Related Posts with Thumbnails

Boka !

30 Aralık 2010 Perşembe



Yeri gelmişken hatırlamakta fayda var....

Read more...

Ne kavgam bitti ne sevdam

29 Aralık 2010 Çarşamba

Manchester United sizi kulüp olarak rahatsız edecek bir çok özelliğe sahiptir. Mesela küme düşmeleri, resmi şikeleri, hakemlere ve federasyona en çok saldıran kulüp olmaları bir yana kadrolarına bakıp sonra da puan durumuna bakınca 2 maçları eksik olmasına rağmen namağlup liderliklerini görmek bile sizi rahatsız edebilir. Ferguson iki hafta önce Chelsea için; Bizim kadromuz yeterince derin ancak Chelsea için aynısı geçerli değil demişti. Haksız da sayılmaz. Chelsea'nin kan kaybetmesinde kadro zaafiyeti uzak ara etkili sebep. Geçen yıl 1 puan farkla kazandıkları şampiyonluk Chelsea için bir uyarıydı. Önemli isimler en iyi dönemlerini yaşamış kadro zaafiyetini unutturmuştu. Bosingwa, Carvalho, Deco, Ballack, Joe Cole gibi oyuncular muhtelif sebeplerle yeni Chelsea'de yoklar ve yerleri fena halde boş. Bu kısa değerlendirmeyi bir kenara bırakalım şimdilik. Girişte United'ın itici yanlarına değinmiştim. Bu takımı tutkulu şekilde sevmeniz için de geçerli sebepler var. George Best, Eric Cantona, Ryan Giggs, Alex Ferguson gibi ama en önemlisi sadık taraftarı gibi. Geçen yıl Glazer'ları öyle sert protesto ettiler ki zaman zaman sahada oynanan futbol ve skor onlar için 2.plana düştü. Garry Neville; Taraftarımızın tepkisine saygı duyuyor ve katılıyorum ancak ölçüsü kaçan protestolor nedeniyle çoğu maçta oyundan düştük ve puan kaybettik diyor. Kim bilir belki de berabere kalınan bir maçta alınacak galibiyet onlara şampiyonluğu getirecekti. Bu yıl United lider ve taraftarları motive edecek bir durum daha var. Artık tabelada hemen arkalarında ezeli rakip City var. Ancak onlar yine Anti-Glazer diyor. Şu an bile konuştukları en önemli şey yeni tişörtlerinin ne kadar güzel olduğu. Tepkilerine saygı duyan ve destekleyenlerin tarafındaysanız 9,99 € vererek bu tişörte sahip olabilirsiniz. 

Read more...

Ya Tevez giderse ?

25 Aralık 2010 Cumartesi

















Günlerdir tüm Avrupa futbol gündeminin ilk maddelerinden Tevez gidecek mi? sorusu. Tevez'in isteği Şampiyonlar liginde takımını üst turlara çıkarmaktı tüm yıl kendini buna hazırladı diyor menajeri. Her ne kadar Mancini ile geçen yıla göre daha da iyi olsalar da Şampiyonlar liginin gediklisi olacak bir görüntüleri yok. Bana verilen sözler var ve tamir edilemeyecek kalp kırgınlıkları var artık City'de durmam demişti Tevez. City yönetimi kapı gibi sözleşmen var dedi kibarca Mancini devreye girdi olay şimdilik tatlıya bağlandı gibi. Ancak Tevez kalsa da gitse de değişmeyecek tek şey 'Büyük Manchester City' projesi.  Her City'linin gönlünde yukarıdaki kadro yatıyor. Yönetici, taraftar farketmiyor onların tek isteği 'Büyük Manchester City' projesini gerçekleştirmek. Bu yüzdendir ki takım 2-3 yıldır büyük Manchester City çöplüğüne dönüştü. Yukarıdaki kadroda kimler mi var. Pirlo, Xavi, Iniesta, Ronaldo, Messi, Mesut Özil, Torres, Pato, Hamsik, Buffon,Gerrard, Robben, Forlan, Ribery, Ljungberg, Fabiano, Drogba, İbrahimovic ve bir çok sürpriz sanatçı. 

Read more...

Ferguson & Beckham

Alex Ferguson ve David Beckham Manchester United tarihi kitabına katkı yapan isimler. Manchester United efsanesi denen bir şey varsa bu iki ismi dışarıda bırakamazsınız. Söz konusu olan Ferguson ve Beckham olunca 22.04.2003 tarihinde Real Madrid ile Old Trafford'da oynanan Şampiyonlar Ligi Çeyrek Final rövanş maçı asla unutulmaz. İlk ayağı Santiago Barnebau'da 3-1 kaybedilen maç öncesi United camia olarak birleşmişti. Ancak maç öncesi Ferguson ve Beckham arasında yaşanan tartışma hatta Beckham'ın Ferguson'a kramponlarını fırlattığı iddiası takımın motivasyonunu bozmuş, Ferguson da sağ açıkta Beckham yerine W.Brown ile başlamıştı. Bize Ronaldo'nun ne kadar büyük bir golcü olduğunu da ispatlayan o maçın son bölümünde oyuna giren Beckham 2 gol ile takımını ateşlemişti. O sezon sonu Beckham takımdan ayrılıp Real Madrid'in yolunu tutmuştu. Sonrası malum, artık Amerika'da. Son iki sezondur Amerika'da futbol sezonundaki takvim farklılığı nedeniyle Arsenal ile antrenmanlara çıkar, fırsat buldukça Milan'da oynar Beckham. 35 yaşında ve hala milli takım ümidi var. İngiltere'nin mevcut kadrosuna bakınca haksız da sayılmaz. Amerika'da yine ligin ilk yarısı bitti ve Beckham formda kalmak için Avrupa'da oynamak istiyor. İngiltere'de Manchester United'dan başka takımda oynamam diyen Beckham için Arsene Wenger; Elbette onun gibi bir oyuncuyu transfer etmek isterim ancak o bölgede bir oyuncuya ihtiyacımız yok cevabını veriyor. Ferguson ise 35 yaşında bir oyuncuyu kadroya katmanın doğru olmadığından dem vuruyor. Oysa Ferguson L.Blanc'ı Old Trafford'a getirdiğinde Blanc 35 yaşındaydı. Larsson 35, kaleci Andy Goram 36 yaşında Ferguson tarafından United'a transfer edilen diğer oyuncular. Ferguson'a göre tek dezavantaj Beckham'ın yaşı. Demek ki 2003 yılında ortaya atılan iddialar gerçeğin ta kendisiymiş dedirten bir detay. 


O unutulmaz maçı hatırlamak isteyenler için link burada.
Real Madrid'in 3-1 kazandığı Figo'nun harika bir gol attığı maç ise burada

Read more...

Kendini bilmek

24 Aralık 2010 Cuma

Arsene Wenger naif adamdır. Ekonomistliği de vardır. İngiltere'nin en güzel renklerindendir. Menajerlik oyunlarında bile zor sabrettiğiniz çocukları adam eder, Fabregas yapar. Arsenal deyince akla ilk o gelir. Takımın önüne geçen hocalardan biridir nazarımda. Premier ligde şansı çok yaver gitmez ancak premier ligde en güzel futbol oynama deyince aslan payı onundur. Malum Chelsea tökezleyince İngiltere'de zirve karıştı. United lider olunca adettir bir-iki futbolcusu sağa sola laf atar. Bu seferki ucuz kahraman Nani olmuş ve şampiyonlukta bizi zorlarsa Chelsea zorlar demiş. Tabelaya bakınca 2.sırada iyi bir yıl geçiren Arsenal'e biraz haksızlık yaptığı aşikar. Bunu Wenger kendine yakışır şekilde yorumlamış. ''Bugüne kadar 1600 maça çıktım ama şahsen kimin şampiyon olacağını bilmiyorum. Eğer Nani bunu biliyorsa benden 1600 kez daha akıllıdır''. Bu güzel cevabın üstüne ''kendini bil kendini sen kendini bilmezsen bildirirler haddini'' demek düşer ancak en güzelini Yunus Emre söylemiş;

İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır

Read more...

Bojan ve Barcelona

21 Aralık 2010 Salı

Son günlerde tüm Dünya gözlerini adeta dikmiş Barcelona'yı izliyor. Barcelona cephesinden de her gün bir açıklama geliyor. Guardiola, Xavi, Iniesta, Villa açıklamalarında hiç bu seviyeye çıkmadıklarını ve çok farklı bir seviyede futbol oynadıklarını söylüyor. Örneğin Xavi 13 yıldır bu takımda ve ''İlk defa böyleyiz'' diyor. Futbolun kadro derinliğinden çok kadrodaki oyunculara verilen değerden ibaret olduğuna güzel bir örnektir Barça. Bir çırpıda sayacağınız Busquets, Bojan gibi oyuncuları Türkiye'de belki de hiç bir büyük takım taraftarı takımına yakıştırmaz. Ancak her hafta merakla izlenen Barça'da onların da büyük emekleri var. O emek verenlerden biri de Bojan Krkic. 20 yaşında ve Barcelona ile 5 yıllık sözleşme imzaladı. 2015'e kadar Barça'da. İspanya'da adettir bir de serbest kalma maddesi eklenir ya sözleşmelere, Bojan için bu bedel 100 milyon euro olarak belirlenmiş. Ronaldinho'nun dünyadaki tüm futbolseverlerin cep telefonlarına gönderdiği fantastik hareketler videolarının ayyuka çıktığı dönemlerde Messi, Dos Santos ve Krkic çıkmıştı piyasaya. Messi, Ronaldinho'yu sildi. Bojan da Dos Santos'u sildi. Santos kaybolup gitti, yolu buralara kadar düştü. Bojan ise kazananlardan. Kim bilir belki de Bojan gibi oyunculara sahip çıkan ve değer katan Barcelona asıl kazanan.

Read more...

Yunus Yıldırım çalıyor !

19 Aralık 2010 Pazar

Eğer Türkiye liglerinde zirveye oynayan takımlardan birinin taraftarıysanız, Yunus Yıldırım'ın yönettiği/yöneteceği bir maçtan önce yada sonra mutlaka bu cümle aklınıza düşer. Yunus Yıldırım Türkiye liglerinde ilk kez bir Diyarbakırspor-Fenerbahçe maçında tanınmıştı. Takdir toplamış Ege bölgesi hakemleri sıralamasında üstlere çıkmıştı. Lakin köprünün altından çok sular aktı ve Yunus Yıldırım insanları çileden çıkartan bir hakem oluverdi. Dün oynanan Fenerbahçe-Sivasspor özelinde değerlendirelim konuyu. Yunus Yıldırım verdiği ve vermediği kararlar ile sahada yer alan 22 futbolcuyu en az 2 kere çileden çıkartmayı başardı. Soğukkanlılığıyla tanınan Alex De Souza bile çileden çıkıp rakibine fiziksel müdahelede bulundu. Saha kenarında Rıza Çalımbay ve Aykut Kocaman da çoğu kez hakemi anlayamadı. Tribünleri çileden çıkardı.  Maç başına 30 faul çalıyor ama yönettiği son 98 maçta 2 penaltı çalıyor bu durumu anlayamıyorum. Ceza sahası dışındaki faul uygulaması ile ceza sahası içindeki aynı değil. Üstelik bu hakem köşe gönderlerindeki önemsiz bir atışın yeri için kıyamet koparan bir hakem diyen Uğur Meleke'yi de çileden çıkardı. Spor yazarlarının ortak noktası şu : Yunus Yıldırım çalmıyor !  Hayır Yunus Yıldırım çalıyor. Rakibine yumruk atan Mehmet Topuz'a kırmızı kart vermeyerek üstelik olayda arabulucu görevi üstlenecek kadar yakın iken çaldı. Fenerbahçe'nin penaltılarına devam derken çaldı. Ceza sahası dışında faul olarak yorumladığı pozisyonların daha serti ceza sahası içinde olunca devam diyerek çaldı. Volkan Demirel'in kendi cezasahasının hemen dışında kullandığı bir faul için 30 metre depar atıp  ''Topu 15 cm daha geriye koy öyle başlat'' diyerek çaldı. Gökay İravul'a atılan kasti tekmeyi yorumlarken çaldı. Bu maçı 3-4 sarı kart ile kapatarak çaldı. Bundan sonra çıkacağı herhangi bir maçta da çalacak ! Bu maç şampiyonu yada küme düşmeyi belirleyen bir maç olsa ne olacaktı ? Yunus Yıldırım Türk futboluna bir hakem olarak nasıl ve ne şekilde hizmet ediyor. Sahada mücadele eden insanların emeğini çalarak mı? Kimse Yunus Yıldırım çalmıyor demesin. Yunus Yıldırım çalıyor hemde renk ayırmadan çalıyor... 

Read more...

Javier Pastore ne kadar iyi ?

16 Aralık 2010 Perşembe

Football Manager oyunu futbolu seven önemli bir çoğunluğun favori oyunudur. Oyundaki güzelliklerden birisi şudur. İlgilendiğiniz genç ve başarılı oyuncunun profilinde en az 5 Avrupa takımının ilgisini görürsünüz. Hoş teklif de yapmazlar çoğu kez ya insanı üzerler. Pastore'nin kariyeri de buna benzemekte. Pastore Palermo'ya imza atmadan önce profilinde ilgilenen takımlar Manchester United, Porto, Milan ve Chelsea olarak gözüküyordu. Palermo'ya sadece 8 milyon euro'ya imza atan genç Arjantinli 21 yaşında ve İtalya'da bir hat-trick'i de var. Pastore'nin kariyerine baktığımızda Palermo'da ikinci yarı sahaya sürülen bir oyuncu olduğunu görüyoruz. Dünya Kupasında da bulduğu, bu küçük şansları iyi değerlendirdi. Bu topraklardan birine benzetecek olsam aklıma düşen ilk adam iyi bir Yusuf Şimşek olurdu. Pastore'nin Yusuf'tan fazlası daha hareketli olması. Biraz parlayan ve tanınan futbolcuların büyük konuşması adettir. Pastore bu konuda iyi bir eğitim aldığını gösteriyor. Arjantinli olması ve kadife ayaklara sahip olmasından mütevellit çokça ''Messi'' sorusu ile karşılaşan Javier Pastore bu konuda görüşünü kendisine yakışır şekilde yapıp gönüllerde taht kuruyor. ''Messi'den iyiyim. Ama sadece PlayStation'da... ''


Read more...

Barcelona'nın rekorları

13 Aralık 2010 Pazartesi

2005-2006 sezonu Şampiyonlar ligi finali belki de bugünkü Barcelona'nın atasıydı. En iyi zamanında Ronaldinho, Campbell'ın sıkı markajında kaybolmuş, oyuna sonradan giren Juliano Belletti maçı çeviren isim olmuştu. Bu sezon izlediğimiz Barcelona'nın oyun ve sistem olarak nerelere geleceği aslında o günlerden belliydi. Bir bakıma Ertem Şener'in 'Belletti, golü atacağını belli etti' vecizesi gibi. Barcelona bugün ortaya koyduğu oyun ve sistemin en olgun dönemindeydi. Kangren olan organları kesip yollarına devam ettikten sonra takım içi ilişkiler aile ortamına benzedi adeta. Bugün her Barcelona maçından sonra rekorlar kitabında yeni bir sayfa açılıyor. Bu başarının arkasındaki en önemli güç 'takım olma olgusu' şüphesiz. Barcelona bugün R.Sociedad'ı konuk etti ve maçı 5-0 kazandı. Barcelona bugün R.Sociedad karşısında tam 938 pas yaptı ve La Liga rekoru kırdı. Messi'nin günlüğü de doluydu bugün. Günü iki golle kapattı. Attığı ikinci gol ise şaşırtıcıydı. Tüm altıpası paralel şekilde geçip topu köşeye bırakması sonucu atılan bu gol bilgisayar ortamında simüle edilse amatör yapay zekaya karşı oynuyor hissi verdirirdi. Golü attığında bilanço 4 rakip defans 1 kaleciydi. Messi bu akşamki golleriyle 2010 yılındaki gol sayısını 41'e çıkardı. Barcelona kariyerindeki gol sayısı 154 oldu. Son 71 resmi maçta ise 70.golü. 
Not : Messi 23 yaşında ! 

Read more...

Para, Şike işte FIFA !

10 Aralık 2010 Cuma


İngilizler bazen yenilgiyi kabul edemezler.. Tevekkeli değil ''Bir işe Türkler gibi başlayıp, İngilizler gibi tamamlayacaksın'' demeleri. 

Read more...

Ajax ve dejavu

9 Aralık 2010 Perşembe

Futbolda başarının tek karşılığı kupa kazanmak değildir. Liverpool, Arsenal gibi takımlar uzun yıllardır başarı yakalayamıyor ama her zaman başarılı ve elit kulüp listelerinde zirveleri zorluyorlar. Bu takımların bu konudaki sırrı oynadıkları futbol ve taraftar gücü olsa da asıl nedeni geçmişteki başarıları. Geçmişi parlak son yılları karanlık olan kulüplerden birisi de Ajax. 1900'de kurulan Ajax 95 yılda; 25 Hollanda şampiyonluğu, 4 Şampiyonlar Ligi, 12 Holanda kupası, 2 kıtalararası şampiyonluk, 1 UEFA kupası, 1 Kupa galipleri kupası, 2 süper kupa kazanıyor. Bu görkemli başarıların arkasındaki isimler ise tartışmasız saygı duyulacak futbol yıldızları. Geçmişten günümüze bu kulüpten Cruyff, Van Basten, Rijkaard, Seedorf, De Boer kardeşler, Overmars, Van Der Sar, Kluivert, Bergkamp, Zlatan gibi yıldızlar ve niceleri gelip geçmiştir.  Ajax periyodik olarak önce bu kuşağı kaybetti ardında da bu başarıları. En son Avrupa zaferini 1995 yılında yaşadılar. Hollanda'da aldıkları son şampiyonluğun üstünden 6 yıl geçti. Herşeye rağmen Avrupa kupaları nazarında etkili istatistikleri halen onları hatırlatıyor. Ajax bu gece San Siro'da Milan'ı 0-2 yendi. Bu galibiyete dejavu diyebiliriz, çünkü  Ajax İtalya'da en son galip geldiğinde yıl 1994, rakip yine Milan skor ise yine 0-2'ydi. Bu küçük istatistik bile Ajax'ın son 15 yılda nereden nereye geldiğini gösteriyor.

Read more...

El Clasico sonucu : Bir devir sona erdi !

7 Aralık 2010 Salı

Çok değil daha 10-15 yıl önce oyunun herhangi bir nedende dolayı durduğunda sahaya atlayan foto muhabirlerini, spikerleri görürdük. Maç içerisinde hakemlere mikrofon tutanlar, taç atan oyuncuya mikrofon uzatanlar vardı. Bu oldukça garip günleri geride bıraktık ve günümüz futboluna geldik. Bir devir kapanmıştı. O dönemlerden bize kalan bu olaylar kadar Dünya kupalarının ve kulüp takımlarının unutulmaz yıldızlarıydı. 29 Kasım Pazartesi oynanan El Clasico da girişte bahsi geçen durum gibi bir devri sona erdirdi. 29 Kasım El Clasico'su dünyada defansif orta saha mesleğinin bittiği gündür. Artık bu yeni dönemde lider Xavi önderliğinde Iniesta, Fabregas, Gerrard gibi adamların arkasında sağında çapa görevi görecek bir oyuncu ihtiyacı ortadan kalkmıştır. Bu dönemde Mert Aydın'ın ''Herhangi bir Anadolu takımında bile oynatmazlar'' (dilinden anlamazlar manasında) dediği Sergio Busquets bile aranan adamdır. Lassana Diarra, M.Diarra gibi tek işi defans yapmak olan adamlar artık orta sahaları işgal etmeyecektir. Bu yeni çağda ne kadar Essien isen o kadar iyi olacaksın. El Clasico bizlere topa sahip olmanın, onu efektif kullanmanın ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Orta sahasını yeni çağa göre kuran Barcelona topa sahip olan, oyunun iki yönünü de oynayabilen, mükemmel bir merkez tarafından komuta edilen bir takım görüntüsündeyken, Orta saha diye baktığımızda kadrosunda çapalar yer alan Real Madrid çaresizce rakibini izledi. Yıllardır özlenen Makalele yerine artık onlar da yeni çağ futboluna ayak uydurup efektif orta saha oyuncularına döneceklerdir. Mascherano'nun kadroya girememesinin de başka nedeni olmasa gerek. Öngörüm şudur ki: Yakın gelecekte bu tip oyuncular dünyanın en değerli oyuncusu olacaklardır. El Clasico gibi bir maçta 110 pas yaparak La Liga rekoru kırmak, aldığı her topu efektif kullanmak gibi özellikleri olan Xavi: ''Futbol topu bildiğim tüm oyunculardan daha hızlı'' diyor ve akıllara ünlü futbol filmi GOAL'ü getiriyor. Santiago Nunez, hızlı ve spektaküler denen bir oyuncu potansiyelidir. Arsene Wenger tadında bir hocası onu yanına alır. Bulundukları yer orta saha çizgisinin dibindeki taç çizgisidir. Hocası topu alır karşı kaleye vurur ve koş der. Bu hareketi 3-4 kez denerler. Nunez hiçbirinde topa yetişemez ve ne yapması gerektiğini anlar. Bir devrin sona erdiği dünya futbolunda artık Xavier Hernandez'in tartışmasız dünyanın en iyisi olduğu bu yeni dönemin kurallarını da yine Xavier Hernandez yazmaktadır. Futbolda bir devir sona ermiştir. Yeni dönemde oynatmayan, değil oynayan, göze hoş gelen pas bağlantıları, hız, tempo ve güzel futbol var. Umarım Türkiye olarak bu yeni dönemin en çalışkan öğrencisi oluruz. 

Read more...

Forma aşkı ve para

1 Aralık 2010 Çarşamba

Dünya üzerinde futbol aşkı olan her taraftar desteklediği takımının forma aşkı için oynayan oyunculardan kurulu olmasını ister. Barcelona'yı Barcelona yapan hayranlıkla izleten unsurlardan birisi de oyuncu kadrosunun formaya ve takıma olan saygısıdır. Kariyerinin başında 10 yıllık kupa kazanan oyuncuların daha fazla para kazanmak için oynamadığı, savaşmadığı aşikar. Para futbolda söz sahibi olmaya başladığından bu yana hatta büyük patron olduğundan bu yana futbol takımlarının kadroları taraftar gözünde ikiye ayrılır. Para için oynayanlar, takım için oynayanlar. Paranın forma aşkını bitirdiğini düşünüyorsanız yalnız değilsiniz. Carlos Tevez de sizinle aynı fikirde. Hatta bu duruma o kadar içerlemiş ki futbolu bırakmayı düşündüğünü de ifade ediyor.  ''Daha fazla futbol oynamak istemiyorum. Futboldan da futboldaki insanlardan da bıktım. Ciddiyim, futbol artık sadece para için oynanıyor ve bu benim hoşuma gitmiyor. Etrafta çok genç futbolculara menajerlik yapan birçok kişi var. Bu genç oyuncuların şampiyonluklar kazanmakla ilgilenmemeleri berbat bir şey. Sadece parayı istiyorlar'' Futbol piyasasında çok sayıda ''eğitimsiz kötü adam'' var. Bugünlerde futbol piyasası kötü adamlarla dolu ve onlarla mücadele etmeniz gerekiyor. Ben bundan da bıktım. Avrupa'da 3-4 yıl daha oynar sonra giderim'' ''Bugünkü genç futbolcuların hiç eğitimi yok, bu yüzden onları dinlemek istemiyorum. Boca Juniors'da oynarken Martin Palermo ya da Juan Roman Riquelme konuştuğunda onları dinlerdim. Bu yüzden genç bir futbolcu gelip Neden böyle yaptın dediğinde ona yumruk atmak istiyorum. Çünkü benim kariyerimde 13 kupa var''  Carlos Tevez İngiltere'de golcülüğü ile saygı duyulan bir isim. Mancini'nin sistemini onun üzerine kurması da ütopya değil. Tevez City'de haftalık 145 bin sterlin alıyor.  City gibi futbolcuların değerinden 4-5 kat fazla kazandığı. Yaya Toure'yi İngiltere'nin gelmiş geçmiş en çok kazanan oyuncusu yapan bir kulübün oyuncusu olan Tevez'in United'dan kaçma nedeni forma şansı bulamamasıydı. Bu Arjantinli'nin samimi açıklamaları bir yana futbol oynamaktan zevk aldığını attığı gollere bir çocuk gibi sevinmesinden bile anlayabilirsiniz.  Öte yandan altını çizdiği gerçekleri Ülkemiz şartlarına göre yorumlamak trajik sonuçlar doğurabilir. Tevez'in şikayet ettiği gençler para kazanırken kendilerini de geliştiriyor. Ne yazık ki ülkemizde biraz sivrilen bir genç oyuncu ise kişisel gelişimini durduruyor ve kendisini bulutların üzerinde görüyor. Tevez'in forma aşkı, futbol sevgisi düşünceleri çok kutsal ancak ülkemizdeki örnekler forma aşkı ile oynasa ne olur ? Cevap basit: Yıllık en az 2 milyon euro garanti para !

Read more...

Deplasman takımı Dortmund

Kabus gibi bir 10 yıl geçiren ve bu yıl eski renkli günlerine geri dönen Dortmund sadece eski günlerine dönmedi aynı zamanda Bundesliga tarihine de küçük şekiller vermeye başladı. Bu sezon Kagawa, Barrios, Nuri ile güzel bir ivme yakaladılar ve 14 hafta sonunda zirvedeler. B.Dortmund bu sezon oynadığı 7 deplasman maçını da kazanarak Bundesliga rekorlar kitabına adını yazdırdı. Dortmund bu rekora ulaşırken deplasmalarda 19 gol attı ve 5 gol yedi. Bu veriler de Dortmund'u Almanya'nın deplasmanlarda en çok gol atan ve en az gol yiyen takımı yapıyor. Bu hafta Nürnberg deplasmanına gidecekler Barrios iki hafta sakat. Bu sezon oynadığı tüm maçlarda 13 gol atmıştı.  Bakalım Jürgen Klopp ve öğrencileri kendi rekorumuzu kendimiz kırarız diyebilecek mi ?

Read more...

Kurtar bizi Grosso başkan

İtalya futbol olarak her zaman ilginç denebilecek yeniliklere imza atmıştır. Yakın zamanda taraftar kart uygulaması ile gündeme gelmişlerdi. Söz konusu kart; taraftar-takım arasında kredi kartı görevi görecek maç biletlerinden, market uygulamalarına her şey tek kartla olacaktı. Yürür, yürümez ama bir şeyler deniyorlar. Çizme'yi sarsan son olay ise bir grev kararı. Oyuncu sözleşmelerinde çıkan anlaşmazlık sonucu İtalya'da futbolcular 11-12 Aralık tarihinde oynanacak maçlara çıkmayacaklarını belirttiler. İşin ilginç ve zaytung'luk yanı ise haberin şu bölümü: Serie A'da forma giyen futbolcuların haklarını savunan sendika konumunda olan AIC birliği yeni sözleşme şartlarını protesto amacıyla bu grevi gerçekleştirildiğini açıkladı. AIC Başkanı Juventuslu futbolcu Fabio Grosso yaptığı açıklamada: "Biz her zaman anlaşmaya çalışan taraf olduk, ancak bunu başaramadık. Alınan karara göre 11-12 Aralık tarihlerinde oynancak lig maçlarına çıkmama kararı tüm Serie A futbolcuları tarafından alınmıştır" açıklamasında bulundu. İtalya'da işler Grosso başkana kaldı. İtalya futbol federasyonundan flaş şekilde ''Kurtar bizi Grosso başkan'' çağrısı gelirse şaşırmamak gerek. 

Read more...

Ajax yamyamı 7 maç ceza aldı

25 Kasım 2010 Perşembe

Bir dünya starı olmak ile bir hiç olmak arasında ince bir çizgi varsa bu tam da Luis Suarez'in yaptığı olsa gerek. Dünya kupası'nda 'tanrının eli'' pozisyonunu tekrarlamıştı. Bu kez PSV maçında bambaşka bir olaya imza attı. PSV maçının sertleştiği bir anda sert bir faul ortamı gerdi. Çıkan arbedede pozisyonların içinde olmayan Suarez, Otman Bakkal'ı ısırdı. De Telgraaf olayı ''Ajax yamyamı'' olarak duyurmuştu. Hollanda futbol federasyonu bu hareketten ötürü Suarez'e 7 maç ceza verdi. Tekme atanı, tüküreni, küfredeni, kendini yere atanı vb. bir çok olay görüldü ama rakibi ısırma belki de ilk kez görüldü. Kim bilir belki de Suarez soyunma odasında aldığı taktiği yanlış anlamıştır. 

Read more...

Etik mi? Epik mi ?

Jose Mourinho Ajax karşısında öyle bir hareket yaptı ki futbol dünyası ikiye bölündü. Maçı ne kadar yaşadığı, maç oynanırken kafasında neler olduğunu da göstermiş oldu. Ajax maçının 68.dakikasında bir haberleşme sistemi kurdu kulübeden saha içine. Sonrası malum. Xabi Alonso ve Sergio Ramos topu oyuna geç sokmaktan ikinci sarı kartlarını gördüler ve bir ay sonra oynanancak Auxerre maçında cezalı duruma düştüler. Tabi bu sarı kartlar ile her iki oyuncu da 2.turdaki maçlarda oynamayı garantiledi. İspanyollar Jose Mourinho'ya ve futbolculara ekstra bir ceza gelmeyeceğini düşünüyor. El Clasico öncesi kazan kaynıyor. Lobi çalışmaları hızlandı amaç Jose Mourinho'ya UEFA tarafından ceza verdirtmek. Bu tip bir olay ilk kez yaşanmadığı gibi UEFA'nın ceza verdiği emsal bir olay da söz konusu değil. 

Read more...

Alex Ferguson 21 yaşındayken...

Sir Alex Ferguson İskoçya, Scotland doğumludur. Doğum tarihi de yeni yıl akşamına denk gelir. 31 Aralık 1941. Bu idealist İskoç futbola forvet olarak başlar ve kariyeri boyunca İskoçya dışına çıkmaz. İskoçya içinde de 317 maç 170 gol bırakır.Rivayetlere göre Ferguson ''Manchester ile Şampiyonlar ligi finaline de çıksam, devre arası (eğer varsa) Rangers'ın maçını sorarım'' der. O derece Rangers'lıdır. Ferguson bu gece Manchester United ile Ibrox'ta 3 puan aldı. Alex Ferguson 21 yaşındayken Ibrox'ta hat-trick yaparak İskoç futbolunun gündemine bomba gibi düşer. St.Johnstone ile bu başarısı onu Dunfermline'a taşımış. Sonrasında ise çok sevdiği Rangers forması ile tanışmış. Rangers'tan ayrılma nedeni de karısının dini olduğu söylenir. Ferguson bu gece kariyerinde oynadığı 6 takımdan biri olan Rangers'a karşı Ibrox'ta anılarını canlandırdı. 1986'da Manchester'a geldiğinde. United'da dönemin sahiplerine ''Çok içip kafayı bulmuşlar, bu sebeple menajer Ferguson'' gibi ağır eleştiriler gelmişti. O Ferguson 'sir' ünvanı alacak kadar büyüdü Britanya'nın her yerinde. 68 yaşında olmasına rağmen; Liverpool'un şampiyonluk sayısını geçmek gibi motivasyonlarla hala işinin başında. Jose Mourinho onun için '' Onu Sir Bobby Robson'a benzetiyorum onun gibi futbola ve hedeflere doymuyor'' demişti. Futbolda sir olmak kolay olmasa gerek.

Read more...

Xavi'den inciler

El Clasico yaklaştıkça heyecanla birlikte demeçler de artıyor. Xavi Hernandez bir çok açıdan inci denilecek açıklamalarda bulunmuş. Sahada konuşmasına alışkınız ama bu kalitede bir oyuncunun yaptığı bazı açıklamalar maçın büyüklüğünü de gösteriyor. Xavi'nin açıklamalarının tamamında göreceğiniz diğer unsur ise doğal bir samimiyet....Xavi Hernandez'den sadeleştirilmiş inciler.

Unutamadığın en iyi derbi ?
3-0 yendiğimiz maçtı (2004/2005) Bireysel ve takım olarak çok iyiydik. Maç boyunca nefes almadığımı yaşamadığımı hissetmiştim. Deco'nun bize ''Maçın tamamında baskıyı kaldırmalı ve savaşmalıyız'' dediğini hatırlıyorum. Fizik olarak da harika bir maç çıkarmıştık.

Unutamadığın en kötü derbi?
2003/2004'de 0-1 kaybettiğimiz maç. O maçta aşağılık duygusuna kapılmıştık. Real Madrid Beckham, Zidane, Carlos ile geldi. Çok iyiydiler ve kendimizi çaresiz hissettik.

Eğer birlikte bir öğle yemeği yiyecek olsan kimi seçerdin? C.Ronaldo mu ? Jose Mourinho mu?
Tabi her ikisi ile de futbol konuşacağımızı düşünerek cevap vermek isterim. Muhtemelen Mourinho'yu seçerdim. Kim daha fazla tecrübe istemez ki?

Derbilerdeki en savaşçı futbolcu? (idol anlamında)
Zidane. O harikuladeydi. Bana top saklamayı öğretti. 90-2000'li yılların en iyisiydi.

En başbelası futbolcu kimdi ?
Makalele. Çok sert bir oyuncuydu. Onu gördüğüm zaman tek düşüncem ''beni talan edeceğiydi'' tıpkı Redondo gibi.

Unutamadığın gol?
Barnebau'daki son dakika golü.. 

El Clasico'larda aldığın en iyi tavsiye ?
Guardiola'dan... ''Sahaya çık eğlen ve oyundan zevk al bunu takımın da yapmasını sağla. Felsefemizi kaybetme.''

Rakipten aldığın unutamadığın bir yorum?
18 yaşımdaydım bir Clasico mağlubiyeti hatırlıyorum. Barnebau'da Raul yanıma geldi ve bana bir tokat attı ''Sakin ol, rahat ol'' dedi. Şok olmuştum. Yaptığımız iyi şeyleri anlatmıştı. Adeta bir hiyerarşiydi bu.

Hayatından silmek istediğin şey?(derbi özelinde)
Barnebau'daki 4-1'lik mağlubiyet. Kendimi çok aciz hissetmiştim. Sanırım 2-6'lık maçta da onlar hissetmiştir aynı şeyleri. 

El Clasico'yu neyle kıyaslayabilirsin ?
Real Madrid'i yenmek orgazm olmak gibi. 

Eğer şansın olsaydı Madrid'den kimleri transfer ederdin?
Arkadaşlarım Casillas ve Xabi Alonso'yu

Madrid'de hayran olduğun futbolcu?
Raul hayranıyım hemde çok. İyi de bir arkadaşlığımız var.Hierro'yu da sayabiliriz kaptan ve harika bir insandı.Fakat daha sonra gerçekliğe sığmayacak şeyler söyledi ki hoş değildi. 


Read more...

2010 yılı gol kaçırma yarışı

24 Kasım 2010 Çarşamba

Ligimizde Güiza örneği olduğu için bize sıradan gelebilir bu gol kaçırma pozisyonları ancak 2010 yılında gözümüze sıklıkla çarpan bir durumdu. Polonyalı bir oyuncu ise bu yarışın en talihsiz ismi; Jakub Blaszczykowski. Dortmund'un 1-2 kazandığı Freiburg deplasmanında Blaszczykowski öyle bir gol kaçırdı ki tüm Avrupa'nın dikkatini çekti. Dortmund'un hocası Klopp ''Bu tip şeyler olabilir normaldir ama bundan sonra bu pozisyonu her yerde izleyebiliriz'' gibi bir yorum yaptı. İddialar Jakub Blaszczykowski'nin 2010 yılı ve 2011 yılı gol kaçırma yarışında şimdiden lider olduğu yönünde..

Read more...

El Clasico öncesi

23 Kasım 2010 Salı

Almeria Barcelona maçı üzerine bir soruya ; Barcelona, Pazartesi de Real Madrid'e 8 tane atsın o zaman!  

İşte meydan, işte yiğit diyor Ronaldo...


Read more...

TV görüntüsüyle ceza

FIFA başkanı ve UEFA başkanı ortak bir akıl ile kameraların maçların her detayını göstermesine bir başka deyişle sahanın içine girmesine karşılar. Nedenleri ise futbolun doğallığını bozma endişesi. Bir çok uygulaması yanlı olan bu iki kurumun üst düzey ağızlarının bu tavrı kanımca son derece doğal. TV görüntüsünden ceza verme işi de muhtemelen bir tek bizim ülkemizde farklı olur. Avrupada herhangi bir ülkede maç yayınlanır. Federasyon itiraz edilen yada kontrol edilen görüntüden cezasını verir. Tıpkı Newcastle'lı Mike Williamson'un Elmander'e alakasız bir yerde topsuz bir alanda kafa atmasına 3 maç ceza vermesi gibi. Bolton, Newcastle'a 5 atınca sahada Newcastle'lılar oldukça sertleşti. Coloccini'nin de Elmander'e yumruk atarak kırmızı görmesi bir başka örneği. Howard Webb büyük hakemlik örneği gösterdi ve tereddütsüz kırmızı gösterdi. Ceza meselesine dönersek, sahada oynanan futbolun perde arkasını göstermek bizde farklı algılanır. Ülkemizde teknik direktörlerin, futbolcuların ettiği küfürleri, rakibi kızdırıcı hareketlerini ön plana çıkarmak, daha maç oynanırken x soyunma odasına gitti, y gitmedi diye fitne yaymak bizim ülkemizde maç yayınlarının perde arkası. Yayıncı kuruluş dünya kupasında kullanılan kameralara Yılmaz Vural'ın garip hareketlerini slow motion'da seyrettirmek için mi 400 milyon euro verdi. Bu mesele ülkemizde resmen uygulansa pazar akşamları TV programları hakem hocası adı verilen (bir kaç isim müstesna) hakemlik yaptıklarında hakemliği bile sorgulanan ulemalarla saatlerce ceza kesecek, spor gazeteleri ikiye bölünecek; 'Y attığı tekme için 3 maç ceza alıyor en az 5 olmalı' bir diğeri '2 maç yeter'  diyecek ve bu gündem maddeleri futbolun önüne geçecek. %90 tartışmalı pozisyonlar %10 futbol dolu programlar çoğalacak. Biz en iyisi TV'den izleyelim Avrupalı ceza versin biz ahkam keselim. Hem Avrupalılar düşünsün bizim Erman hocamız, Ahmet Çakar'ımız var... !

Read more...

Fanatik gazetesine cevap : 98>100

22 Kasım 2010 Pazartesi

Futbol zor bir oyun mu? İstediğin pası nasıl istediğin yere atıyorsun? Mimarlık mı okudun?" sorusuna Alex, "Futbol zor bir oyun ama, hem zor hem de basit bir oyun. Futbolun zor olan kısmı ise onu basit oynayabilmek. Basit oynarsınız kendi adınıza kolaylaştırırsınız. Sırrı basit oynamak" diye cevap vermişti özel bir röportajda. Semih Şentürk'ün Alex için 'Onun tek farkı hepimizden 2 saniye önce düşünmesi 1 saniye önce hareket etmesi' dediğini de cebimizde tutalım ve 2004 yılına dönelim. Alex Kadıköy'e ilk çıktığında topla ilk buluşmasında Tuncay Şanlı'ya 30-35 metreden derinlemesine bir pas veriyor Tuncay her zamanki savurganlığı ile o pozisyonu harcıyordu. İşte o ilk an Alex'in farklı bir oyuncu olduğunun sinyallerini veriyordu tabi görmesini bilene. Türkiye'de kırılmadık istatistik bırakmadı bugüne kadar. Alex ile birlikte gelişen istatistiklerinin sonucu olarak 'meyve veren ağaç taşlanır' işlemeye başladı. Alex De Souza 2004 yılından bu yana istikrarlı olarak eleştiriliyor. Koşmuyor, küçük maçların adamı, Avrupada yok, zıplamıyor, uçmuyor, diziyle bine kadar saydırmıyor.. gibi abukluğa ulaşanları bile olmuştur belki de. 

Alex De Souza 2010-2011 sezonunun başından beri kötü günler geçiriyor. Büyük kulüplerde mümkün olduğu kadar takımda tutulan bu bayrak adamlar bizde tam tersi mümkün olduğu kadar çabuk küstürülüp gönderilir. Zor ve kötü geçen sezonun belki de tek güzel tarafı Alex'in Türkiye liglerinde 100 gol barajını aşmasıdır.  100 gol barajını aşan bir futbolcu eleştirilir mi ? Bunu da Alex yapınca öğrendik. Fanatik gazetesi günlerdir ısrarlı bir yayın politikası ile'Vallahi 100 değil 98 gol attı Alex, Allahını seven 2 golü silsin' baskısı yapıyor kamuoyuna. Bunun neresi gazetecilik? Federasyonu göreve çağırmalar, özel yayınlar röportajlar. Sanırsınız ki Alex'in ligdeki son maçıydı koca sezonda 2 gol daha atamayacak. ''Federasyon göreve ! Allah Allah neden silmiyorlar'' baskısı sonuç verebilir. Alex De Souza'nın attığı sayısız golleri, istatistikleri başarıları yerine, bardağın boş tarafına bakmak mı gazetecilik!  2004/2005 sezonunda Nobre'nin saçına değmiş, TFF Alex'e yazmış, 2005/2006 sezonunda ise kendi kalesine yazılması gerektiği iddia edilen golü TFF Alex'e yazmış. Yahu sormazlar mı kardeşim 4-5 yıldır ne yapıyorsun sen !  

Başta Alex De Souza'nın isabetli pas sorusunda verdiği cevapta Futbolun zor olan kısmı onu basit oynamak cevabına değinmiştim, gazetecilik de zor bir iş olabilir ama Fanatik gazetesinin bu işi basit yaptğı değil basite aldığı da aşikar.  Fanatik gazetesine cevap: 98>100 olacaktır. Alex De Souza bu ülke tarihinin en iyi 5 yabancısından biridir. Kişilik olarak bizim tabirimizle 'efendi' olmasa fanatik gazetesine: ''Siz kimin fanatiğisiniz? 4-5 senedir neden sorgulamadınız bu iddiaları? Amacınız üzüm yemek mi bağcıyı dövmek mi? de diyecekti belki ama en iyi olmasının bir yanı da bunları söylememiş, konuşmasını sahada yapmış olması zaten. 

Read more...

Nefret edilen futbolcular

20 Kasım 2010 Cumartesi

Bir futbolcudan nefret etmek için iyi bir nedeninizin olmasına gerek yoktur. En basit yolu rakip takımda oynuyor olmasıdır. Sizin takımınıza attığı gol, attırdığı gol, oyunu, maç içindeki davranışları, beyanatları sizi çılgına çevirmeye yeter ve nefret edilen futbolcular listenize eklersiniz ilgiliyi. Nefret edilen futbolcular listesinin birde benzin döküp yakılası futbolcular versiyonu vardır ki, Materazzi, Van Bommel, De Jong gibi futbol kasaplarının bu listede özel yeri vardır. Bilgiye ulaşmak günümüzde çok zor değil bu bakımdan ''insanlık dışı fauller'' konulu küçük bir araştırma yaparsanız bu üçlünün başını çektiği bir liste çıkar karşınıza. Futbolcudan nefret etmenin bir diğer yolu ise o futbolcunun rakibinize transfer olmasıdır. İlgili futbolcu rakip takıma imza attığı gün listeye eklenir ve özel nefret ve kin güdülerinden nasibini alır. Ülkemizde en son örneği Tümer Metin'di. Neyse ki Tümer kişiliği ile hala her iki camianın da sevdiği futbolcular arasında yer alıyor ancak bu büyük bir kesimin ondan nefret etmesini de değiştirmiyor. İngiltere'de haftanın maçı bir derbi. Kuzey Londra derbisi. Arsenal ve Tottenham 20.11.2010 Cumartesi günü kozlarını paylaşıyorlar. Maçı ilginç kılan ise İngiltere'nin diğer 3. Londra takımı olan Chelsea'nin de formasını giyen Gallas'ın yalnızca 6 ay önce Arsenal forması giyiyor olması. White Hart Lane'de hoş karşılanmayan bu durum Emirates'de Arsenal'li taraftarlarca da hoş karşılanmayacaktır. Gallas'ın nefret edilen futbolcular listesine girip girmeyeceğini kestirmek zor değil. Arsenal'li taraftarların Chelsea'ye geçen Ashley Cole'un adından esinlenerek besteledikleri ağır tezahürat buna bir örnek. Şimdi nefret edilen futbolcular listesinin en bilinen örneklerini hatırlayalım.

Sol Campbell
Campbell 9 yıl Tottenham'da forma giydikten sonra 2001'de Arsenal'e bedelsiz olarak geçmiş ve İngiltere'de o dönemde futbolun en büyük hainleri listesinde 1.olarak gösterilmişti. Robert Pires'in golüyle 0-1 önde götürdükleri bir maçta son saniyelerde Gustavo Poyet ile yedikleri beraberlik golü Campbell'ın moralini bozmuş maç sonunda White Hart Lane'de Tottenham taraftarlarıyla esaslı bir tartışma yaşamıştı.

Luis Figo
Luis Figo 2000 yılında Real Madrid'e imza attığında adeta yer yerinden oynamıştı. Sporting çıkışlı olduğu için bana hep C.Ronaldo'nun abisi izlenimi vermiştir. Figo Madrid'e geçtikten sonra başına gelecekleri bilecek kadar zeki biri olduğundan 2 yıl Camp Nou deplasmanlarından kaçtı. 3.yıl Camp Nou'ya çıktığında azaldığını düşündüğü nefret daha da büyümüş Figo'ya viski şişeleri devasa boyutta şampanya şişeleri yanı sıra sayısız yabancı madde atılmış hatta dünya futbol literatürüne en ilginç protesto olarak girecek bir hareketle domuz kafası atılmıştı.
Wayne Rooney
Rooney ilk golünü attığında yaşı 16'ydı ve o golü Arsenal ağlarına ünlü kaleci Seaman'a harika bir vuruşla atmıştı. Rooney'in büyük bir futbolcu olacağı o zamanlardan belliydi. Muhtemelen Everton'lılar onu kaybederlerse adresin Liverpool olmasından korkuyorlardı. Onları rahatlatan tek şey vardı. Genç Rooney'in şiar edindiği 'Bir kez mavi olduysan her zaman mavisindir' sloganıydı. Rooney ben mavi doğdum mavi ölürüm diyecek kadar sadakat gösterdiği Everton'dan 2004 yılı transfer sezonunun son gününde ayrıldı. Goodison Parkt'ta ona 'Bir zamanlar maviydin, Şimdi kırmızı. Bizim kalplerimizde ise her zaman ölüsün' diyorlar. Açıkçası birbirlerini sevmeyen ve nefret eden taraflar.
Ashley Cole
Birçoklarına göre Dünyanın en iyi sol bek oyuncusu. İngiltere'nin en iyisi olduğu açık. Onu listeye ekleyen ise 2006 yılında Arsenal'den Chelsea'ye geçmesi. Hem de Gallas'la takas edilerek. Her ikisi de huzursuzluk çıkarmış renklerini değiştirince rahatlamıştı. Arsenal taraftarları ona şiddetli nefret duygularını sunmaktan zevk alıyor. Şüphesiz onlar için listenin başında. Sadece taraftarlar değil Arsenal'i benimsemiş oyuncuların da nefret listesinde yer alıyor. Karşı karşıya oynadıkları bir maçta Fabregas'ın Ashley Cole'a attığı ve Fabregas'ın kariyerinde bir eşi olmayan ölümcül tekme hala unutulmadı.
Carlos Tevez
Büyüklerimizin, 'bizim oraların bir lafı var' diye başladığı cümleler vardır ya onlardan birisi de erkek olan birine söylenen 'Sen kadın olsan iki milleti savaşa sürüklersin' vecizesidir. Carlos Tevez tam da bu vecizeye müstehak bir oyuncu. Manchester United'dan ayrılma nedeni kesinlikle kendisine yapılan bir haksızlık değildi. Süre alamadığı için isyan etti. 'Bizi bırakma Tevez' kampanyası yapan taraftarlara şirin gözüktü ve ezeli rakip City'e imza attı. İmza atmakla kalmadı ilk karşılaştıkları maçta eski arkadaşlarına şiddetli tekmeler de attı. Tevez artık Old Trafford'un nefret tohumu. Her ziyaretinde Old Trafford onu şiddetle karşılayacak.

Read more...

Bu görüntü 500 bin sterlin eder mi?

19 Kasım 2010 Cuma

Steven Gerrard'ın milli maçta sakatlandığı ve bir ay kadar takımdan ayrı kalacağı haberinin bir başka boyutu. Gerrard'ın hafif sakatlığı olduğu ve maçta 60 dakika oynaması gerektiğini rica eden Liverpool yetkililerine 'tamam' diyen Capello, 85.dakikada sakatlanıp çıkana kadar Gerrard'ı oyunda tutmuştu. İngiltere'nin Fransa'ya Wembley'de 1-2 kaybettiği maçta Barry ve Ferdinand sakatlanınca ''Sahada tecrübeli bir isim olması gerekiyordu, Liverpool yetkililerine bir saat sözü vermiştim ancak Gerrard'ın sahada kalması gerekiyordu'' beyanatı veren Capello, Liverpool'un hedefinde. Liverpool sağlık ekibi 'Oyuncumuzu Capello sakatladı' diyor. Milli maçta oyuncu şu kadar dakika oynar diye bir kural yada anlaşma yok. Kulüpler federasyonla böyle bir anlaşma yapamıyor ancak oyuncusu sakatlanan kulübe ödeme yapabiliyor federasyonlar. Steven Gerrard 1 ay yok. Gerrard bu durumu anladığında zaten yüz ifadesi insanın içini acıtıyor. Federasyon bu bir aya karşılık Liverpool'a 500 bin sterlin ödeyecek. Gerrard'ın bu görüntüsü 500 bin sterline değer mi?

Read more...

Jose Mourinho'ya hücum

Fotoğraf Marca gazetesinin manşeti. İspanya'da Marca Real Madrid'in Mundo Deportivo Barcelona'nın gibidir. Orada gazeteler bizim spor gazetelerimiz gibi değil. Bu manşeti bir Barcelona gazetesi de atamazdı elbette. Haberin özeti; İspanya federasyonu, rakip futbolcular, teknik adamların Jose'ye sataşmaları ve son olarak Murcia maçında hakeme hakaretten iki maç ceza alması sonucu herkesin Jose Mourinho'ya saldırdığını öne çıkartma. Bu manşet bir bakıma Jose Mourinho'nun gücünü ve başarısını da simgeliyor. Jose Mourinho her zaman böyle durumlarda kalmış ve motivasyonunu da bu durumlarla kazanmıştı. Saha içinde ne yapıyorsa saha dışında da aynısını yapıyor. Üstün bir akıl ile takımı yönetiyor. Jose Mourinho her türlü saldırıya karşı koyabilecek güce sahip ve bu yeteneği onu güçlü ve başarılı kılıyor. İtalya günlerine dair küçük bir anekdot ile bitirelimBologna teknik direktörü mihajloviç, mourinho için "mourinho ile futbol konuşmam. futbol oynamamış birinin bazı şeyleri anlamasını beklememek lazım" dedi. mourinho çok kısa bir süre sonra mihajloviç'e kendi stilinde cevap verdi; "jokey olmak için önce at mı olmak gerekir?" 

Read more...

Yeni Emre !

Resmi daha iyi görmek için üstüne tıklayınız.

Read more...

Türk'ün ateşle imtihanı

Türk milli takımı için herkesin aksini düşünen ve ısrarla yazan Uğur Meleke milli takımımız ve Hiddink için ''Bizim zaten bir ekolümüz var, biz son dakikaya kadar mücadele eden maçı bırakmayan yapıda bir takımız ve son 5 büyük turnuva katılımımız ve derecemiz iyi seviyede.'' görüşünü öne sürüyor. Hiddink'in kısa sürede bize süper bir ekol hediye etmesi zaten akıllıca da değil. Milli takımla çok fazla birlikte olmayan milli takım hocaları zaten her başarısızlıkta topun ağzındadır. Milli takım teknik direktörlüğü de çoğu kez turnuva performanslarına göre şekil alan bir kurumdur nazarımda. Bir musibet bin nasihatten iyidir derler ya atalarımız milli takımımız için birebir uyan harika bir söz. Biz arka arkaya iki musibet aldık iki bin nasihat değil ama dört bin eleştiri aldık. Fakat musibetin büyüğü Azerbaycan maçıydı ve artık milli takımda bir şeyler değişecek dedi herkes. Hollanda maçı Türk'ün ateşle imtihanıydı bana göre ve biz bu imtihanı geçtik. Zayiat var mı? Kanımca Sabri ve Servet tercihleri de işin zayiat kısmıydı. Sahada oynanan futbol, taktik-şablon bir yana bizlere mücadele ve milli takım kimliği sundu. Bu bakımdan bizim açımızdan taktiksel olarak değerlendirilmemesi gereken bir maç olduğunu düşünüyorum. Saha içinde yer alan oyunculara bakalım

Hollanda
Stekelenburg, Van Der Wiel, Heitinga, Mathijsen, Wisgerhorf, Pieters, Maduro, Schaars, Lens, Van Persie, Van Der Vaart, Drenthe, Huntelaar, Babel, Sneijder, Janssen, Afellay 

Hollanda milli takımı kadrosunda Manchester United, İnter, Barcelona (Afellay), Real Madrid, Arsenal, Ajax, Liverpool'da oynamış ve oynayan oyuncular ve Dünya kupasında final oynayan oyuncular var.

Türkiye
Volkan, Gökhan, Serdar, Servet, Ismail, Burak, Mehmet, Nuri, Selçuk, Yiğit, Sabri, Engin, Hamit, Yekta, Umut, Kazım

Kadromuzun etki alanı sadece milli takım değil. ''Hakeden formayı alıyor milli takım forması giymek için Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş'ta oynamama gerek yok Kasımpaşaspor'daki performansım da beni milli takıma taşıyabilir'' mantalitesi ile öncelikle ligimizi etkileyecektir. Milli takım özelinde baktığımızda ise sahada geleceğin milli takımı güzel sinyaller verdi. Trabzonspor'da Stankovic gibi mücadele eden Engin, Umut ve maç başında tarihimizin en güzel gollerinden birini kaçıran Burak, Serdar, Nuri, İsmail, Yekta gibi oyuncular ile isimlerin değil Türkiye'nin milli takımı görüntüsü en büyük kazancımız.  Zayiatları da hesaba katarak gelecekte zayiat vermeden ilerleyecek, kazanacak, gurur duyulacak bir milli takım ışığını ben gördüm. Allah utandırmasın...

Read more...

Sihirli oyuncular

Futbolda sihre inanıyorsanız bu sihri ancak sihirli ayaklar yapabilir. Sihirli ayaklar başlığı ile premier lige döndüğünüzde ise aklınıza çok kişi takılmaz. Bu oyuncuların içerisinde bu konuda en maharetli isim ise şüphesiz Cesc Fabregas... Bir dönemler Türkiye milli takımı maç önlerinde her zaman Hakan Şükür'ün gol attığı maçlarda kaybetmiyoruz istatistiği verilirdi. Sihirli ayak Fabregas'ın da böyle bir istatistiği var. Premier lig genelinde baktığımızda sadece üç oyuncuda gözüken bu istatistiğin lideri Cesc. James Milner gol attığı 23 maçta sahadan yenik ayrılmadı. Chelsea'li Kalou ise gol attığı 26 maçta yenilgi tatmadı. Arsenalin sihirbazı Fabregas ise gol attığı 31 maçta 'kaybeden' olmadı. Kalou ve Milner'ın maç süreleri elbette ideal 11 oyuncusu seviyesinde değil. İstatistiğin Fabregas kısmına baktığınızda ise Arsenal'de bazı şeylerin cevabını alıyorsunuz.

Read more...

Liverpool'a kötü haber

Son 3 yılda Liverpool'da istikrarlı bir düşüş var. Bu kadro kalitesi başta olmak üzere yönetime hatta malzemeciye kadar uzanan bir silsile. Bu silsile içerisinde Liverpool'u sevenlerin yüreğini burkan birkaç detay var ki bunların en önemlisi de Steven Gerrard'ın durumu. Tüm hayatını Liverpool'a adayan bu güzel Scouse insanı Liverpool forması ile bir şampiyonluk kupası kazanamadan futbola veda edecek neredeyse. Liverpool önümüzdeki 2-3 yıl içerisinde şampiyon olur mu diye bir anket başlatılsa sadakat, sevgi ve isteği ile evet diyecek ilk adam Gerrard İngiltere'nin Fransa ile oynadığı maçta sakatlandı ve 4 hafta yok. Liverpool zaten biraz Torres biraz Gerrard'dı. Şimdi hiç tadı kalmadı. Liverpool'a 4 hafta ara verme zamanı. Ligde 11.sıradalar ve bu sezon deplasmanlarda sadece 5 puan topladılar. 

Read more...

Robert Pires devam dedi

Robert Pires 37 yaşına Villarreal forması ile girdi. Tabi futbola veda edeceği düşünülüyordu ki Pires futbola geri döndü. Hem futbola hem İngiltere'ye. Championship yada İngiltere'nin Katar'ı Notts County'e de değil üstelik Premier lige döndü. Aston Villa Pires ile 6 aylık sözleşme imzaladı ve Pires yeni yılda Aston Villa formasıyla Premier ligde yer alacak. Son 4 yılını İspanya'da Villarreal forması ile geçirdi Kariyeri Metz ile başlıyor sonrasında ise Marsilya dönemi. Tüm bu süreçte  Pires deyince akıllarda kalan tek şey Marsilya sonrası transfer olduğu Arsenal ve Arsenal yılları olacaktır şüphesiz. Şimdilerde Amerika'da futbol hayatını sürdüren Ljunberg ile birlikte İngiltere'nin en iyi kanat oyuncuları oldular uzun süre. Pires oynadığı sade ve ofansif futbol, estetik ortalar, attığı milimetrik paslar ile dönemin Arsenal'inin mihenk taşıydı. Arsenal ne kazandıysa altında büyük emeği olan oyunculardan. Futbolu bırakınca Arsenal dışında hatırlanacağı yeni macerasında Pires'e başarılar.  Küçük bir anekdot; 2004 yılından bu yana Fransa milli takımı forması giymeyen Pires milli formayla 14 gol attı ve bu gollerin ilki ile sonuncusu Türk milli takımına.

Read more...

Messi tek başına bir takım mı?

Bazı yıldız oyuncular vardır kariyeri boyunca attığı gollerden çok attırdığı golleri, paslarını, oyuna nasıl nüfuz ettiğini, saha içindeki duruşunu hatırlarız ve bu oyuncular bu özellikleri ile yıldız olmuşlardır. Zidane kariyeri boyunca sadece gol attığı için efsane değil örneğin. Bu tip yıldız oyuncu stilinin tam tersi ise Messi. O kadar çok gol atıyor ki attığı gollerden hareketlerine paslarına dikkatini veremiyor insan çünkü o hep attığı gollerle akılda kalıyor. Barcelona'da gol deyince akla gelen ilk isim olması da bu bakımdan sürpriz değil. Lionel Messi 2009/2010 sezonundan bu yana 44 La liga maçında 44 gol atmış. Deprotivo'nun aynı süreçte attığı gol sayısından bir fazla. Messi tek başına takım diyenlere güzel bir istatistik. 

Read more...

Piqué : Hakemler daima Real Madrid'e yardım ediyor

11 Kasım 2010 Perşembe

Kariyerine kaba taslak bakıp birde oynadığı futbola bakınca takdir etmemek elde değildir Piqué'yi. Pozisyon hataları yapan genç bir stoperden, dünya şampiyonu, la liga şampiyonu ve şampiyonlar ligi şampiyonu olan dünyanın sayılı defans oyuncuları arasına girdi. Piqué'nin futbolculuk kariyerinde geliştirdiği rekorları teknik direktörlük alanında yapan Jose Mourinho'nun saha içinde yaptığına bakmayıp sivri diline takan herkes ondan nasibini alır. Sene başından bu yana Barça ile uğraştı bu işin içinde psikolojik savaş da var elbette. Barcelona cephesi de boş durmuyor. Piqué ise adeta ateşle oynamış. ''En çok hakem hataları Real Madrid maçlarında oluyor, hakemler Madrid'e yardım ediyor. Tüm bunları biliyor ve bu garip şeylerle savaşıyoruz.'' Bu beyanat açıkça kılıç kuşanmaktı Jose'ye karşı ancak Piqué işi bir adım daha ileri götüren şu açıklamaları ile adeta savaş başlattı. ''Guardiola'ya ve Jose Mourinho'ya bakın. Guardiola tam bir centilmen ve sportmen. İyi işler yaptığında Madrid'i övmesini de biliyor. Madrid'in iki yılda 8 kupa kazandığını düşünsenize kim bilir neler olurdu? hem söyleyin kimin kadrosunda ilk 11'inde alt yapıdan on oyuncusu var. Biz ligin favorisiyiz onlar hakemlerin favorisi.'' Bu açıklamaların yanına Guardiola'nın geçtiğimiz hafta ''Jose Mourinho'ya cevap vermiyorum çünkü o buna değmez'' beyanatını da ekleyince İspanya'da 3.dünya savaşı çıktı çıkacak düşüncesi mübalağa olmuyor.

Read more...

Ronaldo'dan her şey olur ama...

Ronaldo Nazario Da Lima demek gol demek, golcü demek. Barcelona, Real Madrid, Inter gibi büyük takımlarda ve Brezilya milli takımında defalarca ben en iyi golcüyüm dedi. Attığı gollerde imzası olan ender gol sanatçılarından birisi. İnziva için Brezilya'ya çekildiğini biliyoruz. Göbekli ve şişman hallerini de gördük. Bu adamdan her şey olur ama banka hırsızı olur mu tartışılır. Ronaldo'nun film yıldızı olacağı haberi ilk kez 2009 Temmuz'da ortaya çıkmıştı. İran yapımı bir filmde rol alacak olan Ronaldo filmde bir banka hırsızını canlandıracak. Filmin çekimlerinin 2011'de biteceği ön görülüyor. Daha önce Brezilya-Portekiz savaşını konu alan harika bir nike reklamıyla izlediğimiz Ronaldo ilk kez sinema salonlarına konuk olacak. Ronaldo 2007'de The Simpsons'ta çizgi film karakteri olarak karşımıza çıkmış Homer'dan kırmızı kart görmüştü. Bakalım Ronaldo'dan banka hırsızı olacak mı?

Read more...

Gareth Bale röportajı

Dünya futbolu onu özellikle Maicon ile kapışmasından ötürü tanıdı ama Bale özellikle son iki yıldır premier ligde rakiplerin sağ yanını felç ediyordu. Redknapp'ın Ekotto'yu sol beke çekmesiyle yeni bir Giggs gelir mi sorusu cevap buldu adeta. Bale sadece Galler'li ve sol açık oynadığı için değil attığı goller ve oyun stili ile Giggs'in gençliğini de anımsatıyor. Bir anda dünyada haftanın futbolcusu olan Bale ile yapılan hoş bir röportajın sade hali.

Şampiyonlar liginde Messi'yi marke edecek olmak nasıl bir duygu?
Çok heyecanlı olacaktır. Ona karşı oynamak isterim, her zaman en iyilere karşı oynamak isterim çünkü onlardan çok şey öğreniyorum. Messi dünyanın en iyi oyuncusu ve onunla kapışmak isterim.

Sol bek mi sol açık mı oynamayı tercih edersin?
Asıl mevkim sol bek ama doğrusunu söylemek gerekirse ileri çıkmak en sevdiğim şey ve hücum etmek en güçlü silahım. Geçen yıl ligde gösterdiğim performans özgüvenimi arttırdı. 

Tottenham taraftarı senin gibi iyi oyuncuların yüksek bedelle satıldığını çok gördü, bu süreç devam eder mi?
Sanmıyorum. Berbatov'un satılmasını da istemedik ama teklif çok büyüktü. Büyük takım olmak istiyorsak oyuncu satmaktan vazgeçmeliyiz. Olması gereken şey bu.

Çok hızlı bir oyuncusun yarışma şansınız olsaydı kim kazanırdı ? sen mi, Lennon mu ?
Sanırım Lennon çünkü o fişek gibi. 

Kondisyonunu nasıl buluyorsun, fizik gücünü artırmayı düşünüyor musun?
Artık fiziksel antrenmanlara ağırlık vermiyorum. 1500 metreyi rahatça koşan okul çocuğu gibi hissediyorum kendimi. İpin ucunu kaçırmamalıyım.

Soyunma odası müzikleri ile kim ilgilenir ?
David Bentley kontrolü almayı sever. Maçlardan önce R&B resitali sunar. Hocamızın hoşnut olduğunu sanmıyorum.

Harry Redknapp ile aranız nasıl? otoriteyi nasıl kuruyor?
Onun bize verdiği en önemli şey özgüven. Bir baba olmayı da iyi bir patron olmayı da iyi beceriyor. Ne zaman birimiz kenara gelecek olsak yada maç içinde saha kenarına yakın olsak o hep rakibin bir zayıflığından bahseder bize. Bir çok özelliği ile diğer menajerlerden ayrılıyor.

Dürüst olman gerekirse Tottenham şampiyonluk mücadelesine hazır mı?
Tamamen hazır. Genç ve kaliteli kadromuz var geçen yıl yaptıklarımızdan daha iyisini yapabiliriz. Takımımız kaliteli ve çok iyi bir menajerimiz var.



Read more...

Arsene Wenger deyince...

10 Kasım 2010 Çarşamba

Arsene Wenger deyince aklınıza bir çok şey gelebilir. 14 yıldır Arsenal'i çalıştırdığı, genç oyunculara şans vermesi bir yana 15-16 yaşındaki çocuk denilecek yaştaki oyunculara bile premier lig kadrosunde yer vermesi, premier ligde biri namağlup olmak üzere yaşadığı 3 şampiyonluk, ekonomist olmasından ötürü iyi bir kulüp ekonomisi, her zaman göze hoş gelen futbol oynatması hatta vakti zamanında bunu bir adım ileri götürerek kimsenin itiraz edemeyeceği bir saptama ile Murat Kosova'dan gezegenin takımı payesi alması gibi bir çırpıda sayılacak çok şey gelir. Ancak bu narin Fransız teknik adamın garip bir alışkanlığı var. Arsene Wenger 1,93 boyunda ancak her zaman kendisine 2 benden büyük elbiseler seçiyor. Özellikle kış aylarında 3 beden büyük mont tercih ettiğini de gördük. Uzun boylu, fransız ve ingiliz halkıyla 14 yıl geçiren elit bir spor adamının bu huyunu açıklayacak tek şey gariplik! Arsene Wenger'e farklı gözle bakmak isteyenler, Arsene Wenger deyince çok renkli detaylar yakalama garantisi olan bu durumu da hatırlasınlar.

Read more...

Peter Crouch

9 Kasım 2010 Salı

Başka sevgilerde teselli bulamamış, zaman zaman göründüğünden daha yetenekli zaman zaman ise uzun ve yeteneksiz yaftasını kolayca yapıştırabileceğiniz bir oyuncu Crouch. Tottenham'da başlayan kariyeri belki de Tottenham'da bitecek. Bazen attığı ilginç gollerle bazen gol sonrası yaptığı danslarla gündeme gelen bu uzun adam aynı zamanda alemcidir de. 2,01'lik bu dev ingiliz golcü Premier ligde 773 dakikadır gol atamıyor. Neredeyse 9 maç! futbolcu olmasaydı barmen işleteceklere en güzel örneklerden biridir. 

Read more...

Liverpool mu geri döndü yoksa Torres mi?

8 Kasım 2010 Pazartesi

Liverpool sene başında Premier lige Aragones'li Fenerbahçe'den daha kötü başlamıştı. Sıralamada sezon başı ilginç istatistikler olur ya Liverpool durumu daha da ilginç hale getirerek 18.liğe kadar düşmüştü. Oysa onların amacı 18 olan Şampiyonluk sayılarını 19 yapmaktı. En son 1989/90 yılında şampiyon olan ve Premier lig adını aldıktan sonra İngiltere'de şampiyonluk yüzü göremeyen Liverpool, İngiltere'nin geçmişi en parlak ve köklü takımı velhasıl 2005'te aldıkları Şampiyonlar ligi kupası bile Liverpool'a Torres-Gerrard ikilisinin verdiği tadı veremedi ki bu da ilginç bir gerçektir. Bu ikili oynuyorsa Liverpool herhangi bir maç için favori gösteriliyordu. Kah Real Madrid 4-0 ile eziliyor, kah Old Trafford'da 1-4'lük destansı galibiyet alınıyordu. Ancak Benitez'in sonu olan şey tam da buydu. Bu iki oyuncuya bel bağlamak... Rafa gitti Hodgson geldi takım dibi gördü, en son Torres ayrılıyor haberleri çıktı ki bu takımın kapısına kilit vurmak demekti. Liverpool'un 2010-2011 sezonu özelinde en büyük sorunu da Torres'di zaten. Dünya kupasında sönük kalan Torres premier lige Güiza gibi başladı. Chelsea karşısında 2 gol atarak takımının 2-0 kazanmasında aslan payını alan Torres, bugün saha içinde Liverpool'u taşıyan adam olmaya geri dönmüştü. Liverpool kariyerinde ilk golünü Anfield'da Chelsea'ye atan 2 sezonda 50 gol atan Torres efsanesi geri dönüş sinyali verdi. Bu galibiyet ile sahasında 3.galibiyetini alan Liverpool'da sular kolay durulmaz, örneğin gelecek hafta Liverpool, Wigan deplasmanından eli boş dönebilir ancak Torres'in geri dönüşü orta ve uzun vadede onları yukarıya çekecektir. Küçük bir not Chelsea adına. Ancelotti'nin kadro zaafiyeti yaşadığını ön görmüştüm yıl içinde. Takım makine düzeni gibi ancak dişlilerden bir veya iki tanesi olmayınca tamamen duran bir makine. Lampard'ın yokluğunda Essien ön plandaydı ancak, hem Essien hem Lampard'ın yokluğunu kaldıracak kadro Chelsea'de yok. Örneğe analize gerek yok. Herhangi bir maçta Chelsea yedek kulübesine bakmak kafi.

Read more...

Filippo Inzaghi'den hat-trick

5 Kasım 2010 Cuma

Normal bir takım için yolun sonu gözükse de söz konusu Milan olunca en olgun çağlarında olan Filippo Inzaghi tam 37 yaşında. Günün birinde futbolu bırakırsa akıllarda kalacak en önemli aksiyonu attığı her gole ki boş kaleye bile yuvarlasa, kariyerindeki ilk gol gibi sevinmesidir. Milan-Real Madrid maçında oyuna sonradan girip 2 gol atarak hat-trick yaptı. Inzaghi bu  iki gol ile 3 rekor birden kırdı. Attığı 2 gol ile Avrupa kupalarında 70 gole ulaştı ve 69 gol ile zirvede yer alan Gerd Müller ve Raul'u geride bıraktı. Milan forması altında attığı bu 2 avrupa golü ile Milan formasıyla 40. Avrupa kupası golüne ulaştı ve kulübün Avrupa kupalarında en çok gol atan oyuncusu ünvanını Shevchenko'dan aldı. Inzaghi'nin kırdığı üçüncü rekor ise Milan forması ile tüm kupalarda attığı gol sayısını 125'e yükselterek Marco Van Basten'i geçmesi. Yaş 37, Avrupa kupalarının en iyi golcüsü ünvanı, Gerd Müller, Raul, Shevchenko, Van Basten gibi isimleri geride bırakmak... Hiçbir yönünü beğenmeseniz bile azmine ve isteğine saygı duymalısınız. ''Taraftarlarımıza bu rekorları kırma sözü vermiştim. Rekoru San Siro'da onların önünde kırmak her zaman hayalimdi. San Siro'da olduğum her an düşündüğüm tek şey formayı giymek ve sahaya çıkmak''... Tebrikler Filippo Inzaghi...

Read more...

Futbolu bırakmak

Henrik Larsson'un gözyaşlarıyla jübile yaptığı günden bu yana her jübile lafında içim burkulur. Futbolu bırakmak yeşil sahalara veda etmek futbolu bir aşk takımını sevgili olarak gören futbolcular için çok zor bunu Larsson sayesinde gördüm ama Ruben De La Red'in jübilesi gibi bir veda daha önce hiç görmemiştim. Real Madrid altyapı sisteminin son ürünlerindendi. 2007'de Getafe'ye kiralandı. Kalbindeki sorunlar nedeniyle 25 yaşında futbolu bıraktı. Basın toplantısında ne zaman futbol, Real Madrid diyecek olsa gözyaşlarını tutamadı ve hıçkıra hıçkıra ağladı. Alkışlarla gördüğü destek bile bu duygusal mağlubiyeti engelleyemedi. Basın toplantısında hemen sol yanında yer alan Jorge Valdano'nun  ''Ruben artık bizim antrenör kadromuzda ve Jose Mourinho labaratuarının bir üyesi. Ona kulübün tüm kapıları tüm imkanları sonuna kadar açık olacaktır'' açıklaması belki de kalbindeki sorununa küçük bir neşter darbesi vurdu. 

Read more...

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP