Related Posts with Thumbnails

Hakemleri kim yiyor ?

18 Nisan 2010 Pazar

Geçtiğimiz hafta düzenlediği basın açıklamasında ''Hakemleri kimseye yedirtmem'' diyor Oğuz Sarvan haklı-haksız o ayrı ancak başkanı olduğu kurumu koruması elbette güzel. Geçtiğimiz hafta basın açıklamasında İngiltere premier liginden de bir örnek verdi Oğuz Sarvan. Manchester United-Chelsea maçında Chelsea'nin ikinci golü ofsayttı dedi. Kimse üstünde durmadı United 2-1 yenildi dedi. Haklı mı evet haklı sahiden de o pozisyon çok açık ofsayt olmasına rağmen maça damga vurmadı. İngiltere premier liginin doğasında var birazcık bu durum esasen. Sertlik, oyunun temposu takımlardan önce hakemlerin elindedir. Türkiye'ye bu örneği vurmak çok zor değil X bir maçı izlerken devre arası açın herhangi bir premier lig maçını içiniz yanacak göreceksiniz. Futbol adına görmek istediğiniz herşey var. Oyuncuları yöneten hakemler görürsünüz. Sanki belli bir format vardır ve her hakem uyar. Kararlarında bir standart vardır. Bizde ise sorun burada başlıyor. Cezasahası dışında faul çalınan bir pozisyona cezasahası içinde faul yani penaltı çalınmıyor. Bu durum büyük takımların derbi öncesi en büyük kozları. Elbette bir araştırma sonucu değil bu tespit ama gözlem diyelim buna; belki de dünyada en fazla oyunun durduğu maçlar Türkiye'de oynanıyor. Oğuz Sarvan'ın yada MHK'nın hakemlerini kimsenin yemeye niyeti yok ancak hakemlerin de kararlarında bir standardı bulması lazım artık. MHK futbolu yiyor ama hakemleri sofrada sanıyor. Oyunun sık sık durduğu, kararların standarttan uzak olduğu, oyunun temposuna gidişine tek faydası olmayan hakem yönetimleri izliyoruz. MHK nezdinde sayın Oğuz Sarvan premier ligi hiç izlemiyor mu acaba ne dersiniz?

Read more...

Mustafa Denizli'den Ferguson olur mu?

10 Nisan 2010 Cumartesi

Geçtiğimiz günlerde spor medyasına yansıdı bu benzetme. Denizli'nin sözleşmesini uzatmak isteyen Beşiktaş yönetimi bazı ayrıcalıklar sunacakmış hocaya ve bunlardan biride Ferguson modeliymiş yani ingiltere premier ligi menajerlik sistemi. Mustafa Denizli transferlerde tam yetkili olacak gidecek alacak gelecek. FM 2010 gibi düşünün, hani şu Fenerbahçe'nin Aykut Kocaman'a bile yaptıramadığı sistem yani. Bu sistem bir yana Mustafa Denizli'den Ferguson olur mu? iki teknik adamı karşılaştırdığımızda ikisinin ortak yönlerini ele alırsak ikisi de inatçı. Transfer yapalım para var dersin yapmaz. Birisi Ekrem'i sağ bek sağ açık, sol açık yapar, diğeri O'shea'yi stoper, ön libero ve sağ bek yapar. İkisi de gündemi belirlemeyi sever.Sene başlarında bile şampiyonluk yarışı ile ilgili tahminler yaparlar, puan hesapları yaparlar. Bu kadar benzerliğe rağmen Denizli'den Ferguson olur mu? Türkiye'de süpermen olmayı seven başkanlar yöneticiler varken Denizli'den Ferguson olmaz elbette. Tüm bunlar bir yana Türkiye ligindeki en iyi ön liberoya sahip(ernst) en iyi stopere sahip (ferrari) bobo gibi sahada yürüse de her an gol atabilen gol şansı yüksek bir golcüye sahip, holosko gibi sıradışı bir top sürme gücüne sahip, yusuf gibi teknik bir güce sahip oyuncu topluluğunu depremlere rağmen ligin zirvesine oynatamaması garip. Kimse Beşiktaş şampiyonluğun en büyük adayı demesin. Rakiplerine göre çok büyük avantajları olan bu kadro aslında Denizli'nin birazda Ferguson'a benzerliği yüzünden 1.mi 3.mü olacağı belirsiz bir kadro. Evet Beşiktaş şampiyon da olabilir ancak bu kadronun şampiyonluk turu atamamasının nedeni de zaten Mustafa Denizli'nin Ferguson'a benzemesi değilde nedir. Birisi İngiltere'de, diğeri Türkiye'de aynı durumda tereddüt ve sükunetle ligin sonunu bekliyorlar. Mustafa Denizli'den Ferguson olur mu ? son tahlilde karar sizin.Bunu düşünürken Mustafa Denizli'nin bir zamanlar ''Türkiye'nin Ferguson'uyum'' dediğini aklınızın bir köşesinde tutun.

Read more...

Manchester United nereye koşuyor

Hani adettir iki başarısız sonuç alan takıma sorulur nereye koşuyor diye ya bu adetimizi bilse İngilizlerde sorardı Ferguson'a mutlak. Ronaldo'nun etinden sütünden faydalanıp alınan şampiyonluklar bazı şeylerin üstünü çok güzel şekilde örttü. Kadro zaafiyeti görmezden gelindi. Bugün Rooney olmadığı zaman United herhangi zorlu bir maça favori çıkamıyor. Forma gücü ile gelinen nokta bile şaşırtıcı. Chelsea mağlubiyeti bu sezon Old Trafford'daki ikinci mağlubiyetleriydi. Yarı sakat Rooney ile Bayern karşısına şampiyonlar liginde yarı final için çıktılar ama parlamaları çabuk geçti. United bir maçta 3-0 önce geçecek ve o takım Old Trafford'tan zaferle çıkacak ! düşünmesi bile ürkütücü ama gerçeğe dönüştü. Bayern karşısında sahadaki Giggs, Neville ve Scholes'un yaş toplamları 106 bunların yanında 39 yaşındaki Van Der Sar'ı da düşününce akıllara Milan geliyor. Oyunun rengini değiştirecek silahları kalmadı. Parasal yönden sıkıntı olmadığını belirtiyor David Gill ancak yine de Ferguson iskoç inadını sürdürdü ''biz böyle iyiyiz abi'' dedi ve sonuçta premier ligde zirveden aşağı düşen United şampiyonlar ligini kendi evinde üstelik 3-0 öne geçmesine rağmen kaybetti. Bakalım inatçı iskoç bundan sonra nasıl bir yol izleyecek koşmak için.

Read more...

Lig Tv'de değişim hareketleri

Lig Tv son zamanlarda çoğu radikal olan kararlar aldı. Erman Toroğlu olayına girmek değil elbette amacım zaten enine boyuna gereksizce tartışıldı bu konu. Artık maç yorumları ve maç sonrası yayınları düzenlemenin zamanı gelmişti ki Ligtv yönetimi de bunun farkına vardı. Ligtv bünyesinde futbol maçlarını anlatan iki popüler isim Melih Gümüşbıçak ve Melih Şendil işlerini Ercan Taner tadında yapabiliyorlardı zaten ancak format gereği yanlarına aldıkları eski teknik direktörler futbolcular yayını da maç zevkini de bozuyordu. Çoğu çay kahve içerken birşey demek için birşeyler söylerdi. At yarışı yorumlar gibi son maçını yenmiş yener, gol atmış atar gibi kısır bilgiler yorumlar yapılıyordu. Futbol takımları gelecek yılı kurtarmak adına bir yılı heba eder ya zirveden olunca Ligtv de bu yola başvurdu. Maçları diğer spikerler ile dönüşümlü anlatıyorlar maç sırasında maçı anlatan spikere diğer meslektaşı yorumlar ve istatistiki bilgilerle yardımcı oluyor. Bu şekilde maç anlatma heyecanı vermekten çok uzak olan Ligtv spikerlerinin gelişimini de görüyoruz. Taraflı gözükme korkusu yüzünden Türkiye ligi maçlarında bir tereddütleri var aşikar ancak anlattıkları premier lig maçları da izlenir ve dinlenir oldu. Ligtv de böylece teknik direktör pazarlama yaftasından kurtulmuş oldu. Birde maç içindeki grafikleri değiştirebilseler şöyle avrupai bir dizayna gitseler ya diyor insan...

Read more...

Bir futbol kulübü olarak Tottenham

9 Nisan 2010 Cuma

İngiltere Premier liginde her zaman ön planda olmayı başarmış takımlardan biridir Tottenham. White Hart Lane'de buluştuğu taraftarlarına her daim güzellikler sunmaya çalışmış bir takımdır. Son yıllarda önemli golcüleri premier lig sahnesine çıkarmış Defoe,Keane transferlerinde olduğu gibi garip bir transfer yöntemi de gütmüştür. Son yıllarda ligi götürmek yerine 4.olmak için hedef koyan bir takım olmuş olsa da Tottenham her zaman saygı duyulan bir takım olmayı başarmıştır. Tüm bu sportif başarı yada başarısızlıklar bir yana Tottenham kulübü futbol takımını premier lig devam ederken tam kadro toplayıp Haiti'ye götürmüş ve depremden sonra sağ kalan çocukların psikolojilerini düzeltip bir futbol kulübünün sosyal açıdan önemini göstermiştir tüm dünyaya. Kaleci Gomes'e penaltı çeken 7-8 yaşındaki ne olduğundan habersiz o çocukların mutluluğu bir kez daha gösteriyor ki 'futbol asla sadece futbol değildir'..

Read more...

Yeter Keita

Transfer edildiğinde yarattığı etkiyi sahada yansıtamayan Galatasaray'lı futbolcu diye tanımlamak yetmez onu. Sene başındaki fark yaratmaya çalışan oyunu çok kısa sürede her ikili mücadelede rakibe çaktırmadan tekme atmaya, sille atmaya ve hatta yumruk atmaya kadar gitti. Fenerbahçe derbisinde başlamadı herşey, yani herşey Carlos'a attığı yumrukla başlamadı. Keita sezon sonu gelirken attığı 5-6 golden başka birşey verememenin acısını her hafta birinden çıkarmaya çalışıyor. Avni Aker, Kadıköy yada herhangi bir stat farketmiyor. İkili mücadeleye girdiğiniz oyuncu eğer Keita ise kendisine yaptığınız en ufak müdahele de dahi G3 piyade tüfeği ile vurulmuş gibi reaksiyonlar vermeye başlıyor. Bu ülkede ayağına vurulunca kafasını gözünü tutan adam çok gördük ama Keita'nın bu ligde kolaylıkla fark yaratacak potansiyel yeteneğini göstermek yerine rakiplerle kavga etmesi gibi bir vakaya belkide ilk kez şahit oluyoruz. Sivas deplasmanında Hayrettin ile yaşadığı pozisyon için hiç kimse Keita suçlu yada masum diyemez. Fanatizm gözlüklerini atan her Galatasaraylı da bu gerçeği görebilir. Yabancı transferlerde nokta atışlar yapmaya başlayan Galatasaray yönetiminin taraftarına sembol bir örnek olarak sunduğu Kewell varken Keita'yı en azından kötü örnek olmaması adına uyarması yapılacak hayat kurtaran ilk müdahelelerden birisi olacaktır. Barış Özbek'in Sivas maçında adam öldürmeye teşebbüs hareketine benzer bir hareketi yakında Keita'dan görürsek şaşırmamak gerekir.

Read more...

Messi 6-0 C.Ronaldo

El Classico'ya kısa bir süre kala Barcelona medyası psiklojik yöntemleride es geçmemiş ve birbiriyle sık sık karşılaştırılan bu iki oyuncunun derbi gol sayılarını araştırmış. Barcelona formasıyla Real Madrid'e 6 gol atan Messi zaten şu sıralar dünyanın dilinde. Ronaldo ise ne Manchester United'ta ne de Real'de Barça ağlarını havalandıramamış. Herkesin bildiği gibi Ronaldo'nun bu maçtaki tek isteği 4 gol atmak olacaktır. Kendi sahasında belkide 1 ay sonra Şampiyonlar Ligi kupasını kaldıracak olan bu takıma Real Madrid ve Ronaldo ağır bir tokat vurmak isteyecektir. Ramos ve Arbeloa'nın performansları Ronaldo'nun performansının önüne geçebilir zira Messi bu sıralar eve bile adam çalımlayarak gidiyor olabilir. Atan galip tadında bir maç olması olasılığı yüksek. Her iki takımın da 77 puanı var ve iki testiden birisinin kırılma zamanı geldi gibi gözüküyor. 3.Valencia'ya 20 puandan fazla fark atmaları insanı düşündükçe üşüten bir durum. Bu maç ne Messi'nin 4-5 gol atacağı ne de Ronaldo'nun uzaktan 7 gol atacağı bir maç olmayacak elbette ancak son günlerde vites büyüten oynadığı maçlarla futbol aşkını alevlendiren Barcelona ile kendi sahasında ki finali kaçıran Real Madrid'in tüm gücünü takım halinde ortaya koyacağı bir maç olacaktır. Her ne kadar perde önünde sürekli Ronaldo ve Messi olsa da bu muhteşem gecede perde arkasındaki Kaka, Higuain ile birbirinden ayrılmayan lezzet ikizleri Xavi - İniesta gibi isimler maçı çok farklı bir yere götürebilir. Oyuncuların kalitesine bakınca her türlü tahmini yapmak kolay ancak işi teraziye dökersek Real Madrid için alacağı 1 puan bile avantaj gözüküyor. Takım oyununda nirvana yapan Barcelona, karşısında maç kazanmak, maçı çevirmek ve intikam duygularına sahip bir Real Madrid bulacaktır. Bu maç geçen yıl ki hezimetin rövanşı olacak mı ? bunun cevabını da Messi ile Ronaldo vereceklerdir.

Read more...

Yokluğunda buldum seni

Wayne Rooney bu yıl Manchester United'ın en büyük silahı oldu. Sene başında Ronaldo yoksa ben varım diyen adamdı ya hani bıyığım yok ki sözüm dinlensin türünden bir çıkış olmuştu bu. Capello, Rooney dedi bu kez çok iyi olmayan bir şekilde. İngiltere milli takımının golcüsünün gol ortalaması bu kadar düşük olmamalı diyerek. Sezona fırtına gibi başladı Rooney. United'ı aldı götürdü adeta. Bugün sakatlığında ''bütün İngiltere Rooney'e dua etmeli'' denir oldu ardından. Rooney bu patlamayı nasıl yaptı? Aslında cevabı zor bir soru değil bu. Ronaldo üstüne değil takım oyunu üstüne kurulu bir düzende hırsı, potansiyeli ile buralara geldi Rooney. Son üç sezon ligde 14-11-12 golü olduğunu görüyoruz. Bu yıl ise bitime 5 maç kala 26 gole ulaştı. Rooney'in bu çıkışında Ferguson'un takımı soyup soğana çevirmesi de varsa da Rooney'nin hakkını da vermek lazım. Bu sezon bir maçta 4 gol atmak dahil bir çok kişisel rekoru kıran Rooney'nin sakatlığı geçti ancak yokluğunda United belki de şampiyonluğu kaybetti.

Read more...

Messi yılı

5 Nisan 2010 Pazartesi

Barcelona ile Manchester United arasında oynanan son Şampiyonlar Ligi finalinde C.Ronaldo boynu bükük bir şekilde madalyasını alırken yoğun bir Barcelona nefreti hissetmiş ve iyice yıkılmıştı. Barcelona taraftarı Messi'ye olan çılgın hayranlıklarını Ronaldo'ya nefret kusarak göstermeye başlamışlardı. İşte o sırada Ronaldo tüm Barcelona tribünlerine bir bakış attı. O bakışın adı seneye görüşürüz oldu ve Ronaldo Barcelona taraftarının en büyük düşmanı ve rakibi oldu. Artık onu Messi ile kıyaslamak daha mantıklıydı çünkü aynı ligin iki büyük takımlarındaydılar. La Liga'yı sürklase etme konusunda ısınma turuna başlayan Ronaldo 2'şer, 3'er goller atmaya başlamıştı ki Nou Camp akşamlarında Messi rüzgarları esmeye başladı. Barcelona gibi bir futbol masalının baş kahramanı olmakla kalmadı Vatansever filmindeki Mel Gibson oldu. Sezonun 30.haftası geçilirken tüm maçlarda 31 gole ulaştı. Büyük avrupa takımları bile 3 maçta 6 gol atamazken küçücük Messi bunu 3-4 günde yapmaya başladı. Şüphe götürmez ki futbol yerine farklı birşey bulup onu oynayan Barcelona'da ele başı Messi. Her yıla bir isim verilir ya hani 2010 yılı daha bitmeden Messi'nin yılı olacak gibi gözüküyor. C.Ronaldo'nun La Liga'ya katılması ve Barcelona'ya diklenmesi anlaşılan Messi'yi ateşledi. Barcelona maçları Pes 2010 maçlarına döndü.2010 kültür başkenti İstanbul reklamlarını izlerken, 2010 Messi yılı reklamlarıyla karşılaşırsanız şaşırmayın. Muhtemelen Messi yine inanılmaz şeyler yapmıştır.

Read more...

Merhaba...

Uzun bir aradan sonra bu satırları yazıp yazmamayı çok düşündüm. Günlerdir heyecanlı bir ikilem yaşamaktaydım ki kararımı verdim. Gündemi kendi kendimle konuşup tartışmaktansa bu blogun değerli okurlarıyla paylaşmaya karar verdim. Herkese özlem dolu bir merhaba diyorum. Futbol gündeminden uzak kalmak, futbolu seven birisi için en büyük işkence yöntemi olsa gerek. O işkenceye maruz kalmayanlardanım henüz. Uzun bir aradan sonra sizlere merhaba dediğim bu satırlar hakkında her türlü görüş ve önerilerinizle, daha arzulu ve istekli olmak en büyük gayem. Tüm futbolsever dostlarıma kardeşlerime MERHABA...

Read more...

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP