılamadılar.Fransa 98'den bu yana toplam 4 kupada 18 maçta sadece 8 galibiyetleri var. Bu 4 kupada en fazla çeyrek finale zıplamışlar ve sadece 22 gol atabilmişler. Avrupa şampiyonasında da tablo aynı. EURO 2008'e Wembley'deki Hırvat baskını  sekte vurmuş, ondan önceki iki kupada ise 7 maçta 3 galibiyet almışlar. Maddi değeri 300 milyon euro olan İngiltere'nin istatistikleri ile İngiliz futbolu tezat oluşturuyor. İngiliz takımlarının başarıları ve premier ligin kalitesi bu ligden daha iyisini yapacak 23 kişinin hiç çıkamamış olması acaba hiç çıkamayacak mı sorusunu da sorduruyor. 

Tam 12 yıldır kağıt üstünde her kupanın doğal favorisi kadroları da artık sonu gördü. İnsanlar Ferdinand,Terry,A.Cole, Gerrard,Lampard gibi yıldızların bir arada olduğu bir takımın adını duyunca bile bir kaç dakika düşünüyor. Bu altın jenerasyon İngiltere'ye hiçbirşey kazandıramadan çöpe gitti malesef. Yaşları 30 ve 30'un üstüne gelen İngiliz yıldızlar büyük bir ihtimalle son dünya kupalarını oynadılar. En fazla bir Avrupa şampiyonası fiyaskosu daha kaldırabilirler.

Premier ligdeki oyuncu profilleri İngiliz milli takımını dream team yaptı ancak takım yapamadı. Oyunu iki yönlü oynayan, defansif yönünden çok tempo ve sürate önem veren orta saha oyuncu profilleri, Gerrard ve Lampard'ın arkasında oynayacak en azından bir Diaby,Ramires,Diarra,Essien yetişmesini engelledi.Arsene Wenger ile premier ligde bazı şeyler değişti.İngiliz takımları Hakan Şükür'lü milli takım gibi uzun toplarla  ileri şişirip gol aramak yerine topu yere indirmeyi öğrendiler. Top yere inince Wenger, Ferguson ve Mourinho taktikleri ve anlayışları ile bu ligin kalitesini fezaya çıkardılar. Avrupa kupalarına son 5 yılda ambargo koymaları tesadüf değil. Ancak son yıllarda premier lig de kalite kaybı  yaşıyor. 2009/2010 premier liginde de açıkça görülüyor ki artık puan tablosunun üstü ile altı arasında uçurumlar devasa boyutlara ulaştı. Bu durum da ligin kalitesine darbe vuruyor.

İngiliz milli takımının Almanya'ya elenmesini bekleyebilirdiniz ancak 4 gol yiyerek hezimete uğraması, Gerrard, Lampard, Terry,Ferdinandlı bu jenerasyonu çöpe attı. İngilizlerde olayın şokunu yaşıyorlar.Kah Blatter'e verilmeyen golden dolayı veryansın ediyorlar, kah Capello'ya bunun için mi yılda 6 milyon euro alıyorsun diye isyan ediyorlar. Ancak bir süre sonra ki çok uzun bir süre sonra olmasa gerek, İngilizler bu oyunun kurallarını değiştireceklerdir. Çünkü Kupadaki Almanya, Brezilya, Arjantin değişenin kazanacağını, Fransa, İtalya ve İngiltere ise değişmeyenin kaybedeceğini gösterdi tüm dünyaya. Evet değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. İngiltere ve İngiliz futbolu yol ayrımında. Sahip oldukları en verimli  ve Avrupa kupaları görmüş bu jenerasyondan bir final bile çıkaramadılar.Artık ya değişecekler ve değiştirecekler ya da yok olacaklar.

90'lı yılların başında internet patlaması yokken en ufak bilginin çok kıymetli olduğu yıllarda Almanya'dan gelen Türkler anlatırdı; '' Almanlar bir ürün alır eskirse direk çöpe atar, yenisini alır. TV olsun, mobilya olsun eskirse direk çöpe gider. Vay be adamlar eskiyince çöpe atıyor'' derdik. Evet yıl 2010 adamlar eskiyince hala çöpe atıyor.Tıpkı İngiltere'nin altın jenerasyonu gibi.

Küçük bir ek : İngiltere milli takımının 23 oyuncusunu yaş toplamları 656 oyuncu başına yaş ortalaması 29. Bu oyuncuların milli olma sayısı 876.Yani oyuncu başına 38 maç düşüyor. Bir premier lig sezonunda bir oyuncu sadece ligde 38 maça çıkıyor.İngilizler her kupaya tadımlık katılabildiğinden rakamlar son derece ürkütücü. Oysa ki 24 yaşındaki Rooney'in sadece avrupa kupalarında oynadığı maç sayısı 54. Evet İngilizlerin dediği gibi football is coming home...

Read more...

Mata, Albiol'un aklını aldı

Enerji geliyorum demez reklam serilerini hepimiz biliriz. Baştan aşağı düzmece senaryoda, büyük bir mağazamızda sıradan bir gün diye girer dış ses.Sonra sıska ve gösterişsiz bir genç kız tişört kavgası yüzünden kaldırıp atar sosyetik güzeli. Şimdi bunu cebimize koyup devam edelim.İspanya antrenmanına uyarlayalım. İspanya antrenmanında sıradan bir gün. İspanyol oyuncular 5'e 1 vs. top kapma çalışmaları yapmaktadır. O sırada Mata, Albiol'a öyle bir çalım atar ki. Daha ben konuşmam der gibi sıvışır ve tüm takım bu çalımı kutlar. Hayır bunlar sıradan işler yapan oyuncular değiller zaten. Ama sıradan şeyleri olağanüstü yapmaları taktire değer.Fanatik gazetesi bile ''Mata,Albiol'ün aklını aldı'' gibi bir halk deyimi kullanmış ki bizler ne amiyane tabirler buluruz.Evet ekmeğe gönderdi....!

Read more...

Skorbord yalan söylemez

28 Haziran 2010 Pazartesi

Almanya bir turnuvada kaybedince diğer turnuvaya nasıl hazırlanması gerektiğini en iyi bilen ülkelerden. 96 yılından sonra futbolda gerilemeleri onları yıldırmadı. Premier ligin küçük bir aynası olmaktan daha fazlası haline dönüşen Bundesliga gibi değiştirdiler kendilerini ve takımlarını. Almanya 2006 Dünya kupasında bu ürün en güzel meyvelerini vermişti. Almanya muazzam bir takım oyunu ortaya koymuş kupayı kazanamasa bile tüm Almanların gönüllerini kazanmıştı. Takım gençleşmiş, tabular yıkılmış Asamoah, Podolski, Mesut Özil gibi etnik kökenleri Alman olmayan oyuncular kadroya katılmıştı. Fransızların hatasına düşmedi Almanlar. Kulüp takımı gibi transfer yapmadı oyun düzenine uyan Almanya altyapısı kazanan oyuncularla çıktı yola. Bugün İngiltere gibi bir rakibi tarihi farkla ezip geçtiler.Takımın oynadığı oyun ve şampiyonluğa bedel bu zafer, Almanlar bir yana tüm futbolseverlerin kalbini kazanmıştır. 

Sahaya dönünce maçı başından değilde 5.dakikasından itibaren izleyen birisi maçın başını izlediğine inanamayacaktı. Maç müthiş bir tempoda başladı. Erken final adeta final gibi başladı. İngilizler topa hakim olmaya çalıştı ve pas bağlantılarını koparmayıp Almanya'yı ağ örer gibi geçmeyi düşündü. Barry, Lampard ve Gerrard hatta zaman zaman Rooney bu örgü içinde yer alacak ve Almanlar topu görmeden golü yiyeceklerdi. Ancak maçın başındaki tempo düştüğü an tablo İngilizlerin düşüncesinin tam tersini gösteriyordu. Top İngilizlerdeydi ancak Almanya topu ayağına her aldığında apaçiler gibi hücuma kalkıyordu. Kaleci Neuer'in asisti Klose ile golü getiriyor Almanlar daha 20.dakikada 1-0 öne geçiyordu. Belki de bu asist bir kaleci tarafından yapılan ilk asist olarak Dünya kupası tarihine geçecektir. Golden sonra Podolski, Mesut, Klose, Müller adeta ölümcül bir silah oldu İngilizlere. Terry, Cole ve Gerrard gibi isimler bu 4 genç oyuncu karşısında yerlere yatıyor, çalımlar yiyordu. Sırasıyla Khedira-Mesut-Klose-Müller'in enfes organizasyonu sonunda Podolski golü bulduğunda Almanya'nın tarih yazmaya her anlamda hazır olduğu belli olmuştu. Upson'ın isyan golü eğer Lampard'ın attığı bariz gol sayılmış olsa anlam kazanacak 4 dakikada 2-0'dan 2-2'yi bulan İngilizler belki de o rüzgar ile 3.golü bulacaklardı. Ancak Almanya'nın her yönüyle kazanmaya istekli olduğu 3.ve 4.gollerde de gizliydi. Topu eveleyip gevelemeden karşı kalenin önüne götüren Almanya sadece gol atmak ve kazanmak istiyordu. Gerd Müller ''ceza sahası içinde şut çekmeyen forvet eşcinseldir'' demiş yıllar sonra onun adını Almanya forması ile yaşatan genç Müller adeta onu duymuş ve attığı 2 golle Almanya tarihine selam çakmıştı. 
Futbolun mucidi İngiltere'nin aldığı bu mağlubiyet. Futbolda çağ açıp çağ kapama ile eş değerdir. Genç bir teknik adam Löw, genç bir kadro ile takımını buralara getirmiştir. İngiltere Capello'nun tercihleriyle ezildi ancak ne bir kalecileri ne de etkili bir golcüleri var. Premier ligin 4 büyük takımı bu mevkilerde yabancı oyuncuları tercih ediyor. Premire ligin yapısı gereği orta saha oyuncuları ise Makalele gibi defansif yönü kuvvetli değil de Fabregas gibi oyunu iki yönlü oynayan CM diye tarif edilen oyunculardan kurulu.Hal böyle olunca zaten Shilton'dan bu yana güvenilir bir kaleci bulamayan İngilizler orta saha ve forvette de böyle sıkıntı çekince bu çöküş kaçınılmaz oldu. Şimdi ya ''futbolu biz bulduk onu ancak biz değiştiriz'' diyerek Almanya gibi bir değişime gidecekler yada akışına bırakacaklar ve premier ligin kalitesi bu yıl daha da gerileyecek. Rangers ve Celtic premier lige başvurdu, bizim rakiplerimiz zayıf biz bu adamlara her maçta 4-5 atıyoruz. İki takım arasında gidip geliyor şampiyonluk bizi alın premier lige dedi.Adamlar bunu kendi liglerinden zevk almadıkları için dedi.Bakıyoruz bu yıl premier lige Aston Villa gibi takım bile 7 gol yiyor. 5-6-7 hatta 8 gol yiyen takımlar İngiltere liginin de İngiltere milli takımının da sonu oldu.İngiliz basını ''Lampard'ın golüne sığınmayalım, skorbord yalan söylemez'' diyor.Doğru söze ne hacet.
Maçın yıldızı Müller için ise ayrı paragraf değil ayrı bir kitap yazmak gerek. Altyapıdan çıkıp takımında leblebi gibi gol atacaksın, şampiyonlar ligi finalinde boy göstereceksin, Dünya kupasında futbolun yönünü değiştireceksin. Futbol tarihi onunla çok değişik bir oyuncu tipi kazandı. Neredeyse sahanın her yerinde oynayacak kalitede bir oyuncu gol vuruşları enfes. Kaleyi 4 kere gördü 2 gol buldu. Doğru zamanda doğru yerde olmasını bilen leziz bir oyuncu. Gerd Müller'e selam olsun.

Read more...

Bir golün anatomisi II

 
 Ülke olarak futbola düşkün bir milletiz, mesela ne zaman bir Şampiyonlar ligi finali görsek aklımıza hep 2005 yılında İstanbul finali gelir.Şampiyonlar liginin bize göre en güzel finalidir 2005 finali. Liverpool'un Milan'a karşı 3-0 geriden gelip kupayı kazanması ve Gerrard'ın İstanbul'da kupa kazanması. Bu büyük organizasyonun ülkemize nasıl verildiğinin şokunu atlatamadan kupa tarihinin en güzel finallerinden birisi bize nasip oldu. Dünya kupası öncesi de bu kupaya ilk kez ev sahipliği yapacak Güney Afrika ve tüm Afrika halkı aynı duyguları yaşamışlardır şüphesiz. Bu kupanın turnuva tarihinin en iyi organizasyonu olması onların kalplerinden geçen yegane dilek olsa gerek. Ancak vuvuzela, jabulani derken turnuvanın güzelliklerinden çok sıkıntıları konuşuldu. Herşeye rağmen Afrikalıların dilekleri de gerçekleşti. Jorge LARRIONDA, Pablo FANDINO, Mauricio ESPINOSA, Martin VAZQUEZ.. bu dört Uruguaylı adam Güney Afrikalıların istediği şekilde, 2010 Güney Afrika Dünya kupasını unutulmaz yaptı.
Almanya-İngiltere maçı son derece güzel başlamış Almanya 2-0 öne geçmişti. Şaşkın İngilizler hışımla saldırıp 37'de Upson ile golü buldular ve skor 2-1 oldu. İşte tam bu golden dakikalar sonra ceza sahası yayının üzerinde topu önünde bulan Lampard harika bir aşırtma vuruş yapar top kaleci Neuer'i geçer çizgiyi de geçer ama bu dört Uruguaylı adamı geçemez. İngiltere attığı golden 2 dakika sonra bitime 5 dakika kala skoru 2-2 yapamaz. İngilizler şiddetle itiraz eder haklı olarak. Bu sıralarda stadyumda yer alan dev ekranda pozisyonun tertemiz gol olduğu net olarak tüm taraftarlar, futbolcular ve hakem dörtlüsü tarafından görülmektedir. Tüm itirazlara ve delillere rağmen gol geçerli sayılmaz. Bu gol turnuva boyunca yapılan hakem hatalarında nirvana şüphesiz. Dünya kupası tarihine kara leke olarak sürülecektir. 

Maçtan sonra bu pozisyon için Lampard şöyle der: '' kesinlikle temiz bir goldü. 40 bin kere söyleyebilirim top çizgiyi geçmişti.'' Olayın diğer kahramanı Almanya'nın Schalke'li kalecisi Neuer ise; '' pozisyon sırasında soğukkanlılığımı korudum.Hakeme itiraz etmedim açıkçası pozisyonu net görmedim, ancak izleyince topun en az 2 metre içeri düştüğünü gördüm.''

FIFA başkanı rezil hakemlerle kupayı rezil hale getirmeye kararlı olsa gerek. Maçtan sonra; ''TV'den bakıp gol veremeyiz'' demiş.İngilizler ise ''bu gece istifa et'' diyorlar.

Bu golün 1966 yılında İngiltere-Almanya finalinde atılan golün diyeti olduğunu düşünenler ise sadece kara mizah yapmakta ve nedenini kendilerinin de bilmedikleri bir anti-ingiltere davranışı göstermektedir. 44 yıldır hala ne olduğu belli olmayan pozisyon ile bu golü kıyaslamanın başka bir açıklaması olmasa gerek. 

Not: FIFA resmi sitesinde maç özetlerinde bu pozisyona yer vermedi.

Read more...

Bir golün anatomisi

Kalecilerde yaşın çok büyük sorun olmadığını düşünenlerdenim, peşinen belirtmekte fayda var. Bir kalecinin en iyi dönemi hiçbir zaman 19-26 yaş arası olmamıştır. Yaşlanınca reflekslerini kaybedecekleri söylenen kaleciler belki biraz çevikliğini kaybederler ancak oyunu daha iyi takip edip, olması gerektiği yerde olurlar.Pozisyon icabı kalelerini terk ettiklerinde elleri boş dönmezler. Açıyı iyi kapatırlar.Takımın ihtiyacı olduğu anda yaptığı kritik kurtarışlarla takımı motive ederler. Kısacası tecrübelerini sahaya yansıtırlar. Kabul James bir kaleciyi rezil etmeyecek olgunluk seviyesinin de üstünde ancak bugün yediği 4 gol içinde bir tanesi onun ve onun nazarında tüm İngilizlerin kolayca unutamayacağı bir gol olacaktır. Skor 2-1 devam etmektedir ve sağ çaprazda topla buluşan Müller şansını dener amacı gol atmak, en azından bu şekilde bir gol atmak olmayan bir vuruşla şansını dener ve top ağlarla kucaklaşır. Bu golün dakikası yani 67.dakikası bu maçın belki de kopma noktalarından birisi oldu.Zaten bariz golü verilmeyen İngilizler 3.golü de bu şekilde kalerinde görünce iyice yıkıldılar. % 70'lik pas oranıyla maçta pas üstünlüğü elinde olan İngilizler bu dakikadan sonra pas yapmaktan da aciz düştü. Hani Jabulani yön değiştirir falan kaleciler yanılır, yok bu gol böyle değil bu kez James Jabulani oldu ve topu şaşırttı. Eğer o topun dili olsa maçtan sonra muhtemelen ''James'in üstüne doğru çokta sert olmayan bir şekilde gidiyordum ancak o birden yön değiştirince bende şaşırdım'' beyanatını verirdi. Bir kaleci neden üstüne gelen topu izler ve büyük olasılıkla karşı koyacak durumda iken son saniyede hangi amaç ile karar değiştirip sağa doğru falso alır ? Bu top olmamış, Jabulani rezalet diyen kalecilere soruyorum; Bu kaleci olmuş mu ?

Read more...

Fransızları Tanımak

27 Haziran 2010 Pazar

Fransa Milli takımı 2002 Dünya Kupasına giderken uçakta İngiltere Premier ligi gol kralı Henry ile İtalya gol kralı Trezeguet vardı. Takım grup maçlarında tam bir hayal kırıklığı yaratmış tek puanını 2010 Dünya Kupasında da aynı grupta yer aldığı Uruguay'dan almış ve gol atamadan elenmişti. Bu durum Fransız halkını adeta yıkmıştı. Ülkesine dönen Fransız futbolcular halktan aleni şekilde özür dilemişti. O günlerde bir fıkra dolaşıma çıkmıştı ki tam da Fransa'nın 2002 Dünya kupası sonrası durumunu ortaya koyuyordu. Henry turnuvadan sonra utançtan sokakta gezemez duruma gelir.Çareyi kılık değiştirmekte bulur ve bir bara gider. Barda tanıştığı birisi onu tanır ve Henry rica eder '' lütfen beni tanıdığını belli etme, çok utanıyorum'' tanıştığı kişi cevap verir; ''rahat ol Henry ben Trezeguet''. 8 yıl sonra yani bu utançtan iki kupa sonra Fransızlar yine tanınmaz halde.

Fransızlar 2002'deki bu yıkımdan sonra 2006'da finalde kaybettiler ve 2010'a Domenech ile olabileceği kadar umutlu geldiler. Ancak bu gelişte bir sorun vardı. Fransa iyi oynamıyordu. Ne 98'deki şampiyon takım ruhu vardı sahada, ne de  4 yıl önce final oynayan takımın kararlılığı tüm bunlara bir de Henry'nin baraj maçında eliyle asist yapması eklendi. Kupaya Henry'nin eli ile gelen Fransa uluslararası bir nefretin başrol oyuncusu oldu. Turnuvada da başına gelmedik kalmadı Fransızların. Anelka teknik direktörüne küfür edip kamptan kovuldu. Ribery, Gourcuff' ve Malouda'nın kadroda olmalarını istemedi. Gallas takım kaptanı Evra'yı tabir-i caizse çekemedi. Takım antrenmanları boykot etti. Tüm bu pembe dizi türü gelişmeler çok kısa sürede yaşandı ve takım turnuvadan sadece 1 puan alarak elendi. tıpkı 2002 Dünya kupası gibi.Tek fark attıkları tek goldü. İşte bu yüz kızartıcı tablo Fransa takımını daha da karıştırdı. Takım kaptanı Evra '' kendimizi küçük bir futbol ülkesi gibi hissediyoruz, bu sonuç bizi incitti'' derken arkadaşlarının ve kendisinin yaşadığı utancı bize ifade etmiş oldu. Fransızlar bu kez halka özür konuşması yapmadı ama turnuvanın en üzgün adamlarından Henry bir TV programında sonucu ''fiyasko'' olarak gördüğünü belirtip şu cümleyi kurdu ''çok utanıyoruz'' 

Fransa çok önemli bir jenerasyonu verimsiz bir şekilde heba etmiş oldu. Mazlumun ahı misali siyasi ve sportif anlamda kurnazlıklar yapan bu ülke, bu hezimet ile belki de yaptıkları hatalarla yüzleşme şansı bulmuş oldu.

Read more...

Almanya-İngiltere maçına doğru

26 Haziran 2010 Cumartesi

Almanya, İngiltere maçına mümkün olan her yoldan hazırlanıyor.Önce Beckenbauer neredeyse hakarete yakın sözler etti.. Şimdi de takım halinde yine İngilizleri kızdıracak bir hareket yapmışlar.Daha doğrusu basına o şekilde yansıtmışlar. Malum İngiltere'nin arması üç aslan'dan oluşuyor. Alman milli takımı da aslanlarla poz vererek İngiltere'den korkmadıklarını ifade etmeye çalışmışlar. Tabi ne kadar başarılı olduklarını görmek için 27 Haziran 2010'u bekleyeceğiz.



Read more...

Dünya Kupasında 2.tur eşleşmeleri

Dünya Kupası 2.tur eşleşmeleri artık belirlendi. Amerika-Gana maçı seyir zevki açısından bizleri beklentiye sokmaya fazlasıyla aday bir eşleşme.Amerika artık rüştünü ispatladı Gana ise Afrika'nın en diri en dengeli takımı.Essien'in olmaması takımın gücünü % 50 düşürüyor buna rağmen rakipten bağımsız pozitif futbolu tercih ediyorlar. Tamamen zıt iki futbol ülkesi Paraguay ve Japonya ise bizlere bol gollü bir 2.tur mücadelesi izletebilir. Japonya, Danimarka maçında gücünü isteğini ortaya koydu turnuvaya renk katmaya adaylar. PES serilerinin daha iyi olacağını ümit ederek oyumuzu Japonlara verelim.Arjantin rüzgarı arkasına aldı Messi henüz gol atmadı açıkçası ihtiyaçları da olmadı. Ancak bu maçta Messi-Maradona faktörleri Meksika'ya sürpriz şansı vermez hele gol atma becerisi olan bir forvetleri yokken. İspanya-Portekiz maçının sonucunu İspanya'nın performansı belirleyecektir. Hollanda bir üst tura yakın gözüküyor. Almanya-İngiltere eşleşmesi grubun sol tarafında olsa Dünya Kupası unutulmaz olabilirdi. Eşleşme tablosunu sağ ve sol diye ikiye ayırırsak, sol tarafta Brezilya'nın en büyük aday ve önü açık olduğunu görmek zor değil.Sağ tarafta ise Arjantin-Almanya-İngiltere ve İspanya gibi kupanın dört favorisi var. Uruguay-Kore ve Amerika-Gana maçı ile 2.tur maçları başlıyor. Grup maçlarında 101 gol atıldı. Cezayir ve Honduras gol atamadan elendiler. Portekiz ve Uruguay ise gol yemeyen takımlar.

Read more...

Dünya Kupası Başlıyor

25 Haziran 2010 Cuma

Dünya kupası önce 1- 0 biten maçları ile çok eleştirildi, sonra maçların oynandığı top jabulani hedef seçildi. Ve vuvuzela ile dünya kupasını artık itici bulan görüşler bile öne atıldı. Sık sık gol ortalamasının düşüklüğü gündeme getirildi. Dünya kupasında 15 günü geride bıraktık. Artık tren istasyonunun yanında oturanlar gibi alıştık vuvuzela sesine duyarsızlığa, jabulani de değişiklik getirdi. Her maçta acaba top yüzünden bir enstantane olur mu diye ilgi duyar olduk. Arjantin ve Portekiz gol ortalamasını da yükseltti. Fransa kupaya magazin kattı ve son finalist olarak 1 gol atarak elendi. Son finalist elenir de son şampiyon geri kalır mı ? 4 yıl önce ki kadro ve teknik direktör ile son şampiyon da daha ilk turda elendi. Artık bir erken finalimiz de var İngiltere-Almanya gibi. Her dünya kupasında bir yıldız doğar diye gördük ama bir yıldız akıyor hem de Türk. Mesut Özil turnuvanın yıldızı olma yolunda. Dünya  kupasından başka ne beklenir ki ? İngiltere son maçında adeta bir premier lig takımı gibi oynadı ve müthiş tempo yakaladı. Artık elenen iki favoriye karşılık, kazanma şansı olan bir de şampiyon adayımız var. Dünya Kupası başlıyor, sakın kaçırmayın.

Read more...

Almanya-İngiltere savaşı başladı

Dünya Kupasında erken finaller her zaman heyecan verici olmuştur. 2010 Dünya kupasının kısır geçtiğini düşünenlerdenseniz, Almanya-İngiltere erken finali sizi kendinize geitirecektir. Bu iki takım II.Dünya savaşından bu yana düşman ve 19. Dünya Kupasında karşı karşıya. Bu eşleşme kupa tarihinde 5. kapışmaları ve iki takım 82 dünya kupasından sonra 2.kez ikinci turda karşı karşıya. 

Günümüzde savaşlar silahla değil demeçlerle yapılır ya Almanlar da başladılar yeni dünya savaşına ve ilk kurşunu da Franz Beckenbauer attı. Bizim ülkemizde her önüne gelene imparator derler ancak Almanya'da bu lakabı (Kaiser) almak zordur. Almanların imparatoru Beckenbauer; bu eşleşmeyi aptallık olarak görüyor.Lider olup İngiltere ile karşılaşmalarına dem vurup İngilizleri başarısızla suçluyor. ''İngilizler aptalca ikinci oldular, bu eşleşme en azından yarı finalde olmalıydı.Onlara saygı duyuyoruz ama kesinlikle korkmuyoruz. Onları güçlü kılan nedir önemli oyuncuları mı? Gerrard, Terry, Lampard kariyerinin sonuna gelmiş Dünya Kupası şampiyonluğu yaşamamış oyuncular.EURO 2008'e gelemeyince Capello'nun disiplinine sığındılar'' 

Eski futbolcuların konuşması adettir dünya kupasında ancak Beckenbauer'in sözleri İngilizler için vuvuzela etkisi yaptı. Anlaşılan Beckenbauer'in aklı  hala 1966 finalinde.

Read more...

Maradona artık konuşur

23 Haziran 2010 Çarşamba

Maradona futbolculuğu ile bir efsane olmasaydı, belki de bu dikbaşlılığı ve 'ben bilirim' tavrı ile fazla ömür biçemezdiniz teknik adamlığına. Elemelerde 100'ün üstünde oyuncu denedi. Şampiyonlar ligi şampiyonu iki deneyimli oyuncu Cambiasso ve Zanetti'yi davet etmedi. 37 yaşındaki Martin Palermo'yu milli takıma çağırdı. Evet tüm bunları yaptı Maradona. Yağmurlu bir Buenos Aires gecesi o Palermo'nun golüyle geldi Güney Afrika'ya. Geldiğinde 9 maçta 4 galibiyet almış, 35 yıl  sonra Şili'ye yenilmiş bir takımdı Arjantin. Evet O da bir Bolivya faciası yaşadı. Ancak tüm bunlara rağmen takımı arkasına aldı ve gelen her topu göğsünde stop edip yumuşattı.Futbolcu iken yaptığı gibi en doğru yere de vurdu görüldüğü üzere. Yunanistan maçından sonra basının önüne çıktı. Messi ile başladı. Messi'ye yapılan faulleri, tekmeleri gündeme getirdi. ''Hakemler bunlara nasıl izin verir'' dedi.FIFA sürekli çalışmalar yapsa da Maradona'dan bu yana yıldız oyuncuların biçilmesi eylemlerinin önüne geçemedi. ''Herkes konuştu, eleştirdi ama görüyorsunuz biz inandık ve Arjantin bayrağının onurunu koruduk her zaman yaptığımız gibi'' buyuruyor efsane. Maradona artık konuşur, keyfi yerinde. Hani Meksika da tam dişine göre.Zaten Arjantin için Maradona'dan daha iyi bir sembol de olamaz dünya kupalarında.1986'da Carlos Bilardo, Maradona ve arkadaşları ile kupaya uzandıktan sonra ''Turnuvaya giderken havaalanında kimse yoktu ama döndüğümüzde 500 bin kişi bizi bekliyordu''  diye sitem etmişti. Kim bilir herkesin bir yerinden tutup eleştirdiği Diego, kendisiyle kupa kazanan Carlos Bilardo'nun kaderini yaşayacak belki de.

Read more...

Dünya kupası taktikleri

22 Haziran 2010 Salı

Futbol adına arkasında durduğum en güzel tespitlerden biridir '' sahaya çıkınca taktik ikinci planda kalır'' sözü. Hoş günümüz futbolunda artık taktik değerlere sahip çıkıp taktiksel disiplinden kopmayan ve olası taktiksel değişikliklere optimum düzeyde uygun takımlar söz sahibi oluyor. Dünya kupası maçlarına bu gözle bakalım ve Portekiz'in Kuzey Kore'ye 7 attığı maça gidelim. Ronaldo mu? Messi mi?  Dünyanın en iyi futbolcusu hangisi diye bir bilek güreşine girilmediği kaldı. Siz Kuzey Kore futbol takımı oyuncularındansınız ilk maçınızda Brezilya karşısında sempati toplamışsınız bu kadarı bile içe kapanık toplumunuzu yüreklendirmiş ve bu kez Avrupa'nın Brezilyası Portekiz'e karşısınız. Kafanızda ilk maçtaki esinti ile Ronaldo ve arkadaşlarının karşısına çıkıyorsunuz. Portekiz takımı golcüsü hariç her yönüyle gösterişli bir takım. Saha dışı taktiğe gerek kalmadan saha içinde ortak bir akıl ile sizi tartıp yere serebilir. Öyle de oluyor; gel bakalım diyor Portekiz ve uzakdoğulular en iyi oyunlarını gösteriyor. Oyundan zevk aldıkça umutları yeşeriyor. İşte o anda bir gol onları yerle bir ediyor. Yedikleri tek golle maçı bırakan Koreliler bıraktığına pişman oluyor ve tarihi bir fark yiyorlar. Şimdi golü yediğinde tabir-i caizse su koyveren bu takım üstelik sınırlı yeteneklere de sahipken nasıl bir taktiksel bütünlük gösterip karşı koyabilir rakibe.  Karşısında Güney Afrika'ya gelen en dengeli kadro ve tek kelimeyle ifade etmek gerekirse C.Ronaldo var. Hani Ronaldo Kuzey Kore'yi ziyaret edecek olsa 23 milyon nüfuslu bu ülkede en temizinden 1.000.000 hayran toplar kendine. Kuzey Kore için taktiksel bütünlüğün burada bir önemi kalmıyor artık onlar için önemli olan tek şey; inanmak ve oyundan zevk almak. 7-0 yenilen bir takım tebrik edilir mi? oyuna böyle bakarsa evet. Bu adamları Güney Kore ile iç çatışmaya göndermek yerine yüreklendirmek yada o gözle bakmak, istatistiksel olarak zayıf olan ama 2002'den bu yana yada bir başka deyişle Zico'dan bu yana çıkışta olan uzakdoğu futbolunu bize şirin bir gözle gösterir.

Read more...

İspanya ikna etti mi?

Dünya Kupası kazanmak için bazı ipuçları vardır ki bunlar bize kupaya giden yolu gösterir. Mesela kupadaki ilk maçını kaybeden hiçbir takım şampiyon olamamıştır bugüne kadar. Kupanın en büyük favorisi İspanya'ya baksanıza ilk maçta aldığı şok mağlubiyet onları çok şaşırtmış. Honduras maçında bir Kore tarifesi uygulayabilirlerdi. Hani yediğiniz bazı şeyleri unutmazsınız ya, o lezzet sanki içinize işler ya, işte İspanya kupada o tadı veremedi henüz. Villa'nın insanüstü performansına devam edip 60.maçında 40.golünü atması ve takımın hedefe yönelik tüm çabalarına rağmen, İspanya beklendiği gibi Barcelona futbolu oynayamadı. Zaten neresinden bakarsanız bakın albenisi yüksek bir takım İspanya. Del Bosque kurulu düzeni bozmadan oynatıyor takımı. İspanya milli takımına subaru impreza gibi diyelim. Modifiyeye uygun ama sade haliyle de üst düzey bir araç. Ona hiç müdahale etmeseniz de subaru impreza size sürüş zevki, konfor ve güvenlik gibi duyguları verir ancak modifiye ederseniz bu duygular daha tatlı bir hal alır. Navas'ın yerine Silva, Xavi'nin yanına Inıesta, Alonso, Fabregas derken üstat Cem Yılmaz'ın dediği gibi kayış kopuyor. Ferrari değil subaru impreza diyorum çünkü tarihinde dünya kupası finali görmeyen bu ülkenin, tarihinin en başarılı kadrosu ile erken finalde eve dönmesi ihtimali cebimizde. Casillas'ın başına gelenler de bu takımın başına iş açabilir kenara not edin. Bunca yıldır kalecilik öğreten adam şaşkın ördek gibi duruyor kalede. İspanya vites yükseltip tarihinde ilk dünya kupasını kazanır mı? sorusuna Ömer Üründül gibi ''enteresan'' demeyelim ama çok büyük bir şansları var. Pique gibi bir oyuncunun Pirlovari paslar atması bu onların kendilerini geliştirmeyi de ihmal etmediğini gösteriyor. Bu kupayı kazanan ile kazanmayan arasında tüm zamanlarda çok büyük fark olmuştur. Olası bir eşleşmede Brezilya bu farkı İspanya'ya yansıtırsa bu erken finalde, 1970 finalini yaşayabiliriz Brezilya, fiyakalı İtalya'yı finalde 4-1 yenmişti.  Skor böyle olunca yenmiş olmakla da kalmıyor elbette. Bu olası senaryo altın jenerasyonunu yaşayan İspanyolların sonu olur, çünkü 4 yıl sonra köprünün altından çok sular geçmiş olacaktır. İspanyol medyası ''kazandık ama, ikna edici değildi'' diyor. Düna kupasının 11. gününde İspanya sizi ikna etti mi?

Read more...

Sercan Yıldırım

C.Ronaldo ve Messi ile karşılaşmak benim için unutulmaz olacaktır. Onlarla Play Station'da sürekli birlikteyim. Gerçekten bir araya geldiğimizde olacakları tahmin bile edemiyorum. 2011 Play Station'da Bursaspor da yer alacak. Şu an bu bile benim için yeterli. 

Read more...

İngilizlerin inadı

21 Haziran 2010 Pazartesi

İngiltere milli takımı Güney Afrika'ya gelirken İngilizler milli takımlarıyla ilgili her detayı tartışıyorlar adeta takımla birlikte yaşıyorlardı. Takımın bindiği uçağın konforu bile ada basınını günlerce meşgul etti. Capello onlar için dokunulmazlığı olan bir futbol kahramanı. İngiltere Capello'ya çok güveniyor Frank Lampard ise bu durumu şu sözüyle doğruluyordu: '' Capello gelmeden önce hiçbir takımı yenemeyecekmişiz gibi hissediyorduk oysa şimdi her takımı yeneceğimize dair inancımız var''. İngilizler bu kupaya çok inanıyor. 1966'da kazandıkları son kupadan bu yana gördükleri en iyi derece İtalya 90'da yarı final. Tabi İngiliz futbol severlerin bu kupayı istemesi sadece ikinci maçın sonunda tepkiye döndü. Amerika önünde aldıkları beraberlik şüphesiz beklemedikleri bir sonuçtu ancak ikinci maçın sonunda Cezayir gibi kupa tarihinde hiç karşılaşmadıkları bir takıma da iki puan kaptırınca maç sonunda taraftar tepkisi ile karşılaştılar. Capello bu takıma ne verebilir diye kafa yormaya gerek yok güle oynaya bir ön eleme periyodu geçirdiler. Üstelik EURO 2008'e gitmelerini engelleyen Hırvatları dağıtmayı da ihmal etmediler. Aslında bu hazırlık periyodu İngilizleri büyük beklentiye soktu. Oysa kağıt üstünde her kupaya favori olabilecek bir kadroya sahip bu takımda ciddi şekilde bir organizasyon eksikliği var. Futbolun mucidi olan ingilizler ne bir kaleci bulabildiler, ne de bir golcü. Buna rağmen bu eksikliklerini kapatmaları için şansları vardı. Her hocanın seçimleri vardır ve bu seçimlere saygı duyulmalıdır. Maradona gibi kahraman olmak ile Ersun Yanal gibi hain olmak arasında ince bir çizgidir bu seçimler. Capello İngilizlerin en korkulan yönünü, kanatları kullanmak istedi ilk maçta Aston Villa'lı Milner ve sezonun 2/3'ünü sakat geçiren Lennon çizgiye inemediler adeta. Cezayir maçında ise Barry hamlesi ile Gerrard'a sol taraf ağırlıklı bir özgürlük verdi. Her iki maçta da Heskey ve Rooney ile başladı. Bu ikili turnuvada golle tanışmadıkları gibi neredeyse gol pozisyonuna bile giremediler. Sezonun son bölümünde form tutan Joe Cole 1 dakika şans bulamazken, kariyerinin patlamasını yaparak sezonu 21 golle kapayan Defoe şans bulamadı Cezayir maçında İngilizlerin heyecanlandığı anlar Defoe'nun son 3-5 dakikada bile neler yapabileceğini gösterme çabasıydı. İngiliz basını turnuva öncesi Barcelona taktiğine benzer bir taktikte diziliş bekliyorlardı. Bu durumda Lampard ve Gerrard gibi birlikte oynadıkları maçların %80'inde galibiyet alamadıkları ikilinin arkasında Barry ve Carrick düşünülüyor. Hücum üçlüsü Joe Cole, Rooney ve Defoe gibi hem hızlı hem güçlü hem teknik isimlerle zenginleşiyordu. Capello bu olası dizilişin 3 kilit ismini tercihleriyle unuttu. Kadrodaki tüm oyuncular içinde en fazla milli olan oyuncu bile 80 kez milli olmayan bir takımdaki organizasyon eksikliği kadronun en organize oyuncularını kenarda bekleterek giderilmeye çalışılıyor ve bunu İngiltere milli takımının tarihteki ilk İtalyan hocası Capello yapıyor. Takımın tablosundan tek başına Capello'yu sorumlu tutmak değil amacım sadece tercihlerinin takımı olumsuz etkilediğine dikkat çekmek istiyorum. Kenarda oturan Beckham bile sahadaki futbolculardan daha heyecanlı gözüküyor. Kulüp bazında Avrupanın en büyük kupası Şampiyonlar ligine son 5 yılda ambargo koyan ve FIFA sırlamasında 8.olan İngilizler'in Dünya Kupası hayalleri FIFA sıralamasında 25.olan Slovenya'ya bağlı. Şüphesiz bu durum sadece kendimize yakıştırdığımız baskı altında kalmayı üst düzey bu oyuncular da yaşıyor. Cezayir maçı sonrası Rooney maçtan sonra takımı yuhalayan taraftarlara çok kızmış olacak ki ''"It's nice to see your own fans booing you." -kendi taraftarları tarafından yuhalanmak Rooney'i küplere bindirmişti maç sonu.Rooney konu hakkında bugün özür diledi ancak bu takımın yaşadığı duyguları gizlemedi.



Read more...

Dünya Kupası ve Fransa

19 Haziran 2010 Cumartesi




Fransa 1998'de kendi ülkesinde dünya şampiyonu olduktan sonraki ilk resmi turnuvada da Avrupa şampiyonu olunca artık günümüzün İspanyası payesi verildi. Ancak son şampiyon 2002 Dünya kupasına geldiğinde ise tüm dünya şok oldu çünkü Fransa kupadan 2 mağlubiyet 1 beraberlik alarak elenmiş hatta yediği 3 gole karşın gol dahi atamamıştı. İngiltere gol kralı Henry ile İtalya gol kralı Trezeguet'e sahip ve gol atamamış bu takım hala akıllarda. 2006'ya gelindiğinde ise Fransa finalde! hemde İspanya, Brezilya ve Portekiz gibi farklı ve çeşitli futbol ekollerini geride bırakarak. Hoş finalde kaybettiği italya'nın da muhteşem olduğunu söyleyemeyiz. 2010 dünya kupasında da Fransa'nın laneti sürüyor.Huylu huyundan vazgeçmez durumu bir bakıma. Bu lanetin İrlanda ile ilgisi yok yani en azından direkt olarak ilgisi yok zira Fransa'nın ulusal takımının tarihsel gelişimi bu şekilde yürüyor. Bunun yanı sıra dikkatinizi çekmek istediğim iki nokta var.Birincisi şu:Fransa, İtalya 90'da elemeleri geçemedi. ABD 94'te elemeleri geçemedi.Kendi ülkesinde düzenlenen Fransa 98'de şampiyon oldu. Kore 2002'de gol atamadan ilk turda elendi. 2006 Almanya'da finalde kaybetti. Ve 2010 Güney Afrika'da aslında Fransızların son 10 yılda yaptıklarından farklı bir şey yok ortada. Bu takım her zaman inişli çıkışlı, hiç hoşlanmasam da biraz da lobi gücüyle var olagelmiş zaten. İkinci nokta ise kaliteli oyuncularla final yolunda geride kalmayı açıklıyor ki o noktanın adı Zidane. 80-90 doğumlu çocukların Maradonası Pelesi oldu. Fransa direksiyonsuz yani Zidane gibi bir kaptan yok. Uğur Meleke'nin deyimiyle Dümemech bu takıma dümen bile olamaz. Aime Jacquet'nin takıma verdikleri.. en iyi dönemlerinde Vieira, Makalele, Zidane, Blanc, Desailly gibi jenerasyon ve benzeri şerh noktaları da söz konusu, ancak Fransa'nın doğasında bir istikrarsızlık var buna birde son yıllarında yön duygularını kaybetmelerini eklersek yani Zidane gibi bir lider bir kaptanları olmadığı için futbola kazandırdıkları tek şey: Anti-futbol duygusu. Domenech gibi mutsuz-amaçsız bir teknik adamla yeterince sıkıcı görüntü vermeleri de zaten bir anti-sempati noktası. Fransızların sahip olduğu oyunculara sahip Dünya ve Avrupa şampiyonu bir takımı izleyen hangi izleyici futbola karşı iştahlanabilir ?



Read more...

Soru işaretleri ???

16 Haziran 2010 Çarşamba

Alex Smertin...Schevchenko...Ivanovic gibi oyuncu transferleri Abromovich'in her yıl bir hemşehrisini alma sevdası olarak açıklanır ancak Mourinho gittikten sonra bu kulüpte birşeyler oldu. Mourinho kendi istememesine rağmen Avram Grant'ın yardımcılığına getirildiği ile ilgili önemli ipuçları vermişti. ''Ben defalarca dile getirdim Avram Grant'ı istemediğimi ancak maça çıktığımda onu kulübede otururken buldum'' belki de bu onun ayrılışının perde arkası. Avram Grant'ın Abromovich ile çok farklı ilişkiler içinde olduğundan da dem vurmuştu. İsrailli yancı geldiği yerde birinci adam oldu Abromovich'in melekleri kontenjanından. 

Bugün şok bir transfer haberi gündeme düştü. Chelsea 6,5 milyon pounda israilli futbolcu Yossi Benayoun'u kadrosuna kattı. 30 yaşındaki Yossi Benayoun bile şaşırmıştır bu transfere. Dünyanın en popüler liginin en popüler takımı İsrailli Yossi Benayoun'u transfer etti ??? 

Hadi komplo teorilerini bir kenara bırakalım. Chelsea'de hemşericilik, sılacılık, lobi yok diyelim. Herşey güzel de adama sormazlar mı sen Joe Cole gibi adamı gönderiyorsun Yossi Benayoun'a 6,5 milyon pound veriyorsun. Miroslav Stoch'u niye satıyorsun öyleyse ? 

Bir çok açıdan soru işaretleri ve bu soru işaretlerinin çözümü Roman Abromovich'in hayatında gizli. Herşey bir yana insan sormadan edemiyor: ''bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu''

Read more...

Golsüz adam

Cristiano Ronaldo bir kanat olarak gönüllere taht kurdu ancak yaptığı ortalar, attığı driblinglerden çok daha fazla konuşuldu attığı harika goller. Akıl almaz açılardan atılan frikik golleri. Premier ligi salladı gitti İspanya'da da devam ediyor gollerine. Ne yazık ki bu müthiş gol silahı 2 yıldan fazla bir zamandır milli forma altında gol sevinci yaşayamıyor. Formula 1 araçlarına taş çıkartan driblinglerle attığı goller.. Hedefe füze atışını andıran frikikler.. Ceza sahası içinde topuk gibi akrobatik vuruşlar ile atılan goller.. tüm bu yetenekleri o forma altında gösteremiyor. Ronaldo en son golünü EURO 2008'de Çek Cumhuriyetine attı. Evet Portekiz'in iyi bir golcüsü yok ancak R.Carvalho, Pepe, Deco, Ronaldo, Simao gibi yıldız oyuncuları var ve tüm bunlara rağmen Ronaldo golü unutmuş durumda bu formayla. Hani transfer olsa milli takımlar arası İspanya'nın sağ açığına lokum olmaz mı Ronaldo.. 11 maçtır gol atamayan C7 finale kadar 11 gol atar ! aksini düşünen ?

Read more...

Gascoigne uslanmıyor

15 Haziran 2010 Salı

Paul Gascoigne... Oynadığından çok yaptıkları ve konuştukları ile akıllarda. Newcastle, Tottenham, Rangers ve İngiltere milli takımı.. 43 yaşında ama hala uslanmıyor. İçinde bir bayanında bulunduğu bir araçla kaza yapmış.Gascoigne ve arkadaşlarının hayati tehlikesi yokmuş. Bir adam yedisinde neyse, yetmişinde de öyle olur sözü onun için biçilmiş kaftan. Hangi ara alkol komasından çıkıp kazaya karıştı akıl sır almıyor. Sakin ol Şampiyon !

Read more...

Mutu'ya mutluluk haram

Abramovich'li Chelsea yeni yeni filizleniyor kadro sıradan oyunculardan yavaş yavaş Veron gibi yıldızlarla sıradışı bir hal alıyordu işte o günlerde Manchester United'da nerdeyse girdiği bir pozisyondan iki gol çıkaran Ruud Van Nistelrooy kraldı. Ruud Ruud sesleri inletirdi premier ligi. Abromovich Mutu'yu aldı getirdi verdi Ranieri'nin eline Mutu savaştı, gol attı, attırdı... Artık Premier ligin mavi yakası Muut Muut diyordu. Bu kadarı Mutu'yu mutlu etmemiş olacak ki kokain davası sonucu kapının önünde buldu kendisini 2004 yılında. Kemal Sunal'ın filmlerine dönen mahkemelerden sonuncusu da bu sabah onun Chelsea'ye ödeme yapması konusunda karara vardı. İsviçre federal mahkemesinin biçtiği rakam 17 milyon euro. Mutu mutlu oldu mu hayır. 9 ay 18 ay gibi zamanlarla futboldan uzaklaştırma aldı akıllandı mı hayır. Bir futbolcu kariyerini kendi eliyle nasıl yok eder belgeseli gibi Mutu'nun futbol kariyeri.

Read more...

Avustralya antrenmanı

14 Haziran 2010 Pazartesi



Nike'ın efsane reklamının üstüne en az onun kadar kreatif harika bir çalışma...

Read more...

Hayal kırıklığı mı? Nokta atışı mı? Ricardo Quaresma

13 Haziran 2010 Pazar

2003-2004 senesi Rüştü Reçber Barcelona ile anlaşır ve tüm Türkiye her zaman olduğu gibi lejyonerimiz için Barcelona'yı takip eder hatta antrenmanlarını bile izleriz. O dönemde Barcelona sezon öncesi kampı Amerika'da yapar. Rüştü'yü izlemek için hazırlananları büyüleyen portekizli bir çocuk vardır. Sağ kanatta rakipleri felç eden zor duruma düşüren, şık çalımlarla çok farklı bir yapısı olan Lisbon'dan gelen bu genç parmak ısırtan bir performans koyar ortaya. Ricardo Quaresma... bu genç herkesi büyülemişti.. abi adamlar nerden buluyor diyordu herkes.. Ricardo Quaresma yada Beşiktaşlıların tabiriyle Q7 o seneyi 26 maç oynayarak kapar ve sezon sonuna doğru ciddi bir de sakatlık yaşar. Sene içinde o zamanlar Barcelona teknik direktörü olan Rijkaard ile anlaşamaz muhtemelen en nefret ettiği kişiler arasındadır. Barcelona 15 milyon euroya Porto'ya gönderir onu. Deco'nun gittiği yıl gelmesi onun şanssızlığıdır ancak kariyerinin en istikrarlı ve verimli dönemi burda geçer. Sonrası malum İnter ve Chelsea macerası.

Querasma 27 yaşında ve Barcelona, Inter, Chelsea kariyerleri neredeyse sıfır. Tipik bir büyük takımlarda dikiş tutturamayan oyuncu tipi diye düşünebilirsiniz ancak bu adamın çok iyi referansları vardır. Lisbon'dan her adam pat diye Barcelona'ya gelemez. Kaldı ki bu adam Jose Mourinho'nun bile beğenip transfer ettiği bir oyuncudur. 18,6 milyon euro saymıştır İnter bu adama. Garip bir tesadüf Beşiktaş'a maliyeti ise 18,3 milyon euro.Bonservisi 7,3 milyon euro, ilk sene alacağı ücret 3,5 milyon euro sonraki seneler 3 milyon 750 bin euro. Jose onu aldığı zaman onun yeteneği etkileyici ancak çalışmak zorunda demişti. Schuster bu işi yapar mı? yapar Real Madrid kariyeri gözümüzün önünde kimlere ne yaptığını hala unutmadık.

Ricardo Quaresma Beşiktaş için prestij açısından da sportif açıdan da önemli bir transfer. Beşiktaş için nokta atışı oyuncudur. Ama nazlıdır ilgilenmek ve üstüne düşmek gerekir. Şampiyonlar liginde Beşiktaş-Porto maçında son dakikada İnönü'de gol atmış Porto'yu 1-0 galip getirmiştir. O maçta gördüğü taraftar onunla çok iyi ilgilenecektir. Quaresma Beşiktaş ile ve Beşiktaş taraftarı ile havasını bulacaktır. Kesinlikle bir Elano etkisi olmayacaktır. Belki beklenenden uzak performans sergileyecektir onu tanıyanlar en iyi performansı değil diyecektir ancak o kadarı bile Türkiye ligini sallar.

Bu transferle Beşiktaş-Galatasaray rekabeti de farklı bir anlam kazanmıştır. Artık bu iki kulüp birbirine daha da düşman olacaktır neresinden bakarsanız bakın. Teknik direktörleri Barça ve Real'in son teknik direktörleri. Beşiktaş'ın elinde Rijkaard'a gıcık bir silah var.Bu silahın Galatasaray'a da gıcık olarak programlanması zor değil. Schuster, Quaresma ve Beşiktaş taraftarı... bu yıl Beşiktaş-Galatasaray derbileri kaçmaz. Son söz Q7 Beşiktaş'a C.Ronaldo etkisi yapmaz ancak onların Joe Cole'u Malouda'sı olabilir çünkü Beşiktaş taraftarı böyle bir yeteneğe adeta aç ve yıllardır bekledikleri bir hamle. İki tarafta birbirini severse ve anlaşırsa aşı tutar ama Quaresma ve Beşiktaş'ı kimse tutamaz.

Read more...

İnadına Fabio




Ada basını günlerdir İngiltere milli takımını ölümüne destekliyor. Son zamanlarda hiç bu kadar takımın arkasında durmamışlardı. Ferdinand'ın sakatlığı bile yıldırmadı onları. Fabio Capello'ya inanıyorlar ve inanmakla kalmıyor bizi o şampiyon yapamazsa hiç kimse şampiyon yapamaz diye dokunulmaz yapıyorlardı. Tüm bu ölümüne destek bu akşam ilk sınavını Amerika önünde verdi. Siyasi olarak kanka olan iki ülkenin mücadelesi bu yönüyle de ilgi çekti şüphesiz. Beckham bile unutulmadı ve yedek kulübesinde sık sık anılar...anılar dedirtti. Capello tabiri caizse başına buyruk bir kadro çıkarttı. İngiltere basını günlerdir kadro yapıyor ve ada basını bu akşam çıkan kadroya yaklaşamadı bile. Belki Capello'da da Daum gibi basın ne derse tersini yapma huyu vardır. Kaleci seçimi günlerdir soru işareti James-Green arasında gitti geldi ancak Green'in talihsiz yada şanssız değil saçma sapan bir gol yemesi Capello'yu adeta Shrek'e çevirdi. Ferdinand'ın boşluğunu Tottenham'lı King ile dolduran Fabio, Milner'ı sola, sezonun 3/2'sini sakat geçiren Lennon'u sağa monte etmiş ve en büyük sürprizi Heskey ile maça çıkmış. Açıkçası maç başlayınca herkes şaşırdı zira İngiltere fena bastırıyor fırsatları kolluyor, Heskey her hava topunu alıyor hatta Gerrard'a harika bir ara pası atıyor ve gol geliyordu. Ancak Amerika futboldan anlamaz diyenlere Konfederasyon kupasında verdikleri cevabı yeterli görmeyen Amerikalılar kendilerini geliştirdiklerine dair bir kaç güzel örnek verdiler. Donovan, Altidore, Howard ve Fenerbahçelilerin ağır diye beğenmediği Milan'lı  Onyewu İngilizleri eritti. Altidore İngiliz savunmasını dağıtıp durdu. İngiltere'de sezonun flaş ismi Dempsey şansını denedi Green o golü yedi ve maç pin-pon maçına döndü. J.Defoe, Rooney'in etkisiz kaldığı maçta düşünülmedi D.Bent G.Afrika'ya getirilmedi. Oysa Defoe, Joe Cole, Ashley Young, Walcott, Barry gibi oyunu tutup skoru arttırma yeteneği olan oyuncular ikinci plana atıldı böyle olunca iki puan uçup gitti. İngiliz basını buna rağmen İnadına Fabio diyor.Haksız da sayılmazlar bir çok olumsuz faktöre rağmen İngiltere şeytanın bacağını kırabilir.


Son söz Steven Gerrard'a.. O ne gol, O ne vuruş, O ne mücadele.. İzlerken insanın ayağa kalkıp dakikalarca alkışlayası geliyor. Steven Gerrard  futbolun en büyük sanatçılarından biri. 



NOT : TRT ile kupa maçlarında bol bol ek not olacak anlaşılan. Yorumcu Ömer Üründül abimize alışmaya çalışırken spiker arkadaşımızın da Aaron Lennon'a John Lennon demesi şaşırtmadı. John Lennon Beatles'i kurduğu günden beri belkide ilk kez bir futbol maçında anons edildi spiker tarafından.

Read more...

Top Arjantin'de...

2010 Dünya kupasındaki ilk maçına çıktı Arjantin.1-0'lık galibiyet Arjantinliler dahil kimseyi tatmin etmedi. Sondan başlayalım esasında maçın 3-4 farklı bitmemesinin tek nedeni Vincent Enyeama'ydı. İnsanın inanası gelmiyor bu adamın kahrolası israil liginde oynuyor olmasına. Dünya kupasından sonra avrupaya koşarak transfer olacaktır. Messi Arjantin forması giydiği günden beri en iyi oyunlarından birini ortaya koydu. Sistem ve çevresi ona biraz uysa ütopyalar gerçekleşebilir ve Messi bu kupayı Arjantin'e götürebilir. Maçın başında gelen gol Arjantin'i iştahlandırdı ancak Nijerya bir iki denemeden sonra cesaret kazandı işte Arjantin tam bu noktada maçı değil ama oyunu kaybetti. Maçın Arjantin adına kopmama nedeni verdiği pozisyonların Nijerya'ya cesaret vermesiydi. Bu saatten sonra maç ''gol yemeden 2.yi atarsam atayım yoksa 3 puan 3 puandır'' düşüncesi ile mücadele eden Arjantin ile kaybedecek birşeyi olmayan Nijerya arasında geçti. Maradona'nın kupaya getirmediği oyuncular çok konuşuldu ama bugün çıkardığı kadroda çok konuşlacak türden. Öyle ki Veron yorulup çıktığında yerine Liverpool'un sağ kanat oyuncusu Maxi Rodriguez girdi. Cambiasso, J.Zanetti gibi isimler oynamasa bile yedek kulübesinde harika alternatifler olabilirdi. Şampiyonlar Ligi şampiyonu Milito, Cambiasso, Zanetti gibi oyuncuların bu kadroda olmaması olanların kenarda oturması, Arjantin'in elenmesi durumunda Maradona'nın Arjantin kariyerinin sonu olacak gibi gözüküyor. Tevez gayretli ama etkisiz gözüktü. Di Maria heyecanlı, Higuain hazırlıksız, Gutierrez yetersiz gözüktü maç içerisinde. Nijerya'da Obasi etkili bindirmeleri ile, oyuna girdikten sonra Martins ve kaleci Enyeama Arjantin'in başını ağrıttı.Son olarak Maradona bu sistemle kupayı bitirirse Mascherano'yu kupanın yıldızı yapar zira koca takımın yükü sırtında olması yetmiyor gibi bazen saçmalayan defansın bile eksiklerini kapatıyor. Liverpool'daki performansının bile üstüne çıktı.Çok diri ve istekli oynayan Güney Kore Arjantin'den puan yada puanlar alabilirse sürpriz olmamalı.Nijerya'nın tek şansı var o da Güney Kore'yi yenmesi. 

Son olarak maçı yorumlayan değerli Ömer Üründül abimize sormak istiyorum: Agüera kim? 2008 Avrupa Şampiyonasında Camoranesi'ye karomonessi demeni hazmedemedik daha. Öğren abi artık şu futbolcu isimlerini.İnan zor değil. En azından okunuşlarını yaz koy önüne maç sırasında. 

Read more...

Fransa'nın Domenech'i

12 Haziran 2010 Cumartesi

Horoz evinde öter misali Fransa 98'i bir çırpıda kazandı Fransa ardından Avrupa Şampiyonu oldu işte o tarihten bu yana Fransa takım olarak tat vermedi hiçbir zaman. Dünya Kupasına geliş şekilleride Henry'nin elle asisti yüzünden lekeli. Fransa Güney Afrika'da iyi gruba da düştü üstelik. Ev sahibi, Meksika ve Uruguay. Fransa dün grubun en sert ve dünya kupası tecrübesi en yüksek takımlarından biri olan Uruguay önüne çıktı. Domench garip bir şekilde 4-2-4'e benzer taktikimsi birşey ile çıkarttı takımını maça. Barcelona'nın sol beki Abidal'i stopere Gallas'ın yanına monte etti. Solbeki stoper yapmak yeni futbol akımı olmalı! Turnuvanın uyum açısından birbirine en uyumlu ve etkili sağ ve sol beklerine sahip takımı Fransa. Aynı anda her iki geri beki iyi olan takım yok. Sagna ve Evra ikiz kardeş gibiler. Toulalan ve Diaby etkili ve sert iki göbek oyuncusu. Orta sahayı toparladılar. Diaby garip bir adam. Bazen Messi oluyor bazen Essien. Bileğine hakim bir DMC oyuncusu kolay bulunmuyor. 4'lü savunmanın önüne bu ikiliyi koyan Domenech bu ikilinin önüne ise Ribery, Gourcuff, Govou ve Anelka'yı serpiştirmiş. Chelsea'nin şampiyon olmasında en büyük etken olan Malouda ile sohbet etmek istemiş ki anlaşılan yedek başladı Chelsea'li. Gol silahı olarak Govou'yu düşünmüş. Kadro Fransızca gibi adeta. 

Karşı tarafta Suarez oyunu ileride tutan sürükleyen adamdı. Lugano defansta hatasız oynadı. Forlan ise kısır maça adeta damga vurdu.Aldığı her topu mükemmel şekilde kontrol etti. Her an kaleyi düşündü. Oyun zekası zaten enfes buna birde istekli oluşu eklenince ortaya göze hoş gelen aksiyonlar çıktı. Zaman zaman tempo düştü maçta kale önünde hünerlerini gösteremedi her iki tarafta ama pozisyon hariç her türlü mücadelenin olduğu bir maçtı. Zaten maçın kalitesini kazanmak isteyen oyuncular yükseltti. Uruguay 10 kişi kaldıktan sonra maça başlaması gereken 11'e dönen Domenech kaybedilen 2 puanın tek sorumlusudur. Domench birşeyler yapıp işte benim başarım bu ben Fransa'nın Domenech'i olacağım dedi belki bir marka olmak istiyor sıradışı kararlarla ancak görünen köy misali o kadroya çoban bile olamayacak teknik kapasiteye sahip bir teknik adam. Fransa'nın Domenech'i yan sanayi aksesuar gibi.

Read more...

Stoch transferi

Fenerbahçeliler ve tüm Türk futbol kamuoyu Stoch'u Fenerbahçe-Twente maçlarında tanımıştı. O gün bugün Twente maçlarında aranır oldu. Türk futbolseverler arasında bu üne çabucak kavuşmasının en önemli nedeni Stoch'un Kadıköy'de Fenerbahçe karşısında şov yapmasıdır. Fenerbahçe kariyerinde içerde dışarda bir çok kalburüstü futbolcuya karşı mücadele veren ve hep galip gelen Gökhan Gönül'ün Stoch karşısında çaresiz duruma düşmesi yerden kalkamaması Stoch ismini hafızalara kazıttı. Fenerbahçe'ye yararlı olur mu diye düşünmeye gerek yok Türkiye liginde her takıma lazım ve yararlı olacak bir oyuncudur.Kaleye dikine ve hızla giden ayağına bileğine hakim kaç adam var bu memlekette düşünmeye bile gerek yok. 5,5 milyon euro bu tip bir oyuncu için bulunmaz bir fırsattır ki bonservisin Chelsea'de olması ayrıca bir transfer başarısıdır.Chelsea niye sattı diye düşünmemek gerek elbette Malouda, Kalou gibi adamların önünde oynayacak kalitede bir adam değil, yani Chelsea için C.Ronaldo değil ama Fenerbahçe için C.Ronaldo etkisi yapabilir. Keita'nın son yılındaki zayıf karnesine rağmen Galatasaray'da üst düzey performans göstermesi örneği gibi. Galatasaray ile girilen rekabette ise durum biraz garip gözüküyor. Fenerbahçe geçen yılki Galatasaray oldu adeta. Stoch ile 2-3 haftadır Galatasaray ilgilenmekteydi Fenerbahçe hangi ara gitti hangi ara aldı ve hiç adeti olmamasına rağmen resmi sitesinden yayınladı bu transferi kimse tam olarak anlayamadı. Haldun Üstünel'in Baros, Kewell v.b transferleri gibi bir hikaye. 

Fenerbahçe açısından asıl soru Stoch başarı olur mu sorusu değil, bu transferi kim yaptı? sorusudur. Zira henüz teknik direktör belli değil, gidecek oyuncular, kalacak oyuncular hiç belli değil. Durum bu kadar karışıkken Fenerbahçe transfer politikasının tamamen dışına çıkıp Chelsea'nin scoutları tarafından beğenilip takıma kazandırılan deneyim kazanması için gönderildiği takımın tarihindeki ilk şampiyonluğunda en büyük pay sahibi olan bir oyuncuyu gündemine alsın.Hollanda ligi şampiyonunun en etkili 3-4 adamından birini transfer etmek! kesinlikle bunlar Fenerbahçe transfer gerçekleri ile örtüşmemektedir.

Eğer bu transferi Galatasaray'a darbe vurmak için yönetim daha doğrusu Aziz Yıldırım yaptıysa hiçbir Fenerbahçe'li sevinmesin takım kabuk değiştiriyor diye. Eğer Fenerbahçe Aykut Kocaman ile yola devam edecek ise ve bu transferi Aykut Kocaman istedi ve yaptırdıysa işte o zaman Fenerbahçeliler geleceğe umutla bakabilir, zira bu transferler vizyon işidir. O vizyona sahip teknik adam takıma böyle oyuncular getiriyorsa heyecanlanmamak elde değil. 

Tüm bunlara rağmen sağı-solu tabanca gibi olan bir takımda 30 cm'den topu kaleye sokmaya aciz bir golcü varsa kanatları Messi-C.Ronaldo ile doldursanız da merhem olmaz yaranıza. 

Read more...

Bütün bunlar sadece 1 gol için mi?

11 Haziran 2010 Cuma

13 yıllık Aziz Yıldırım yönetiminde Fenerbahçe bir çok açıdan ilkleri gerçekleştirdi şüphesiz. Ancak bugün gelinen noktada kağıt üzerine sportif başarı yazıp alt alta toplamak gerektiğinde başkanın sınıfta kaldığı aşikar. 13 yılda 13 teknik direktör ve sadece 4 şampiyonluk harcanan paranın 2 milyar dolar olduğu söyleniyor. Dünya üzerinde onlarca ülkenin milli serveti Fenerbahçe'ye 4 şampiyonluk getirmiş.

Aslında Aziz Yıldırım harika başladı Fenerbahçe başkanlığına. Teknik direktör olarak Ancelotti'yi aldı getirdi Dereağzı'na idmanı izletti. İşte ne olduysa o gün oldu. Ancelotti takımın tesislerini yetersiz bulduğu için sözleşme imzalamadı Aziz Yıldırım müthiş bir ders aldı ve kulübün tesisleri bugünkü halini aldı. Şükrü Saraçoğlu gibi bir stada sahipse Fenerbahçe ve futbolcular Samandıra'da Barcelona şartlarında idman yapıyorsa ilk ışık Ancelotti'ye ait. Bu olay Aziz Yıldırım devrinin ilk kırılma anıdır.

2006 yılında Fenerbahçe bir travma yaşar ve son saniyede şampiyonluk kaçar.Aziz başkan uzun süre inzivaya çekilir ve harekete geçer.Takımın başına futbolcu ve insan olarak mükemmel olan teknik direktörlüğü ise bilinmeyen Zico getirilir.Bu ikinci kırılma noktası Fenerbahçe'ye 100.yılında şampiyonluk getirir, taraftarların bütünleşmesini sağlar ve kulübün tarihi yeniden yazılır. Şampiyonlar liginde gruptan çıkılır ve çeyrek finale kadar gidilir. Kimbilir belki Kezman boş kaleye gol kaçırmasa yarı final rüya olmaktan çıkacaktı ancak takımın başında Kezman'ı kaybetmektense şampiyonluğu kaybederim diyecek kadar oyuncularını koruyan bir devrimci vardı. Fenerbahçe Zico ile şampiyonluk yada avrupada başarıdan daha önemli şeyler kazandı en önemlisi saygınlık. Avrupanın önde gelen kulüpleri kadıköye geldiklerinde hayran olunan futbolcular ve teknik direktörler önce Zico'ya gider önünü ilikler saygı duyardı. Takım şampiyonlar ligi çeyrek finalinden Chelsea önünde elenir ve maçtan sonra Zico'nun farkı iki futbolcunun beyanatları ile ortaya çıkar. İstanbulda 2-1 kazanılan maçın rövanşı 2-0 kaybedilmiş moraller bozuktur Uğur Boral çıkar önce kameraların karşısına ve şöyle der '' biz gözümüzde büyütmüşüz, Chelsea'yi burada eleyebilirmişiz bunu öğrendik ve gördük hocamız bunu bize söylemişti ancak maçın stresiyle kulak verememiştik şimdi anladık hemde çok iyi'' ardından Joe Cole çıkar ve Fenerbahçe'nin ne kadar iyi takım olduğunu teknik açıdan iyi yönetildiğini ve oyuncu kalitesinden bahseder. Bu yenilgi Fenerbahçe'ye ligide kaybettirir ancak taraftar avrupa başarısı nedeniyle üzülmez tüm takımı ve Zico'yu bağrına basar. Bu devrim Aziz Yıldırım döneminin ikinci kırılma noktasıdır. Şampiyonluğu kaybeden takım ve teknik direktörü taraftar bağrına basar ve tek yürek hareket eder. Takım avrupa çapında saygınlık ve kalite kazanmıştır.

Sene sonu geldiğinde ise Aziz Yıldırım kaçan şampiyonluğun diyetini Zico'ya ödetir ve yollar ayrılır. İşte bu tarihten sonra Fenerbahçe kontrolsüz bir güç gibi yönetilir. Aragones gelir takımın başına Fenerbahçe tarihinin en kötü sezonlarından birini yaşar avrupadaki başarı tatlı bir anı olarak kalır. Sene sonunda ise Aragones kaçan şampiyonluğun diyetini öder ve işine son verilir ancak bu kez o kadar kolay olmaz işler. Zira Aragones yaklaşık 8 milyon euro tazminat alır Fenerbahçe'den. Bu kez Aziz Yıldırım'ın rotası 4 yıl önce Anelka, Appiah, Tuncay, Aurelio'lu kadroyu şampiyon yapamayan Daum'dur üstelik başkanın kendine güvenide tamdır ve 3 yıllık sözleşme imzalatır Daum'a sonuç dejavu...Trabzon maçı sonrası kaçan şampiyonluk...

Fenerbahçe kupalar da kaybetti parasını da kaybetti, nasıl mı? Aragones'e 8 milyon euro, saç baş yolduran kifayetsiz Güiza'ya 14 milyon euro ve nihayet 13.yılın şerefine 13.teknik adam dauma 8 milyon euro... 30 milyon eurosu çöpe giden takım oldu Fenerbahçe. Tabi 4 yıl içinde aynı travmayı ikinci kez yaşamak taraftarı böler ancak içi yanan yüreği kanayan 30 milyon eurosu çalınan Fenerbahçelilere yepyeni bir slogan aşılanır.Takım başarılıdır her kulvarda final oynamıştır bütün bunlar sadece 1 gol için mi?

Fenerbahçe, Ancelotti ile ilk kırlma anında tesisler kazandı.Zico ile ikinci kırılma anında Türkiye'de ve Avrupada saygınlık ve kalite kazandı. Bugün malesef Fenerbahçe kalite kaybetti. Takımın vizyonu, markası, gücü ve kalitesi bariz şekilde düştü.

Zico yardımcılarına 500 bin dolar zam istediği için başkanın hışmına uğradı ve kovuldu. Zico'dan sonra Fenerbahçe sokağa 30 milyon euro attı ve skandallara imza attı. Bütün bunlar sadece 1 gol için mi? diyenlere güzel bir soru: bütün bunlar sadece 500 bin dolar için mi?

Read more...

Patrick Vieira ve Manchester City

Manchester City 33 yaşındaki Patrick Vieira'nın sözleşmesini bir yıl daha uzattı. Manchini ondan kopamadı ve bir sezon daha uzattılar anlaşmayı. Arsenal'den ayrılması hatta premier ligi terketmesinin büyük hata olduğunu 32 yaşında anlayanlardan Vieira. Yeryüzünün en iyi ön liberosu olduğu günler çok geride kaldı. Geçen sezon City'ye sezonun ikinci yarısında katıldı. Tabi ne kattığı City'nin puan tablosundaki yerinden anlaşılıyor. Bu sözleşme City için parayı sokağa atmak anlamına geliyor zira Vieira FM tabiriyle en iyi zamanında değil. Sokağa atılacak çok parası olan Manchester City aynı zamanda maymun iştahlıdırda James Milner için Aston Villa'ya 28 milyon pound önerdiler. Bakalım 2010/2011 sezonunda para ile saadet olacak mı?

Read more...

Yaş 35 yolun yarısı değilmiş

Yolun yarısı demiş Cahit Sıtkı Tarancı 35 yaş için ancak bu yaşa gelip bu şiire itiraz eden bir terminatör var; Sol Campbell. 35 yaşındaki ingiliz oyuncu kariyeri boyunca 600'den fazla maça çıktı ve 73 kez milli formayı giydi. Kariyerinde 5 transfer yapan Campbell 2006 şampiyonlar ligi finalinde kariyerinin en güzel günlerini geçiriyordu. Finalde Barcelona karşısında takımını 1-0 öne geçirmiş ve Barcelona'nın saldırılarına direnmişti. Ronaldinho'yu mum gibi eritmesi hala dillerde. Ancak bu final Arsenal'de son sezonu oldu ve takımdan ayrıldı.

Arsenal'in tüm zamanlarda en iyi 50 oyuncusu arasında 15.sırada gösterilen Sol Campbell 4 yıl sonra tekrar yuvaya döndü ancak Wenger ilerleyen yaşı nedeniyle ona güvenemedi. Campbell şimdi bonservisi elinde bir oyuncu ve bu yaşına rağmen 3 talibi var. Celtic, Newcastle ve West Ham United Campbell için yarışıyor. Arsenal'e tekar dönüşünde premier lig için hatta şampiyonlar ligi için yeterli olduğunu gösterdi. Elinde bonservisi düşük maaş talebi ile Campbell kaçırılmaz bir fırsat ve müthiş bir tecrübe.

2006 yılında Campbell ile ilgilenen Fenerbahçe o tarihten sonra bu girişimi unuttu ancak bugün bile Fenerbahçe'nin defansı için doping etkisi yapar Campbell. Elbette sadece Fenerbahçe değil zirveye oynayan her Türk takımı için ve Türk futbolu için 35'lik Campbell en az 2 yıl üst düzey performans verir. Tabi biz ucuz ve brezilyalı olmadığı için düşünmüyoruz kendisini ülke olarak tıpkı 2006 yılında olduğu gibi.

Read more...

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP