Related Posts with Thumbnails

Teknik Direktörümüz: Abdullah Avcı

18 Kasım 2011 Cuma

Hiddink için her şey belki de Olic, İstanbul'da 2.dakikada ağlarımızı sarstığında  bitmişti. Zoraki bir evlilik gibi geldi bize Hiddink-Türkiye ilişkisi. ''Fenerbahçe'den ayrıldığımda gazete arasına sarıp vermişlerdi paramı'' beyanatı var Hollandalının. Yıllar sonra çuvalla gidiyor olsa gerek ülkesine. Yolu açık olsun ama ben Hiddink'in bize ihanet ettiğini düşünüyorum zira bizler milli ruha en çok ihtiyaç duyduğumuz bir anda Avrupa'ya veda ettik ve Avrupalının tokadını yedik. Yücel İldiz'in ''Kan uyuşmazlığı oldu ne kadar yetenekli olursa olsun bizim oyuncularımız sırtını sıvazlamadan oynayamıyor bazen'' görüşüne de tamamen katılıyorum. Bugün bu sayfa kapandı ve Abdullah Avcı resmen Türk milli takımının teknik direktörü oldu. Kamuoyu görüşü ise beni umutlandırdı. Çünkü hemen herkes; ''başarılı olur ama biz değerini bilemeyiz'' görüşü vardı. Taraftar en azından şunu kabul etmiş; evet hocamız doğru. Federasyon başkanının da dediği gibi bu görevi hak ederek alan adam Abdullah Avcı ile ilgili 26 Eylül 2010 yılında bir yazı yazmış ve Goal.com'un kendisi ile yaptığı röportajı yayınlamıştım. Bu röportajı tekrar okuyanlar bu beyefendi insanın bu ulusa ne kadar yakıştığını daha iyi anlayacaktır. Almanya'nın geçtiği yollardan geçmek ümidiyle ülkemize hayırlı olsun...

Abdullah Avcı röportajı


Read more...

Nereye Gidiyoruz

14 Kasım 2011 Pazartesi


Futbol tarihimizin ilk yıllarını çok hızlı akan siyah-beyaz videolar ve fotoğraflarla hatırlarız. Bugün geriye doğru baktığımızda çok fazla yol aldığımızı söylemeliyiz. Ancak yine de EURO 2012 Play-off maçında Hırvatların bozgununa uğramamızı unutamayacağız. Aslında Türk futbolu için her şey 20 Haziran 1984’te Paris’te oynanan Batı Almanya-İspanya maçının 90.dakikasında İspanyol savunmacı Antonio Maceda’nın 90.dakikada attığı kafa golü ile başladı. Bu golle Almanlar Avrupa Şampiyonası dışında kalmış ve Jupp Derwall işsiz kalmış Türkiye’nin yolunu tutmuştu. Hikayenin devamı malum; çim sahalar, gurbetçi futbolcular, evrim geçiren Türk futbolcular (çalışma şekillerinin değişmesi), yeni antrenman programları… Özgüven kazanan Türk futbolu bugün ulusal takımı ve kulüp takımlarıyla Avrupa’nın çantada keklik görmediği ve Onlardan kupalar, dereceler alan bir güç. Hikayemiz her zaman iş yapacak türden ancak bugün geldiğimiz noktada futbolda tam anlamıyla bir çöküntü yaşıyoruz. Jose Mourinho İngiltere’ye geldiğinde ben 10 milyon teknik direktör olan bir ülkeden geldim demişti. Bizim de 73 milyon teknik direktörümüz var malum. Mesele Hiddink, Fatih Terim, Ersun Yanal ya da Abdullah Avcı’dan daha geniş kanımca. Dizilişler, alınan ve alınmayan oyuncular, primler, statlar kendimize çok malzeme çıkarırız. Türk futbolu için asıl tehlike EURO 2012’ye gidememek değil 4 yıldır kabus gösterttiği Hırvatistan’a kendi topraklarında karşılık bile verememesidir. Futbol ruhumuz çalındı. Sancağı alınan ordu gibiyiz. Dünyanın en iyi savunmacısı ya da golcüsünü yetiştiremediğimize ve bugüne kadar yaptıklarımızı da bilinen kadrolarımızla yaptığımıza göre ihtiyacımız olan şey ortaya çıkıyor. Bugün dünya üzerinde Hollanda – Almanya, Arjantin-İngiltere, Rangers-Celtic  gibi maçlar kesinlikle sadece saha içinde oynanmıyor. Bu maçlar bir protesto, bir başkaldırı, bir isyan. Şanlı bir tarihe sahip bir ulusun böyle hikayeler çıkarması zor olmasa gerek. Sahaya çıkan Türk mevkisini, formunu değil karşısındaki rakibi nasıl görmesi gerektiğiyle mücadele ederse 73 milyon taraftara sahip olur. Gascoigne gibi bir futbolcunun bir İngiliz halk kahramanı olmasının ardında, sarı kart görüp final maçında ülkesini yalnız bıraktıktan sonraki gözyaşları yatar. Evet Hırvat topları ile yıkılmıştı Mostar köprüsü, İzmir’de Yunanlılar denize döküldü. Tenha dağlarda şehit edilenlere yardım edenler malum. O halde bundan sonra yapacaklarımız da malum. Yoksa bir 60-70 yıl daha nereye gidiyoruz diye sorarız kendimize. 


Read more...

Manchester kaybetmez

16 Ekim 2011 Pazar

Liverpool-Manchester United maçlarından 2005 yılından bu yana ilk kez bir beraberlik çıktı ve bugün seri bozuldu. Manchester United sezona fırtına gibi girdi ve zorlanacakları fikstür zaten ilk 8-9 haftaya aitti. Liverpool maçları sezonun en zor maçı olacak diyen Ferguson'un bugün çekindiği de belliydi. Rooney ve Nani'siz 11 bunu gösteriyordu. Uyku veren ilk yarının ardından muhteşem bir ikinci 45 dakika izledik. Liverpool maçı domine etti ve bu sezon ilk 90 dakikasını oynayan Gerrard, Giggs'in baraj hatası ile golünü attı. Maçtan sonra 'barajın üstünden vurmayı düşünüyordum ama bu tip bir gol atmıştım Manchester'a tekrar denedim' diyen Gerrard maçın adamı ödülünü Ferdinand'dan alırken daha fazla şans bulduklarını söylüyordu. Kaptan sonuna kadar haklı ama İngiltere'de bir Manchester United gerçeği var. Futbolla az bir ilgisi olan birine kağıt kalem verin, en iyi orta sahalardan on kişilik bir liste yap dediğinizde bu kişinin aklına gelecek ilk seçeneklerden biri Gerrard olacak ve Manchester United orta sahasından birini yazması da zor. Futbolun sadece futbol olmadığına bir örnek bu durum. Zira bir takıma kısa sürede iyi oyuncular kazandırabilirsiniz ama Ferguson'un kazandırdığı gibi bir kazanma, büyük takım olma ruhunu kazandırmanız yıllarınızı alır. Belki de Ferguson'un yaptığı tek şey bu değil. Zaten Onun sırrı coca-cola'nın şifresi gibi. Birisi çözse O da emekli olacaktır.

Read more...

Maradona'nın hikayesi

1 Eylül 2011 Perşembe

Bu video Adobe Flash Player'ın son sürümünü gerektirmektedir.

Adobe Flash Player'ın son sürümünü indirin.

Küçük bir çocukkken, Dünya Kupası hayali kurdum.... Her zaman 1 numara Diego... Yönetmen Emir Kusturica'nın Maradona'yı anlatan belgeselinden... Maradona şarkıda kendisini anlatıyor, neden her zaman ki hala bile 1 numara... 10'un hikayesi 10'un dilinden....

Read more...

Real Madrid kaybediyor....

18 Ağustos 2011 Perşembe

Süper kelimesinin dilimizdeki anlamı; Nitelik, nicelik ve derece bakımından üstün olan. Barcelona Süper kupayı tam da bu anlama layık şekilde kazandı. Skor 3-2 olarak tarih kitaplarına geçse de Barcelona sahada nitelik, nicelik ve derece bakımından üstündü. Iniesta'nın ayağından gelen ilk gole mi bakmak gerek ? Messi'nin bilgisayarla animasyon çizer gibi attığı ara pasa mı ? Pique'nin altı Real Madrid'liyi oyundan düşüren topuk pası mı, Messi'nin saliseler süren bitirişi mi sizi hayran bıraktı ? Sahanın sağ tarafına örgü örer gibi paslaşmalar sonrası atılan 3.gol en çok Messi'ye mi yakıştı ? Arsenal'de 6 sezonda göremediğini Barcelona'da 20 dakikada gören Fabegas, Tüm enerji ve gayretiyle Pedro, Xavi... Real Madrid cephesinde ise nerdeyse karambol ile bulunan iki gol... Orta sahası yine ağır, forveti yine beceriksiz, Ronaldo'su yine en etkili ismi.. İspanyolca bilmiyorum ama 2-1 biten devre sonrası Real Madrid sahaya çıkarken Casillas soyunma odası önünde arkadaşlarına hiç de hoş şeyler söylemiyordu! Barcelona futbolun başka bir boyutunu oynuyor. Bu futbolun teknik taktik analizini yapacak yeterlilik çok az insan da vardır zira bu yeterlilik tek bir insandan değil bir camiadan oluşuyor. Hani takımım kaybetsin ama böyle oynasın diyeceğiniz türden bir oyun bu. Real Madrid sınırlı kadrosu yetenekli hocası ve isimleri ile yine sonuca gidemedi. Barcelona ilk kez üç yıl arka arkaya Süper kupayı alıyor bu rekor daha önce Real Madrid'e aitti. Real Madrid'de kaleler bir bir yıkılıyor. Dahası ne Barcelona ilk kez kazanıyor, ne Real Madrid ilk defa kaybediyor ancak maç içinde Pepe ve Marcelo ağırlıklı terör saldırıları güzel futbola vurulan bir darbedir. Dün gece maçı izleyip ortamı geren oyuncularının yarattığı kargaşada rakip takım yardımcı antrenörünün kulağını çeken, gözüne parmak sokan adam Jose Mourinho kaybediyor... Maç sonunda Jose Mourinho, Pepe ve Marcelo'ya övgüler yağdırıp hakemi hedef adam yapıyor.. Real Madrid kaybediyor... Maç kaybetmek, kupa kaybetmek telafi edilebilir ama Jose Mourinho ve Real Madrid'in kaybettikleri kolay kolay telafi edilemez Hele de milyonlarca insanın aklında Messi'nin Battalgazi gibi destan yazdığı bir akşam sonrası... 

Read more...

Romelu Lukaku'nun rüyası


Üstad Necip Fazıl ''Gördüğüm, değildi bildiğim dünya'' diye yorumlamış rüyayı. Uykunun kimi zaman en tatlı kimi zaman en korkunç anıları. Romelu Lukaku henüz 18 yaşında ve Chelsea'ye transfer oldu. Babası eski adıyla Zaire yeni adıyla Demokrotik Kongo Cumhuriyeti'nin milli oyuncusu apoletli. Lukaku, Anderlecht forması giyerken daha 16 yaşında okul gezisi ile Stamford Bridge'e gelir. Hatta futbolla da ilgisinden ötürü bu ziyaret okul yönetimi tarafından video'ya da alınır. Kayıtlarda Lukaku tribünleden Stamford Bridge'i izlerken '' bana bir top verin burada 5 saat hiç yorulmadan oynarım'' diyor. '' Eğer bir gün bu sahada top oynarsam eminim ki annem babam tribünde ağlıyor olacak çünkü bunu yapmaları için sadece buraya gelmem gerek'' diye rüyalara dalıyor. Bu kısa ziyaretin sonunda Lukaku tüm okul çıkmasına rağmen tribünden boş sahayı izlemeyi sürdürürken gözüküyor.Hocası geliyor ve ''Lukaku hadi uyan rüyadan'' diyor. Lukaku son sözü söylüyor... '' Bir gün Chelsea forması ile Stamford Bridge'e çıkacağım''... Daha da ötesi Chelsea'ye geçtikten sonraki ilk sözleri; '' 10 yaşımdan beri burada oynamayı hayal ediyorum. Drogba, Lampard Terry gibi oyunculara el sallamak istiyordum bu rüyalarımın gerçeğe dönüşmesi'' 

Read more...

Classico

15 Ağustos 2011 Pazartesi


İspanya Süper Kupası'nın iki ayaklı oynanıyor olması muhtemelen ilk kez garip gelmedi bizlere. Neticede daha geçen yılın beş El Classico'sunu sindirmeye çalışıyorduk ki yeni sezonun iki El Classico ile açılacak olması ne kadar şanslı bir kuşak oluşumuzu bizlere hatırlattı.

 
Barcelona parçalar diye düşünenler Mesut'un attığı gol sonrası geçen ilk 15 dakika sonunda 5-0'lık maçın rövanşı düşüncesine sahip oldular. Zira Barcelona parçalamak bir yana arka arkaya pas yapamayacak kadar etkisizdi. Real Madrid iştahlı ve istekli olmasına rağmen Mourinho'nun kaderi 2-3 futbolcu performansına bağlıydı. Real Madrid'i bu kadar diri, Barcelona'yı ise bu kadar etkisiz ve eksik görünce bu kez oldu diyen Real Madrid'liler ise henüz ilk yarı bittiğinde hayal kırıklığına uğradı. Villa'nın enfes golü ve son dakikalarda Messi'nin Ramos'tan sekip iki Madrid'liyi ipe yazması sonucu attığı gol. İşte bu iki gol maç sonunda bakıldığında Barcelona'nın tek etkili aksiyonları oldu ve Casillas kalesinde üçüncü kez tehlike görmedi. Ancak o goller Real Madrid'in hevesini kursağında koymaya yetti. Barcelona'ya karşı zaten etkisiz olan Real Madrid orta sahası, Xabi ve Khedira ile iyice hantallaştı. Pepe yine kasaplığa soyundu. Her şeye rağmen Ronaldo-Messi dışında Real Madrid'te Fabio Coentrao, Carvalho, Mesut maça sonuna kadar asıldılar. Sanchez Barça'da çizgide gelecekteki potansiyelini hatırlatsa da Barcelona Pedro'yu da aradı. Maç sonundaki genel kanı Real Madrid bu kadar kötü gününde yakaladığı eksik Barcelona'yı da yenemiyorsa tespitinin yanına parantez içinde Real Madrid Barcelona'yı futbol oynayarak, mücadele ederek oynatmadı yazmak yerinde olacaktır. Rövanş maçında Barcelona kadro alternatifini alacak ki devre arası açıklanan Fabregas bile sahada olabilir. Real Madrid ise sadece formayı değiştirip deplasman forması giyebilir. An itibariyle Jose'nin elinde bu imkan yok, Kaka'da ise gönlü yok.. Sonuç Süper kupa süper bir rövanş ile Nou Camp'da kalacak gibi bu durum da artık bir Classico olmak üzere...

Read more...

İşte Premier lig bu !


13 Ağustos'da başlayan Premier ligin 2011-2012 sezonu ilk golünü, sezonun ilk penaltısını kaçıran Luis Suarez kaydetti. Premier lige bu yıl iddialı başladı Liverpool. Takım oyuncusu tabiri kullanabileceğimiz oyuncuları kattı kadrosuna. Charlie Adam gibi. Sunderland önünde erken gol ile moral buldular ancak maç anında bir anket yapılsa Anfiel Road'da takımın şampiyon olacağı sonucu çıkmazdı. Sunderland ilk yarı boyunca hiç etkili olamadı. Zaten son 10 Liverpool maçında sadece 3 gol atabilmişlerdi ki bu 3 gol de Darren Bent'den gelmişti. Ancak ikinci yarı toparlandılar ve harika bir gol sonucu Sebastian Larsson skoru 1-1 yaptı. Liverpool gol sonrası yine Kuyt'a sarıldı ama maçı kurtaramadı ve Liverpool yine gülemedi.

Arsenal yeni sezona St. James Park'da merhaba dedi. Fabregas'sız çok maç oynadı bu takım ama onun külliyen olmadığı bir anda sıradan bir EPL takımı gibiydiler. Geçen yıl 30 dakikada skoru 0-4 yapan sonra o maçı 4-4'e getiren ruh halindeydiler. Çabaladılar gol bekledikleri yeni transfer Gervinho kırmızı kart gördü ve sonuç olarak Arsenal tatsız tuzsuz bir futbol ile 0-0 berabere kaldı. Wenger Jagielka'yı düşünüyor. Soyunma odasında daha çok yıldız olmalı diyen Nasri'nin de gitmesi an meselesi. Wenger'in en zor yıllarından birisi olacaktır bu yıl. Acilen bize yeni bir Fabregas, Van Persie sunması gerek yoksa Arsenal artık popülerliğini de kaybetmek üzere.

Chelsea'nin sezona 5-6 hatta 7-8 gol atarak başlamasına alışkınız. Bu kez yeni bir hoca ile başladılar lige Andre Villas Boas kendisini ispatlamış bir hoca buraya EPL'nin yanı sıra CL'yi almaya geldi burası bir gerçek. Ancak Chelsea'nin en güçlü bölgesi aslında en zayıf noktası. Orta saha.... Her şeyin sonunda orada ayakta kalan tek isim Lampard oluyor. Ramires ve Mikel oraya çare olamadılar. Stoke karşısında sert futbola boyun eğdiler. Stoke City bildiğimiz gibi Tony Pulis'in takımı hala taçtan gol atmayı deniyor. Takımın fizik gücü çok yüksek bu da Chelsea'ye yetti. Eridi gitti tüm çabaları. Chelsea geçen yıl olduğu gibi gittikçe oturan ve ivmesini arttıran bir ekip olabilir ancak geçen yıldan en az bir adım daha ileri gitmeleri şart yoksa sene sonunda dejavu yaşayabilirler.

Manchester United bizlere Community Shield maçında M.City'nin bu sezon neler yapabileceğini de, neler yapamayacağını da gösterdi. EPL'ye ise ilginç bir deplasmanla başladılar. Geçen sezon evinde 18'de 17 yapan United'a tek çelme West Bromwich Albion'dan gelmişti. Bu kez United işi sıkıya almış ve ilk 10 dakika abluka altına almıştı WBA kalesini bir klasik olarak Rooney ile golü de buldular. Ancak De Gea CS maçından sonra bir hatalı gol daha yedi ve maç bir anda 1-1'e geldi. Vidic ve Ferdinand da sakatlanıp çıkınca sezona 3 puanla başlaması zora girdi. Burada da bir United ve EPL klasiği devreye girdi ve Ashley Young ile United son dakikalarda öne geçti ve maçı 1-2 kazandı. Ferdinand 6 hafta yok. Ferguson maçın en talihsiz adamı De Gea için ''O daha çocuk öğrenecek ve üstesinden gelecek, bugün 20 yaşındaki De Gea'yı eleştirenler zamanında Schmeichel'i da ilk maçlarında eleştirmişti ancak sonradan onun tüm zamanların en iyi kalecilerinden biri olduğunu izledi''. Sir dediyse bize beklemek düşer. Ancak De Gea'yı anlamak kolay. La Liga'dan sonra gelip burada oynamak herkesin uzaktan goller attığı tempolu oynadığı bir maçı takip etmek,, 2-0 geriye düşüp Evans ile Cleverley ile Smalling ile maç çevirmek çok da alışık olmadığı şeyler olsa gerek.

Özetle Premier lig'de başlangıç ışıkları geçen yılı işaret etti ve işte Premier lig bu dedirtti.








Read more...

  © Blogger templates Newspaper by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP